HALİKARNAS BALIKÇISI-CAVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI (1890-1973)-IV-

Yazar, her anını çok severek yaşadığı Bodrum’dan ve yakın dostlarından, çocuklarının büyümesiyle eğitimi için ayrılmak zorunda kalır Çünkü: Çocuklarının okuyacağı okullar kasabada yoktur. Bu nedenle İzmir’e taşınmaya karar verirler. Balıkçı,  25 yıl kaldığı özenle büyüttüğü ağaçlarını, çiçekleriyle bezeli bahçeli evini ve Yatağan adını verdiği teknesini satıp, Bodrum’dan ayrılır. Bodrum’dan ayrılışını ise şöyle anlatmıştır.

 

“Ayrılık günü geldi. İngiliz komutan bir kamyon altıma verdi, Ama ben yolculuk yapacak olanların hepsini bu kamyona aldım. Kamyon, diktiğim ağaçların arkasından geçti. Yolun başına vardı. 25 ve ya 27 yıl önce jandarma korumasında gelirken ilk defa Arşibel’i görmüştüm. Yine baktım. Çocuklar deniz kıyısında büyüdükleri evin damını seçince ağladılar. Araba dönemeci döndü, artık ne Bodrum görünüyordu ne de Arşibel…”

 

            1945 yılında İzmir’e gelir.”Merhaba”adını verdiği apartmana yerleşir Burada da çeşitli dergi ve gazetelerde yazılar yayınlar. Turizm rehberliği yapar, karikatürler çizer, cilt yapımıyla ilgilenir. Zamanla yaşlılıktan ve hastalıktan ötürü yazı yazamaz duruma gelir. Ölmeden önce Aydınlı Romancı Samim Kocagöz, onunla bir görüşme yapıp yayımlar. Balıkçı ona yaptığı açıklamada:

 

“On yıl I.Dünya ve Mütareke yıllarında karamsarlığa kapıldım. Kendimi Nakşibendi dervişlerine adadım. Sonra mavi sürgüne gittiğimde, 10 yıl balıkçılıkla uğraştım. Bunun üzerine bir on yıl daha ekleyip, narenciye fasılasına verdim. 10 yılda mitolojiyle uğraştım. Anadolu uygarlıklarını incelemeye başladım. Bu arada, bu on yılın arasına bir de edebiyatçılığı kat serpiştir. Ey hazret Samim Biraderim.. Yıllar hey de böyle gelip geçti.”                                        

 Samim Kocagöz. “Ölümden Korkmadı Hiç.” Yeditepe Aralık 1972,s 9

 Osmanlı’nın en zorlu yıllarında doğup, Oxford gibi bir üniversiteyi döneminde okuyup bitirmiş bir aydın olan Balıkçı, ülkemizin yetiştirdiği önemli bir yazar ve aydındır. O hiçbir zaman Batı hayranı olmamış, Batı’dan kazandıklarını, ait olduğu medeniyetin direklerini yükseltmek için kullanmıştır Bazı edebiyat eleştirmenleri onu Yunan ve Antik çağ efsane ve mitlerine ağırlık verdiği için yabancı kültüre hayranlık duymakla itham ederler.  İşin aslı öyle değildir. Bakın o bu yöndeki görüşünü nasıl belirtmiştir.

 

“Yunan Uygarlığı kesinlikle Anadolu uygarlığının takipçisi, öncüsü değildir. Öncüsü olamaz, çünkü Yunan varlığı Anadolu kadar eski değildir. Tarihe baktığımızda 500 yıllık bir uygarlık bu kadar derin bir kültürü yaratamaz.”

 

 Yazarın bu görüşünü yazar Beşir Ayvazoğlu şöyle desteklemiştir.

 

“Osmanlı düşmanlarının Hellenizm bayrağı altında birleştiğini bilmektedir. Bunun için Yunanlılar’a mal edilen Anadolu medeniyetinin aslında, onlarla hiçbir alakasının bulunmadığı gibi ve doğrudan doğruya İyonya’nın malı olduğunu kanıtlamak için”Anadolu’nun Sesi” (1971) ve “ Ey Koca Yurt (1972) adlı kitaplarını yazmıştır.” demiştir.

                                                                                                       Kubbealtı Neşriyat 1987 İstanbul

               Balıkçı, bu görüşüyle, Anadolu’ya ait kültürün yaratıcısının Yunanlılar olmadığını, Anadolu’da yaşayan hakların bunu oluşturduğunu, yine Batı’nın sahiplendiği insancıl düşüncenin ve dünyaya yayılan bilimin de doğuş yeri Anadolu’dur, demek istemiştir.

               Ben de bu görüşlere şunu ekleyip diyorum ki:”

“Yunanlılar, Avrupa’ya ya Anadolu üzerinden, ya da Karadeniz üzerinden gitmişlerdir. Yani tarihte yaşanan büyük göçler, batı’dan doğuya doğru değil, doğudan batıya doğru olmuştur. İşte Yunanlılar bu göç döneminden sonra yerleştikleri Mora Yarımadası’ndan hareketle, Anadolu’yu işgal ettiklerinde, bu kültürü Anadolu’da yaşayan halklardan alıp, kendilerine mal etmeye çalışmışlardır. Yine de Anadolu kültürünü, Yunan kültürüyle karşılaştırdığımızda, Anadolu kültürünün ve sanatının daha derinlikli ve inceliği olan bir özelliğe sahip olduğunu görürken, Yunanlılar’ın sanat ve kültürlerinin daha bir kaba ve uçarı olduğunu görebilmekteyiz.”

 

               Konuyu toparlarken şunu belirtelim ki: 1890 yılında Girit’te gözlerini dünyaya açan Cavat Şakir, 13 Ekim 1973 yılında kemik vereminden İzmir’de öldüğünde, vasiyeti üzerine Bodrum’un Mindos Kapısı tarafında bir yere gömülmek istediği ve mezarının gösterişsiz olmasını, sadece yanına eşi Hatice Hanım öldüğünde gömülmesi için bir mezar yeri ayrılmasını istemiştir.  Bu vasiyeti de ölümünden sonra gerçekleşmiştir.

Mavi sürgünü, mavi turla taçlandıran büyük edebiyat adamı, o zamana kadar adı pek bilinmeyen bir Ege kasabasını olan Bodrum’u dünyaya tanıtmış, kendi adını da Bodrum’un antik cağındaki adından alıp “Halikarnas Balıkçısı” olarak edebiyatımıza yazdırmıştır.  Yazımızı Ömer Edip Cansever’in onun ölümü üzerine yazdığı”Halikarnas Balıkçısı’na” adlı şiirin bir bölümüyle bitirirken, bu önemli edebiyat ve kültür adamımızın nesiller boyu unutturulmaması yöre ve ülke kültürü için çok yararlı olacaktır.

          

“Uğurladık bir sabah seni

                              Söz vermiştin geri döneceğine

                              Anladık bakınca aldandığımızı

                              Gerilerde küçük

                              Kıyılarda gerilere doğru büyüyen ayak izleri

                              Ötelerde ama çok ötelerde

                              Kocaman bir gözyaşıydın ey büyük usta

                              Konuşuyordun, sözlerini bulamıyordum yalnız.

Bu Habere Yorum Yapın