Warning: Illegal string offset 'kategoriRenk' in /home/u9519926/public_html/wp-content/themes/haberadam/single.php on line 27

Warning: Illegal string offset 'tHeaderRenk' in /home/u9519926/public_html/wp-content/themes/haberadam/single.php on line 27

Warning: Illegal string offset 'kategoriRenk' in /home/u9519926/public_html/wp-content/themes/haberadam/single.php on line 28

Warning: Illegal string offset 'tGenelHover' in /home/u9519926/public_html/wp-content/themes/haberadam/single.php on line 28

Warning: Illegal string offset 'fotoGaleriSwitch' in /home/u9519926/public_html/wp-content/themes/haberadam/single.php on line 30
KENTİMİZDE YAŞANAN ‘İNSAN’ KAYIPLARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ/ÖĞRETTİKLERİ | Muğla Yenigün Gazetesi
  • Hamburger Menü 1
  • Hamburger Menü 2
  • Hamburger Menü 3
  • Hamburger Menü 4
  • Hamburger Menü 5
  • Hamburger Menü 6
  • Hamburger Menü 7

Warning: Illegal string offset 'altKategori' in /home/u9519926/public_html/wp-content/themes/haberadam/single.php on line 53
blank
217 okunma

KENTİMİZDE YAŞANAN ‘İNSAN’ KAYIPLARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ/ÖĞRETTİKLERİ

ABONE OL
Ağustos 25, 2021 17:01
blank
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Merhaba herkese,

Son yıllarda kentimizde yaşanan kimi insan kayıpları toplumsal anlamda kalıplarımızı, yanlış çekirdek inanış ve kodlamalarımızı düşünmeye sorgulamaya sıkça itiyor mu sizleri de? Gelin biraz serbest çağrışım ile düşünelim birlikte fark etmeye çalışalım…

Geçtiğimiz günlerde 16 yaşındaki bir gencimizin Akyaka’da motor kazasında hayatını kaybettiğini üzülerek öğrendik. Haberin yayınlandığı instagram hesabındaki alt yorumları bugün tek tek okudum. Çoğunluğu gencimizin anne babasına sabır dileyen mesajlardı. Kimileri arkadaşının/dostunun kaybına üzülen akran mesajları. Bir iki tanesi var ki bana hissettirdiklerini/düşündürdüklerini yazıya dökme arzusu uyandıran…

Şöyle deniyordu “Korku toplumu yarattık ve tertemiz bir can gitti. Rahmet olsun. Üzücü…”, bir diğeri “…polis memurları görevini yaparken biraz daha dikkatli ve buna sebep olacaklarını düşünsün lütfen…” Burada ve bu mesajlara göre vefat eden motosiklet sürücüsü kurban durumunda olmuş oluyor ki öyle. Ve sevgi kültüründe değil de korku kültüründe büyümenin toplumsal kodlarımızın sonuçları şeklinde yorumlanıyor doğal olarak.

Ülkemiz koşullarında bir bireyin reşit sayılıp ailesinden bağımsız birtakım kararları alıp uygulayabilme yaşı 18, A1 sınıfı motosiklet ehliyeti almanın yaşı ise 16 ki bu normal olabilir. Çünkü o yaşa kadar bisiklet kullanabilmiş, okuluna, sporuna, arkadaş buluşmalarına bisiklet ile gidebilmiş böylece çevresinin farkında olmuş bir çocuk ergen olduğunda kendine güveniyorsa ailesi de artık bu konuda yeterli olgunluğa ve hakimiyete eriştiğine bunu yapabileceğine kanaat getirip onay verdi ise gerekli eğitimleri alıp sınava girip resmi makamlarca yeterlilik verildiğinde A1 sınıfı motor ehliyeti alabiliyor ve A1 sınıf motor ile trafiğe çıkabiliyor. Genç 18 yaşını doldurmadığı için buna ailenin onay vermesi bekleniyor.

Gencimizi gece saat 1:30 da belki de kontrollerin olmayabileceğini düşünerek ehliyet gerektiren bir aracı ehliyetsiz kullanmaya iten güdüsü/ihtiyacı ne idi? Sağlıklı muhakeme yapabilecek durumda mıydı? Bunu bilemiyoruz. Konunun bu türden detaylarını da okuduğumuz haber metninden anlayamıyoruz. Sadece şöyle miydi? Böyle miydi? Daha farklı bir sonuç için “birey” daha farklı ne yapabilirdi? Okuyucu olarak bunları düşünmekten alamıyoruz kendimizi. Düşünüyoruz… düşünüyoruz… Çünkü kendimiz de yetişme çağında olan gençlerin yetişmelerine vesile olan ebeveynleriz. Vesile olan diyorum çünkü her doğan varlık doğduğu andan itibaren aslında başlı başına bir birey, biz ebeveynler onları dünyaya getiren birer araç durumundayız. Elimizden geldiğince algısı açık, öğrenmeye meraklı, hata yapmaktan korkmayan, hata yaptığında da o hatalarına bedel ödeyerek öğrenen bireyler yetiştirmeye açık bir ortam hazırlıyoruz/hazırlamalıyız. Bunu önce aile içinde sonra okulda sonra toplumda hazırlamalıyız. Siz bu sağlıklı ortamı ailede hazırlasanız da okulda ya da toplumda bu ortam hazırlanamadığında yine bir şeylerin bir bacağı topal kalabiliyor.

Haber metninden alıntıladığım yukarıdaki iki yoruma geri dönecek olursak gencimizin üzerinden yaşanan bu vakıada (burada ‘vakıa’ olgu anlamında kullanılmıştır) gencimiz kurban durumunda oldu. Bu durumun yaşanması 1. Örnek yoruma göre korku kültürünün bir sonucu olarak görüldü. Evet inançlı insan tanımı yapmak isterken bile “içinde Allah korkusu olan” tanımının yapıldığı “içinde Allah sevgisi olan” denilmediği bir anlayışta olan böylesi bir toplumda yaşarken bu düşüncede haklılık payı yüksek gibi görünüyor. Ve dahi polisin kestiği cezalar üzerinden bütçe kalemi oluşturulan dolayısıyla gece gündüz ve adım başı ceza kesilerek adeta “bedelini öderim/öder, suçumu işlerim/işler hızımı kesmem” sistemiyle ayar verilmeye çalışılan bir toplumda yaşarken ve polisin kendisine sistem üzerinden tanımlanan/atanan görevlerini yaparken buna sebep olunacağı da belirtilen 2. Örnek yoruma göre “görevini daha dikkatli” yaparak sebep olunmayabileceğinin ifade edilmesi sizce de bir çelişki oluşturmuyor mu?

Örneğin reşit olmamış haliyle suç işlediğinde hukuk dilinde “suça sürüklenen çocuk” sıfatıyla anılan, motosiklet kullanmak için de gerekli ehliyete sahip olmayan bir genç bir başkasının ölümüne sebep olsaydı ve bir başkasının hayatını kaybetmesine vesile olsaydı bu durumda kurban öznesi yer değiştirir miydi?… Bence evet… Peki buna kaza denebilir miydi?… Kimine göre evet kimine göre hayır. Bu durumda polise de “görevini daha dikkatli yapsaydı” denebilir miydi? Bence hayır…

Hal böyleyken ehliyeti olmayan bir çocuk/genç neden trafiğe çıkar? Çıktı, neden polisten kaçar? Anne babanın buna izin verdiği anlamını çıkarabilir miyiz? Bence çıkaramayabiliriz. Belki de gencimiz “delikanlı” kelimesinin hakkını veren bir şekilde birçok genç gibi söz dinlememe eğiliminde idi. Hepimiz genç olduk, “Amerika’yı yeniden keşfetmene gerek yok ben sana işin doğrusunu anlatıyorum” diyen ebeveynlerimize. “Ben kendi Amerika’mı kendim keşfetmek istiyorum” dedik… Şahsen benim, babamla lise yıllarımda tam da böyle bir diyaloğum oldu. Bununla birlikte kendi keşiflerimi yaparken bir de babamın şu sözleri hep ama hep kulağımda idi. “HATA YAPABİLİRSİN, UCUNDA ÖLÜM YOK YA! FARK ET, KABUL ET, DÜRÜST OL, YALAN SÖYLEME, GEL HATANI NASIL DEĞERLENDİRECEĞİMİZİ DE BİRLİKTE KONUŞALIM” İşte tüm mesele bu. İş hayatımda da özel hayatımda da hata yaptığımda hep şunu düşünürüm: UCUNDA ÖLÜM VAR MI? YOK MU? BEDELİNİ ÖDEMEK BANA NE KAYBETTİRİR NE KAZANDIRIR? BEDEL ÖDEMEYE DEĞER Mİ? ÖDEDİĞİM BEDEL SADECE BENİ Mİ BAĞLAR YOKSA 3. ŞAHISLARIN DA HAYATINI ETKİLER Mİ?

Keşke zamanı geri sarma yetimiz olaydı da olay şöyle gerçekleşmiş olsaydı: Polisi gören genç hız kesip durup “iyi akşamlar abi” diyebilseydi… Diyememesinin sebebi ve sonucu her ne olursa olsundu, bundan daha vahim bir sonuç olmazdı öyle değil mi?…

Tıpkı bugüne kadar huzurla yaşayageldiğimiz kentimiz Muğla’nın adının cinayetlerle anıla gelmesine katkı sunan bugüne kadarki vakaların belki de en vahşicesi olan bir vakada katil sıfatıyla anılan yetişkinin ailesine işlediği cinayetten hemen önce, köprüden önceki son çıkışta “ben kaynağını belirleyemediğim bir ihtiyacıma binaen tuzağa düştüm/düşürüldüm, bu konuda yalnız da değilim ve bir hata yaptım, bu hata zincirleme başka hatalarıma vesile oldu, bedeli neyse şimdi ve yaşarken, özgür irademle ve kendi seçimim olarak ödemeye hazırım. Hatam nedeniyle aile birliğimiz bozulacaksa bozulsun, anne-babamın, ailemin, yakınlarımın üzülmesine sebep olacaksam olayım, aklım vardı mantığım vardı muhakeme yetimi yitireceğim yollara sapmayıp, bir yerde dur diyebilirdim sınırlarımı vaktiyle çizebilirdim, yine de geç değil, bu hata bana ait ve bedelini de ben ödeyeceğim, bu yükü daha fazla taşımak istemiyorum, ne olacaksa şimdi olsun” diyebilseydi. Ve tabi öfke kontrolü de yapmayı daha başka vakıalarından hareketle fark edip vaktiyle öğrenebilmiş olsaydı. Bir başkasının yaşamını ve dolaylı olarak daha birçok kişinin yaşamını elinden almaktan daha vahim bir sonuç oluşmazdı. Bunu diyebilseydi bu durumda kurban öznesi kim ya da kimler olurdu dersiniz?… İşte asıl soru bu…

Bu vesileyle bir kitap önerisinde bulunmak istiyorum; genç olsun, yetişkin olsun her bireyin okuması, ara ara tekrar okuması ve başucu kitabı yapması gereken bir faydalı eser: “SINIRLAR” Yazarları: Dr. Henry Cloud, Dr. John Townsend.

Meral OĞUZ

NOT: Ben bu satırları yazmış ve kahve eşliğinde gözden geçirirken yakın bir arkadaşımın hikâye paylaşımında Mentor Koç Fatih Elibol’un aynı saatlerde yazıp taze paylaştığı bir blog yazısından alıntıyı gördüm, yazımın özü ile ilintili/örtüşen kısımlarını da aşağıya iliştiriyorum. Kalın sağlıcakla…

‘…Hayatın içinde insan olabilmek ve insan kalabilmek, farkındalığı güçlü bir bilinçtir. Bu bilinç için insanın ihtiyaçlarını bilmesi önemlidir… İnsanlığı belirleyen seçimlerdir. İnsan olabilmek herkese ve her şeye eşit mesafeden bakabilmeyi içerir. Dil din renk coğrafya kültür gibi ayrımlar yapmadan bakabilmektir. Sıfatsal tanımlamalardan özgürleşen bakış açısıyla esasında kendini bilmektir…”

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP