HALİKARNAS BALIKÇISI-CAVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI (1890-1973)-II-

Yazar istemeyerek baba katili olunca tutuklanır. Babasının naaşı ise Büyük Ada’ya getirilip aile mezarlığına defnedilir.

Cavat Şakir, mahkemede yapılan yargılama sonucu 15 sene kürek cezasına çarptırılır. Mahkeme zabıtlarına geçen, aslı Temyiz Mahkemesi tarafından yazılan 10 Mart 1918 tarih 394 nolu ilam sureti şöyledir.

 

“1330 (1914) senesi Temmuzun 16.ıncı gecesi (29 Temmuz 1914) Karahisar-ı Sahip Mandıra Çiftliği’nde Müsafereten(misafir olarak) ikâmet eden pederi mütakaid-i Ferikandan(emekli subaylardan) Şakir Paşa’yı katleylediğinden dolayı cinayetle suçlanan İstanbul Büyükada’da oturan 24 yaşındaki Musa Cavat Bin Şakir’in, yapılan yargılamasının sonucunda, mahkeme müttehem-i merkumun(sözü edilen suçu işlemesine) talep ettiği parayı vermemesinden dolayı pederi Şakir Paşa’yı öldürdüğü sabit olmakla, suçluluğu kanun-i cezanın yüzüncü esbab-ı muaffefe-i takdiriyesinin mevcuduyetiyle binaen 47. Maddesi gereği tatbikat ve ibdida-yı tarihi tevkif 332 senesinin 6. Gününden (29 Temmuz 1914) 15 sene müddetle küreğe konulmasına dair mukaddeme verilmiş ilamı…”              Feyza Kürkçüoğlu. Tarih ve Toplum Dergisi s,46,47 1995

 

            Mahkemenin verdiği bu karardan anlıyoruz ki, Cavat Şakir, 24 yaşında iken babasını, kendine istediği parayı vermemesi üzerine öldürmüştür. Cavat Şakir hapiste yedi yıl yatmış, hapisteyken kemik veremine yakalanınca tahliye edilmiştir.

            Tahliyeden sonra İstanbul’da gelir, çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yazmayı sürdürür. 1925 yılında ülkede Şeyh Sait İsyanı’nın yaşandığı hassas dönemde, kendiliğinden gelip teslim olmuş dört asker kaçağının idamı üzerine kaleme aldığı, 13 Nisan 1925 tarihli, “Resimli Hafta”da Hüseyin Kenan takma adıyla yayınladığı:” Hapishanede İdama Mâhkum Olanlar Bile Bile Asılmaya Nasıl giderler?” başlıklı yazısı nedeniyle, İstiklal Mahkemesi’nde yargılanır, askeri isyana teşvik etmek suçundan üç yıl kürek cezasına çarptırılır ve cezasını çekmesi için de Bodrum kazası seçilir. Bodrum’a sürgünle geldiğindeki ilk izlenimi de şöyledir.

 

“…Yalnız burada üstümüzü kapatan bir kubbe değil, bir derinlik vardı sonsuz Akşamın çividisinde koyulaşan koca Arşipel- eski deniz- varlığını bana öyle bir heybetle bildirdi. Masmavi bir gürleyişti o… Beşyüz deniz mili en berrak bir açıklığa uzuyor da uzuyordu. Durduğum tepeden sonsuzluğu seyrediyor gibiydim. Güvercinlik Körfezi’nde de böyleydi, ama orada ne de olsa karşı kıyı vardı. Burada göz yaylımına hiçbir engel yoktu…. Ne de olsa Bodrum adının bir karanlığı, bir loşluğu vardı. Oysa gördüğüm ışık ve berraklık, buğuyu üfüren meltem gibi izbeliği ve loşluğu öyle sildi ki, hapsedilsem bile hapishanenin göğü gören bir penceresi, bir kapısı olur diye içim aydınlandı.

                                                             Halikarnas Balıkçısı -Mavi Sürgün- Bilgi Yayınevi 2017 Ankara

 

Yazar, Bodrum’a gelince teslim olur Bodrum Kalesi’ndeki zindan o dönemde tamirde olduğu için kendisine ev tutup, kalması söylenir ve o da arayıp kalacağı bir ev bulur. O deniz kenarında bu evin kirasının pahalı olacağını sanarken, ev sahibi ona çok ucuz gelen kira teklifinde bulununca, evin hemen altı aylık kirasını verip eve yerleşir. Yalnız bu dönemde şunu belirtelim ki, Cavat Şakir, Bodrum Kaymakamı dâhil o dönem kazada görev yapan devlet görevlilerinin hepsinden saygı ve yardım görmüştür.

Bu Habere Yorum Yapın