HALİKARNAS BALIKÇISI’NDAN SİMGESEL BİR ÖYKÜ-(-V)-

Eski edebiyatımızda bilhassa Divan Edebiyatı’nda bazı Mesneviler simgesel, yani sembolik kahramanlarla anlatılırdı. Örneğin: Şeyhi’nin Harnâme’sinde yük altında sürekli ezilen bir eşeğin zavallı hali, hayatta ezilen bir insanı temsil ettiği gibi.  Bu tür anlatımlar modern edebiyatın da seçimi içerisine girmiştir. Franz Kafka:” Dönüşüm” adlı öyküsünde, işe yarayan bir insanı, böcek haline sokup, işe yaramaz duruma getirerek, dün ona değer verenlerin nasıl çevresinden uzaklaşıp, onu yalnızlığa terk ettiklerini ele alırken, kişinin zavallı duruma düştüğünde en sevdiği ve yakınların dahi ona yardım etmeyeceklerinin iletisini vermiştir.

            Halikarnas Balıkçısı, “Deniz Adamı Para Adamı” adlı adlı eserinde bu tür mesajları olan öyküler kaleme almış ve bunlar aracılığıyla okuyucularına birşeyler anlatmaya çalışmıştır.

 

“Ahmet ve Mehmet isimli iki kardeş, bir ırmağın kenarında otururken, sarı renkli bir kelebeğin, sevdiği mavi kanatlı bir kelebeği aradığını ve onu görüp görmediğini bir kaya balığına sorduğuna tanık olurlar. Kaya balığı, sarı kelebeğe: “Kendisine takılmasını, yıldızlar gibi kendinin farkında olmayan şeylerle ilgilenmemesini söyler.” Ama mavi kelebek, balığın bu önerisini kabul etmez ve sevdiği Mavi kelebeği arayıp bulmak için oradan ayrılır.

               Bu olayı dinleyen kardeşlerden Mehmet, ele avuca sığmayan birisi olmasına rağmen, kaya balığının önerisini benimser.  Ahmet ise sevgilisini arayan,  yaşama arzusu yüksek olan sarı kelebeğin, sevgilisin peşinden gitmesine sıcak bakar. Mehmet, ırmak kenarında bir çadır kurar ve günlerini burada geçirme kararı alır. Ahmet ise gönlününün isteğine uyarak, yeni yerler görmek, yeni şeyler tanımak için kardeşinden ayrılıp, yola çıkar. Mehmet bu ırmak kenarında iken zengin, ama şaşı gözlü bir kızla evlenir. Ahmet ise yoluna devam eder. Yolculuğu sürdükçe hergün aynı şeyleri tanır, yaşadığı monotan hayattan kurdulduğunu, farkında olmadığı şeyleri öğrendikçe mutlu olur. Sonunda Ahmet, bir zamanlar sevdiği, ama fakir diye evlenmediği Fatma ile karşılaşır ve onunla evlenip, mutluluğa erer. Aradan yıllar geçer Ahmet yaşadığı hayatta gelecek ölümü bir uyku gibi kabullenirken, Mehmet yıllardır yaşadığı ırmak kenarındaki çadırında bir gün daha fazla yaşayabilmek için bütün servetini ölüme rüşvet olarak vermek için bekler. Ama ölüm anı geldiği zaman ölüm ona:” Sen hiç yaşamadın ki, sen yoktun ne korkuyorsun!” der.

 

            İnsanlar nasıl olsa bir gün öleceklerdir. Bu nedenle bütün bir ömrü hergün aynı şeyleri yaparak geçirmemeli, yeni yerler, yeni insanlar, yeni şeyler tanıyıp, öğrenmelidir. O zaman hayatın bir anlamı olur ve yaşama sevinci o kişiyi besler. Öyküde de anlatıldığı gibi sarı kelebek, sevgilisinin peşinden giderek, yeni olaylara tanık olur, farklı canlılarla konuşma imkânı bulur. Sarı kelebeği örnek alan Ahmet de, yaşadığı âlemi tanımak için gezerken, farklı beldeler tanır, hayat karşısında tecrübesi artar ve bir zamanlar kıymetini bilmediği sevgilisi Fatma’nın, bu gezi döneminde değerini anlar, onu bulup, evlenir. Hâlbuki Mehmet aynı hayatı, aynı yerde yaşar, Nihayet bir gün ölümün yaklaştığını anlarlar.  Ahmet ölümü bir işin sonucu gelen bir uyku gibi kabullenirken Mehmet, ömrünü geçirdiği aynı yerde bir gün daha fazla yaşayabilmek için bütün servetini ölüme rüşvet vermeyi kararlaştırır. Ama ölüm geldiği zaman ona: “Sen hiç yaşamadın, sen yoktun ne korkuyorsun!” diyerek, ömrünü bu kadar güzellikler varken bunlardan uzakta geçirmiş olmanın yanlışlığını duyurur.

Onun için kişi hayatını dolu dolu ve anlamlı yaşamasını bilmelidir.  Mevlana’nın dediği gibi:” Dün, dünle gitti cancağızım yeni şeyler söylemek gerek.” sözündeki gibi, yenidünyalara doğru adımlar atmak, yeni yerler, yeni insanlar tanımak ve yeni bilgiler öğrenmek kişiye yaşadığı dünyayı daha iyi tanıma ve değerlendirme fırsatı verecektir.

Bu Habere Yorum Yapın