İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu: Tepkisel duruş risk yaratıyor

İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, “Gündem Özel” sohbetimizde sorularımızı yanıtlarken, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde yaşadığı durağanlık durumuna dikkat çekerek, “Üyelik müzakerelerinin durması ve Gümrük Birliği’nin güncellenememesi kazanımlarımızda da gerilemeye yol açıyor” dedi. Ardından şu noktanın altını çizdi: “İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma, Paris İklim Anlaşması’nı onaylamama ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamama olarak ortaya çıkan uluslararası sisteme tepkisel duruş da Türkiye’nin yalnızlaşması ve gelişmelerin gerisinde kalması riskini doğuruyor.”

İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu’na sorularımız ve yanıtları şöyle:

Entegrasyon içindeyiz ama

● İKV, COVID-19 sonrası dönemde Avrupa Birliği- Türkiye ilişkilerinin ekonomik ve politik olarak hangi yönde, nasıl şekilleneceğini düşünüyor? Yaptığınız analizlerden ne çıkıyor? İKV bu yıl ve önümüzdeki dönemde hangi faaliyetleri ile öne çıkacak? Hangi fırsatların gerçeğe dönüşmesi için çaba harcayacak? Hangi risklerin oluşmasını önlemeye çalışacaksınız?

COVID-19 sonrası dönemde tüm dünyada bölgeselleşmenin öne çıkacağını ve ABD ile Çin rekabetinin yaratacağı ayrışmanın tüm ülkeleri etkileyeceğini öngörüyoruz. AB gibi ekonomik ve parasal birlik ekseninde derinleşmiş bir ekonomik bütünleşmenin yanı sıra Asya ve Pasifik bölgesinde Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) ve Trans-Pasifik Ortaklığı gibi ekonomik bütünleşmeler bölgeselleşme trendinin en önemli göstergelerini oluşturuyor. COVID- 19 AB’de de stratejik özerklik ve dirençli ekonomi arayışını geliştirdi. Tedarik zincirlerinin dayanıklı olması ve coğrafi olarak Avrupa’ya yakın bölgelerde çeşitlendirilmesi arayışı ön plana çıktı. İKV olarak temel önceliğimiz Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin mevcut koşullar çerçevesinde geliştirilmesi ve nihai hedef olan tam üyelik doğrultusunda akılcı ve sürdürülebilir bir zemine oturtulması ve bunun yanında ülkemizin tüm dünyada yaşanan büyük değişim ve dönüşüme ayak uydurarak ekonomik ve siyasi ilişkilerini çeşitlendirmesi olacak. Fırsat olarak gördüğümüz -Türkiye’nin halihazırda tüm siyasi sorunlarına rağmen- AB ile oldukça ileri entegrasyon içinde olmasıdır. Gümrük Birliği ve adaylık sürecinin kazanımları Türkiye’nin güçlü ve rekabetçi bir imalat sanayine kavuşması, uluslararası yatırım çekmesi, ihracat payını ve pazarlarını genişletmesi ve rekabet, fikri mülkiyet, kişisel verilerin korunması ve tüketici hakları gibi alanlarda mevzuatını yenilemiş olmasıdır. Girişimcilerimiz, iş dünyamız sadece Avrupa’da değil, Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar ticari ve ekonomik ilişkilerimizin gelişmesinde önemli rol oynadı. Ancak Türkiye için bir fırsat oluşturan bu durum geldiğimiz noktada en büyük riske de dönüşme olasılığını içermektedir. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde yaşadığı durağanlık, üyelik müzakerelerinin durması ve Gümrük Birliği’nin güncellenememesi bu kazanımlarımızda bir gerilemeye yol açıyor. Bunun yanında, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma, Paris İklim Anlaşması’nı onaylamama ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamama olarak ortaya çıkan uluslararası sisteme tepkisel duruş da Türkiye’nin yalnızlaşması ve gelişmelerin gerisinde kalması riskini doğuruyor.

Yeniden yaratma projesi

●Avrupa Yeşil Mutabakatı, Türkiye’yi nasıl etkileyecek? 2022 ile birlikte Türkiye üzerine ne gibi yükler getirecek? Bu yüklerin hafifletilmesi için neler yapılabilir? Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın Türkiye için fırsat oluşturabilecek yanları var mıdır?

Avrupa Yeşil Mutabakat AB’nin kendini yeniden yaratma projesidir. Bu temel hedef doğrultusunda tüm AB politikaları yeniden şekilleniyor. Temel olarak AB’nin Paris İklim Anlaşması hedeflerine uyumunu içeren Yeşil Mutabakat, 2050 yılına kadar Avrupa’yı iklim nötr ilk kıta haline getirmeyi amaçlıyor. Bunun için yenilenebilir enerjinin fosil yakıtların yerini alması, sürdürülebilir üretim, geri dönüşüm, yeniden kullanım, ürünlerin uzun ömürlü ve dayanıklı olması, gıdaların takibine izin verecek şekilde etiketlenmesi, organik tarımın artırılması, pestisit, antimikrobiyal kullanımının sınırlandırılması, Avrupa’nın hammaddelerde dışarıya bağımlılığın azaltılması, enerji verimliliği, akıllı ulaşım, çevre dostu inşaatlar gibi birçok alt hedef belirlenmiş durumda. Türkiye için Yeşil Mutabakat iki temel meseleyi gündeme getirirken aynı zamanda fırsatlar da oluşturuyor. Bunlardan birincisi Yeşil Mutabakat hedefleri doğrultusunda değişen ürün standartları ve bunlara uyumlu üretim yaparak, ihracatın artarak devam etmesini sağlamak. İkincisi ise AB’nin karbon kaçağını önlemek için gündeme getirdiği sınırda karbon düzenlemesinin getireceği baskılar. AB bu konudaki somut planını hazirana kadar açıklayacağını bildirdi. Temel amacı karbon ayak izi yüksek olan sektörler ve ülkelerden gelen ithal ürünlerin AB’deki üretici için haksız rekabet oluşturmasını engellemek adına dengeleyici bir vergi düzenlemesi getirmek. Henüz Paris İklim Anlaşması’nı onaylamamış olan ülkemiz için AB’deki emisyon ticaret sistemi benzeri bir karbon fiyatlandırma mekanizması oluşturmak büyük önem taşıyor. Bu uyumu sağlamaz isek ek maliyetler ihracatımızı zorlaştıracak. Ancak burada fırsat da yatıyor. Türkiye Yeşil Mutabakata uyumda geç kalmazsa, yeşil ekonomide rekabet gücü kazanabilir. Yenilenebilir enerji kaynaklarına erişim açısından şanslı bir ülkeyiz. Enerji kaynaklarında yenilenebilir kaynakların oranını giderek yükselterek, sürdürülebilir ve döngüsel ekonomiye uygun imalat ve üretim süreçlerine geçerek, küresel piyasalarda da büyük bir avantaj yakalama imkânımız bulunuyor.

Yeşil dönüşüm’ün tüm yükü sanayicinin sırtına kalmasın

● Yeşil Mutabakat ve yeşil dönüşümün Türk sanayii üzerinde ne gibi etkileri olabilir? Ticaretimizin yarısını yaptığımız Avrupa’daki bu dönüşümden nasıl yararlanabiliriz?

Yeşil Mutabakat Avrupa değer zincirleri içinde yer alan Türk sanayii için de bir dönüşüm baskısı yaratacak. AB pazarında değişen standartlar ve üretim anlayışı ile birlikte üretimin de o şekilde değişmesi gerekecek. Burada en önemli unsur karbon ayak izinin azaltılması ve sera gazı emisyonlarının sınırlandırılması.

Bu dönüşüme ayak uydurmak için tüm şirketlere ve imalatçılara düşen yükümlülükler olacak. Ancak bunların ötesinde devlet düzeyinde alınması gereken önlemler var. AB’nin uygulamaya koyacağı sınırda karbon düzenlemesine hazırlık olarak Türkiye’de AB emisyon ticaret sistemine benzer bir sistem getirilebilir.

Öncelikle Paris İklim Anlaşması’nın onaylanması ve iklim hedeflerine uyum için tıpkı AB, ABD, Birleşik Krallık ve Çin gibi hedefler koyularak kapsamlı stratejiler oluşturulması gerekiyor.

Burada en önemli nokta dönüşümün tüm yükünün sanayiciye bırakılmaması ve devletin yönlendirme ve finansman anlamında destek sağlaması.

Yeşil dönüşüm için Avrupa Yatırım Bankası gibi kanallardan da destek sağlanabilir. Ayrıca AB 2030 yılına kadar yeşil dönüşüm için yaklaşık 1 trilyon Euro’luk bir bütçe ayırdı. Bu bütçenin çoğu AB üyelerine gidecek olsa da AB adayları ve komşuluk alanı içindeki ülkeler için de bu fonlardan yararlanmak olası.

AB pazarı Türkiye için önemini koruyor

● Dünyadaki eğilimleri ve ABD, Çin, AB başta büyük güçler arasındaki hegemonya mücadelesini dikkate aldığınızda Türkiye ekonomik işbirlikleri bakımından dış politikada nasıl bir strateji izlemeli?

Kurumsal bağlar, standartlarda uyumluluk ve coğrafi yakınlık açısından AB pazarı Türkiye için önemini koruyor. Bunun yanında Doha Turu sonrasında çok taraflı ticaret müzakerelerinin durma noktasına gelmesi ile başta AB olmak üzere tüm ticari oyuncular serbest ticaret anlaşmalarını çoğaltma ve çeşitlendirme yoluna gittiler.

Biz de bu doğrultuda AB ile birlikte hareket etmeliyiz. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ile STA’ların AB ile eş zamanlı müzakeresi söz konusu olabilecek.

Diğer önemli bir konu ise uluslararası doğrudan yatırımların Türkiye’ye artarak gelmeye devam etmesinde düğümleniyor. Bunun için yatırım ortamının iyileştirilmesi, istikrarlı ve öngörülebilir bir ekonomik yönetişim sistemi oluşturulması büyük önem taşıyor.

AB, Kıbrıs’ta çözümden yana ağırlığını kullanmadı

● Nisan ayındaki Kıbrıs Zirvesi’nden neler bekleniyor? AB ile ilişkileri etkileyecek ne gibi gelişmeler olabilir?

Nisan ayındaki Zirve Crans Montana’dan sonra, adada kapsamlı bir çözüme ilişkin sürecin tekrar başlaması açısından önemli. Ancak bu görüşmelerin sonuç vermesi için Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tavrını değiştirmesi çok önemli. Adada bugüne kadar federasyon temelinde bir çözüme ulaşılamaması iki devletli çözüm yönündeki görüşleri destekliyor. Artık gerek Türkiye gerekse KKTC’de iki devletli çözüm yaklaşımı daha yaygınlık ve geçerlik kazanmış durumda. GKRY tarafı zaten AB üyesi olduğu ve AB’nin görüşlerini etkileyebildiği için bu kartı Türkiye ve KKTC’nin AB ile ilişkilerinde bir koz olarak kullanıyor. Müzakere eder gibi gözüküyor ancak Crans Montana’daki tutumlarında gördüğümüz gibi aslında bir çözüm istemiyorlar. Nisan ayındaki Zirve’de olacaklar onların tutumları yanında AB’nin ve ABD’nin yaklaşımına da bağlı olacak. AB bugüne kadar Kıbrıs’ta bir çözüm yönünde ağırlığını kullanmadı. GKRY üye olduktan sonra ise tamamen karşı pozisyonu destekleyen bir tutum aldı. Kısa vadede bu tavrın değişeceğini öngörmek zor. Türk iş dünyası olarak KKTC’ye yatırımların artırılması ve uluslararası toplumca tanınması için gerekli adımların atılmasını destekliyoruz.

‘Yeşil Mutabakat’ dünya pazarlarına yön verecek

● Avrupa Birliği, 7 Ocak’ta “Sanayi 5.0” strateji dokümanlarını açıkladı. Dijitalleşme ve insanı öne alan yeşil dönüşümü hedefl iyor. Odağında da Ar-Ge’ye ve derin teknolojilere dayanan yeşil teknolojiler var. Sanayi 5.0’ın, yeşil dönüşümün, yeşil teknolojilerin Avrupa’nın büyüme ve kalkınma hedeflerindeki yeri nedir? Avrupa’daki ‘yeşil’ odaklanmasının anlamı nedir?

Avrupa ekonomisi büyük bir dönüşümden geçiyor. Yeşil ve döngüsel ekonomi ilkeleri doğrultusundaki bu dönüşüm AB’nin özellikle Çin ve ABD karşısında rekabet gücünü korumanın yanında, ekonomik büyümeyi kaynak kullanımından ayırarak daha etkin ve ekonomik kaynak kullanımını da getiriyor. Çevre dostu, düşük karbonlu bir ekonomiye geçişi içeren bu süreçte yenilenebilir enerji, karbon fiyatlandırması, geri dönüşüm ve yeniden kullanım temaları öne çıkıyor. Üretim, tarım, ulaştırma, hizmetler, inşaat gibi tüm sektörlerde döngüsel ekonomi ilkelerinin uygulanması ve sera gazı salımlarını 2030’a kadar yüzde 55 azaltan, 2050’de ise tamamen sıfırlayan politikaların izlenmesi hedefleniyor. Avrupa bu şekilde yeşil ekonomi ve yeşil teknolojilerde lider rol üstlenirken sanayi ve ticaret politikaları aracılığıyla dünya pazarlarına da yön vermeyi ve ticaret ortaklarındaki yeşil dönüşüme öncülük etmeyi planlıyor. Yani yeşil ve çevre dostu bir politika olmanın yanında, aynı zamanda bir rekabet ve büyüme stratejisi olduğunu görmek mümkün.

AB ile süreç ‘siyasi reform’la canlanır

● Son yıllarda Avrupa Birliği ile ilişkilerimizde ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Ancak yaklaşık bir aydır ilişkilerde iyileşme sinyalleri alınıyor. Beş ay neredeyse hiç ilişki kurmayan Türkiye ile Fransa diyaloğa geçti. AB, TPAO yetkilileriyle ilgili yaptırım kararını askıya aldı. AB’nin tavrında bir değişiklik mi var? Haziran’a kadar ne gibi gelişmelerin olmasını beklersiniz?

Geçtiğimiz yıl AB ile oldukça gerilimli bir dönem yaşadık. Doğu Akdeniz’de restleşme, Suriye ve Libya konularında bazı üye devletler ile çıkar çatışması yaşanması gerilimi tehlikeli boyutlara çıkardı. Ancak özellikle AB Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borell ve Almanya Başbakanı Merkel’in önemli çabaları oldu. Nitekim Ekim ayındaki Zirvede ilişkileri yeniden canlandırmak amacıyla pozitif siyasi gündem önerisi ortaya atıldı. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, ticaretin desteklenmesi, insani temaslar, yüksek düzeyli diyalog ve mülteci işbirliği konularını içeren pozitif gündem Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege’de sismik araştırma çalışmalarını sınırlaması, GKRY ve Yunanistan ile tartışmalı deniz yetki alanlarının dışında kalması şartına bağlandı. Bu doğrultuda Türkiye de gerilimi düşürecek adımlar attı. Yunanistan ile istikşafi görüşmeler tekrar başladı. Fransa Cumhurbaşkanı ile mektup teatisi ve telefon görüşmesi ile gerginlik azaltıldı. Almanya Dışişleri Bakanı Maas’ın Türkiye ziyareti ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Brüksel temaslarında olumlu mesajlar verildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan AB üyesi devletlerin büyükelçileri ile yaptığı toplantıda AB üyeliğinin stratejik hedef olduğunu açıkladı. İnsan Hakları Eylem Planı ve ekonomik reform paketinin açıklanması ile Türkiye ile ilişkilerin ele alınacağı mart zirvesi öncesinde AB reformlarının tekrar başlayacağı sinyali verildi. Ancak AB için temel öncelik dış politika alanında Türkiye’nin AB ile çelişen adımlar atmasını engellemek olsa da, süreci canlandırmanın yolu siyasi reformlardan geçiyor. Bu açıdan son olarak yaşananlar, özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı AB ile ilişkiler açısından da olumsuz gelişmeler oldu.

Türkiye taraf tutmadan ilişkilerini çeşitlendirmeli

● Çin geçen yıl 560 milyar Euro ticaret hacmi ile AB’nin en büyük ticaret ortağı oldu. AB, Biden’ı ve ABD ile ticaret görüşmelerinin yeniden başlamasını beklemeden Çin ile ocak ayı başında İkili Yatırım Anlaşması imzaladı. Yunanistan’dan satın aldığı Pire Limanı’ndan Macaristan’a demiryolu döşeyen Çin Tek Kuşak-Tek Yol projesi ile Çin Avrupa’nın ortasına ürünlerini giderek daha kısa sürede ulaştırıyor. Çin-AB ilişkilerinin geleceğinde neler bekliyorsunuz? RCEP ile birlikte düşünüldüğünde Türkiye bu süreçte neler yapmalı?

Çin, AB için son derece önemli bir parter. Çin ile ticaretin yanında, Çin’deki Avrupa yatırımları ve Çin’in kuşak ve yol projesi ile etkinliğinin giderek artırması AB’nin yaklaşımı açısından belirleyici olacak. 2019 yılında AB, Çin’i sistemik rakip olarak tanımlamıştı. Bu tanım hala geçerli ancak başta Almanya olmak üzere AB ülkelerinin Çin’de çok önemli yatırımları var. Son olarak imzalanan anlaşma ile bu yatırımların korunması ve yatırım ortamının geliştirilmesi hedefleniyor. Çin görmezden gelinemeyecek bir güç ve AB de Çin ve ABD arasında bir denge politikası izlemeye çalışıyor. Ancak iş 5G sistemleri gibi yeni teknolojik rekabet alanlarına gelince bu denge politikası mümkün olmayabilir ve AB, ABD ile hareket etmek durumunda kalabilir. Nitekim AB’ye yapılan yatırımların denetimi ile ilgili bir düzenleme de getirildi ve AB’de stratejik sektörlere yapılan yatırımların güvenlik açısından riskli görülmesi durumunda engellenebilmesinin yolu açıldı. Türkiye hızla artan bu rekabet ortamında mümkün olduğu kadar taraf tutmadan mevcut ilişkilerinin izin verdiği ölçüde ticari ve ekonomik ilişkilerini çeşitlendirmeli. Ancak özellikle altyapıya yapılan yatırımlarda dikkatli olunmalı.

İngiltere ile STA iyi ama Gümrük Birliği’nden geri

● Brexit’le birlikte İngiltere’nin olumlu yaklaşımının da desteğiyle aramızda serbest ticaret anlaşması imzalandı. Bu anlaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Anlaşma, İngiltere’ye ihracat tempomuzu Gümrük Birliği koşullarının üzerine taşır mı? İngiltere ile ekonomik ilişkilerimizde mevcuttan daha iyiye gidiş söz konusu olur mu?

İngiltere en büyük ikinci ihracat pazarımız olmanın yanında ayrıca ticaret fazlası verdiğimiz bir ülke. Yeni Ticaret Anlaşması’nın imzalanması olumlu. Bu anlaşma ile İngiltere ile ticaretimizin gümrüksüz bir şekilde devamı mümkün oldu. Ancak Gümrük Birliği ile karşılaştırıldığında tabi ki daha geri bir ilişki oluşturuyor. Dış dünyaya karşı ortak gümrük tarifesi olmadığından her ülke kendi gümrük kurallarını uyguluyor. Bu durum da iki ülkeden karşılıklı gelen malların yerli oranının gösteren menşe şahadetnamesini gerekli kılıyor. Bu STA sanayi ürünlerini, işlenmiş tarım ürünlerini ve Türkiye- AB ortaklık ilişkisi çerçevesinde var olan tarım tavizlerini içeriyor. Anlaşmanın 2 yıl içinde genişletilmek üzere müzakereye açılması da öngörüldü. Yani hizmetler, yatırımlar, tarım, kamu alımları, e-ticaret gibi alanları kapsaması ilişkilerin daha da derinleşmesine yol açar.

AB’deki iş dünyası örgütleri ‘güncelleme’yi destekliyor

● Gümrük Birliği’nin güncellenmesi bir süredir gündemde. Geçenlerde Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ile röportaj yaparken “25 yıllık geçici sözleşme olur mu” diyordu. Türkiye Gümrük Birliği’ni güncellemek istiyor ama Avrupa pek oralı değil gibi. Siz Gümrük Birliği’nin bu yıl ya da yakın bir zamanda güncellenmesi için görüşmelere başlanacağını düşünüyor musunuz? Türkiye güncelleme ile neler elde edebilir? Taleplerimiz ne olmalı?

Gümrük Birliği’nin güncellenmesi şu anda AB ile ilişkilerde gündeme getirilebilecek en acil ve uygulanabilir alanı oluşturuyor. AB’nin ekim ayında önerdiği pozitif gündemin de içinde Gümrük Birliği’nin güncellenmesi yer alıyor. Pozitif gündemin hayata geçmesi ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi için müzakereleri başlatmak mümkün olabilecek. Ancak bunun için Türkiye’nin gerçek anlamda ekonomik ve siyasi reformlara geri dönmesi, söylem ve eylem birliği sağlaması gerekiyor. Türkiye’de başta TOBB olmak üzere tüm iş dünyası kuruluşları AB’de de Eurochambres ve Business Europe gibi çatı kuruluşlar Gümrük Birliği’nin güncellenmesini destekliyorlar. Ancak siyasi blokajların aşılabilmesi gerekiyor. Güncellenme çok önemli zira var olan haliyle Gümrük Birliği’nde zemin kaybediyoruz. AB’nin giderek sayısı hızla artan STA’ları ile birçok üçüncü ülke AB pazarında avantaj elde ediyor. Bu da Türkiye için artan rekabet ve ilişkilerin güncellenme ihtiyacı demek. Ayrıca Gümrük Birliği sadece sanayi ürünleri ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsıyor. Oysa artık ticaret anlaşmaları hizmetler ve tarım, yatırımlar, kamu alımları gibi birçok alanı da için alacak şekilde modernize edildi. Gümrük Birliği’nin de bu şekilde modernize edilmesi çok önemli.

ABD ile ilişkiler ‘kişisel’ değil ‘kurumsal’ yürür

● ABD’de Biden yönetiminin iş başına gelmesiyle Avrupa ile ilişkilerinin nasıl şekillenmesini bekliyorsunuz?

Öncelikle Biden, ABD’yi tekrar Paris İklim Anlaşması’na soktu. AB ile daha yakın bir işbirliğini arzu ettiğini ifade etti. Trump sonrasında demokrasi ve insan haklarını tekrar ABD dış politikasının öncelikleri arasına soktu. AB de Aralık ayındaki Zirvede Türkiye politikasını ABD ile koordine edeceğini açıkladı. Bu durum Trump döneminden farklı olarak Türkiye’nin ABD ile ilişkilerini kişisel değil kurumsal düzeyde yürütmesi gerektiğins ortaya koyuyor. S-400 konusu gündemde olmaya ve ilişkileri olumsuz etkilemeye devam ediyor. Ayrıca demokrasi ve insan haklarına ilişkin beklentilerin de hem ABD, hem de AB tarafında daha güçleneceğini öngörmek mümkün. Yeni dönemde çok taraflı düzenin onarılması da önemli bir başlık oluşturuyor ki Türkiye diplomasiye öncelik vererek, DTÖ reformu, iklim değişikliği ile mücadele gibi konularda AB ile daha yakın işbirliği yapabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.