İnancımızı da kaybedersek

Etrafımızda tahmin edemeyeceğimiz kadar fazla olumsuzluk var, Dışarıdan her türlü baskı mevcut, 83 milyon Türk milletini cendere içerisine sıkıştırmak un ufak etmek adına ellerinden gelen gelmeyen tüm kötülükleri uygulamaktan çekinmiyorlar.

Devleti yönetenler bu olumsuzluklar ile canla başla mücadele ediyorlar, Şuan yönetim katında bulunanların uyku uyuduklarını, evine, çocuklarına zaman ayırdıklarını, yüzlerinin güldüğüne inanmıyoruz.

Yöneticiler bunları yaparken içeride tarikat, cemaat, STK ne varsa  hükümeti yorgun düşürmek, enerjisini tüketmek adına ne varsa yapmaktan asla geri durmuyorlar, Yöneticilerin paçalarına yapışmışlar adım atmalarına imkan tanımıyorlar.

Böylesi bir durumda ister istemez bizde umutsuzluğa kapılıyoruz, bizim başarılı olmamızı, tarih sahnesindeki eski muhteşem yerimizi almayı bekleyen milyonlarca Müslüman-Türk üzülüyor var olan umutlarını her geçen gün biraz daha kaybediyor.

Bir taraftan yurt edinmeye çalıştığımız 780 bin 576 kilometrekare vatan toprağından bizi söküp atmaya  çalışan Emperyalist ülkeler ile mücadele ederken bir taraftan da sınırlarımız içerisinde ki çapsızlarla uğraşmak zorunda kalınca işin doğrusu yukarıda da belirttiğimiz gibi belli zamanlarda umudumuzu kaybettiğimiz  “Buraya kadar” dediğimiz zamanlar oluyor.

Ancak en çok darlandığımız bir zamanda kendi kendimize “Geleceğe inanan ümidini yitirmez.” fikrinde karar kalıyoruz, derin nefes alıyoruz, rahatlıyoruz.

Müslüman ümidini basit meselelerle kaybetmez.

Tıpkı günümüzdeki gibi. Orta doğu, kuzey Afrika, uzak doğu, batı Müslümanları

ümitlerini güçlü Türkiye üzerine bina ediyor ve umutlarını buraya göre şekillendiriyor.

Türkiye onlar için önder ideal ülkü. Bizi umutla izliyor bekliyorlar.

Ziyaret edenlerin dikkatini mutlaka çekmiştir Kuzey Afrika’nın her ülkesinde “Mücahit Erbakan” adını gülümsemeyle zikrederler.

İz bırakmak önemli şeydir. Çok değil bundan birkaç yıl önce Türkiye liderini seçime koysan yüzde yetmiş oyla o kuzey Afrika’nın her ülkesinde seçimi kazanırdı.

Ancak başka bir gerçek daha var  yayınlandığı zaman önce Türkiye’yi sonra da tüm Ortadoğu ülkelerini kasıp kavuran Kurtlar Vadisi dizisinin kahramanı Polat Alemdar portresi de seçime girseydi liderden bir puan fazlasıyla seçimi alırdı ancak şimdi anlatmak istediğimiz bu değil.

Bu verdiğimiz örnekler ile anlatmak istediğimiz  aslında adalet tesis etme konusunda başlı başına bir imajı işaret ediyor.

Zalime haddini bildirme,

Haksıza boyun eğmeme,

Zulme karşı çıkma,

Zalimin cezalandırılması

üzerine bina edilen bu yaklaşım aslında adaleti tesisi etme meselesinden başka bir şey değildir.

Neticede Ahmet gider Ali gelir ama umut tükenmez. Belki çok yanlış yapa yapa sonunda doğru kararlar verilebilir.

Şu sıralar Türkiye’de  Cemaatler ve Tarikatlar etrafında  sadece ve sadece kendi yaptıklarından kaynaklanan olağanüstü bir olumsuz hava var.

Hafta içerisinde bir araya geldiğimiz bir siyasetçi bu tür olumsuzlukların geçmişte Avrupa Milli görüş hareketi etrafında cereyan ettiğini sonrasında ise pek çok grubun din maskesi altında bin türlü olumsuzluğa karıştığını uzun uzun anlatmıştı.

Ancak bizim bu konudaki düşüncemiz de  en çokta kandırılanların  aldatılanların onlar olduğu noktasındadır,Hatırlayınız  ülkeleri için bütün umutlarıyla ellerindeki kazancın büyük bir kısmını hiç elleri titremeden “alın” diyen de onlardı.

O dönemleri şöyle bir hatırlayınız aldatıldıklarını görünce hiçte umutsuzluğa düşmeyip “iyi artık iş başa düştü” diye kendi yaralarını kendileri sarmaya başlamışlardı.

Bu durum onlar için yabancı bir ülkede oldukça zordur. Biliriz ki yabancı yerde umutları daha haşin hoyrat ve merttir.

Bu istismar hiç ara verilmeden devam ettirilmeye çalışılsa da “Allah razı olsun” diyene, sakala, şalvara, cüppeye prim vermeyen bir Müslüman yapı oluşmaktadır.

Belki uyanmanın  sırrı da burada yatmaktadır. Çünkü o dönemlerde kendi toprağında onların gönderdiği paralarla lüks içinde yaşayan arkadaşlar kolay gelen bu paraları kolayca savurup harap ettikleri de çıplak bir gözle müşahade edildi.

Bu tür olumsuzluklar elbette hiç bitmeyecek , Çalma çırpma arzusu asla sona ermeyecek, yeniden yaşanacak ama bize de düşen daha tedbirli daha dürüst daha ilkeli bir sistem üzerinde anlaşmaya varabilmenin yollarını aramaktır.

Bir kez daha belirtiyoruz

Kimse umudunu kaybetmesin,

Kimse umutsuzluğa kapılmasın,

Makamlar geçici insanlar kalıcıdır.

İnsanlar ölümlüdür

Tabi bizim anlatmaya çalıştığımız  kalıcılık başka anlamda.

Yönetimdekiler gelir gider.

Halk bir yere gitmez olduğu yerde durur

Müslüman ümidini basit meselelerle kaybetmez

Her geçen gün biraz daha akıllanır.

Tıpkı günümüzdeki gibi. Orta doğu, Kuzey Afrika, Uzak doğu, batı Müslümanları

Bu insanların tamamı ümitlerini güçlü Türkiye üzerine bina ediyor ve umutlarını başkent Ankara’ya  göre şekillendiriyorlar.

Türkiye biraz zorda kalsa, sorun yaşasa  bizim dışımızdakilerim yürekleri sızlıyor umutları sarsılıyor.

Bizi ağabeyleri olarak görüyor ve abileri zarar görmesin istiyorlar.

Başka istedikleri bir şey yok.

Yönetici abileri akıllı uslu dursunlar yeter.

Yoksa kulaklarını bu halk bazen kanatarak çekiyor.

Müslüman aldatmaz aldanmaz.

Umudunu hiç yitirmez.

Bir kişi kalsa dahi yeniden doğuşu başlatır.

Dünya Müslümanları ümidini basit meselelerle kaybetmez.

Türkiye büyük bir coğrafyanın tarihin merkezidir öylede kalacaktır.

Ancak içerimizde bulunan ve din kisvesi altında kanımızı kurutan çapsızların bu aymazlıklarına dur demek şartıyla.

Bu Habere Yorum Yapın