Yenigün Gazetesi Yazarı İsmail Atasever’in sorularını cevaplayan Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün, Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin uluslararası kredilendirme kuruluşlarında en yüksek kredi notuna sahip olduğunu hatırlatırken, belediye olarak hazırladıkları su ve enerji konusundaki projelerini Cumhurbaşkanının hala onaylamadığını söyledi.
Röp: İsmail Atasever
-Sayın Gürün, öncelikle bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. Bir hatırlatmada bulunarak başlamak istiyorum. 2 yılı aşkın bir süre bütün dünyayı ve ülkemizi etkisi altında tutan covid-19 salgını günlük yaşamı ve bütün sektörleri neredeyse durdurma noktasına gelmişti. Bu geçen süreci öncelikle bir hekim olarak kısaca değerlendirir misiniz?
-Ben de gazeteniz Yenigün ve size teşekkür ederim bana bu fırsatı verdiğiniz için.
Korona ile ilgili öncelikle o süreç içerisinde yaşadığımız üzüntü verici bir durumu anlatmam lazım. Biz il sağlık kurulundan pandemi kuruluna toplantıya giriyoruz. Ama benim elime hiçbir şekilde Muğla’daki covid vakalarının durumu ile ilgili hiçbir bilgi verilmedi. Bunun altını koyu koyu çiziyorum. Ben Büyükşehir Belediye Başkanıyım. Doktorum. Pandemi kurulu ilin genelinde kanundan aldığı yetki ile bir takım tedbirler alma imkânına sahip. Örneğin Bodrum’a giriş çıkışı yasaklayın. Yapabilir mi Pandemi Kurulu yapabilir. Eğer A ilçe de çok fazla covid vakası varsa onu tecrit etme imkânı var. Buraya giriş çıkışı yasaklayalım. Virüsü burada kontrol altında tutalım dışarıya yayılmasın diye. Bir yerde çok az bir hareket var. Oradaki hareketi biraz daha arttırarak oradaki sosyal yaşamı normal olmasa da az bir kısıtlama ile devam etmesine karar verebilme imkânım var. Okulun tatili aynı şekilde, okulların kapatılması aynı şekilde falan. Hiçbir şekilde ben bunu her toplantıda dile getirmeme rağmen benden covid vaka sayısı, yatan hasta sayısı, ölen hasta sayısı tümüyle gizlendi.
Sağlık müdürü olarak bana versin, ben bunu bileyim de öneri getirebileyim.
Muğla’da o kadar covidli var tablo bu durum bu diye öyle basit çok ayıp bir şekilde bana kâğıdın üstünde fotoğrafının çekmiş onu gönderdiler bana. Ben böyle bir şey yaşamadım. Bize hiçbir şey verilmedi. Siz de ulaşamadınız. Bende ulaşamadım.
Pandemi kurulundayım. Pandemi kurulu Ankara’dan İçişleri Bakanlığından gelen her şeyin aynısını yazıyor. Biz onun altına imza atıyoruz. Böyle bir acayip bir şey. Şu anda pandemi açısından çok iyi durumdayız ve bilgilendirme ile ilgili aynı duruma sahibim. Hekimler ile temasımda hangi hastanede ne kadar var, bunları öğrenmeye çalışıyorum. Bilgi alamıyoruz. Başka şehirlerde aynı şekilde bilgi alamıyor. Çok tuhaf. Mesela bazı yerlerde mezarlıklar var. Biz de arkadaşlar istedi definleri biz alalım diye. Defin hizmetleri de İstanbul’da, İzmir’de Eskişehir’de falan Büyükşehir’de. Dolayısı ile covidden ölenlerin sayısı verildiği için oradan istatistik çıkarıyorlar belediyeler. Ama şöyle bir durumda var maalesef. Bunları covidli yazmayın diyorlar. Normal ölümmüş gibi gösteriyorlar. Buda çok kötü. Kimden neyi, ne diye saklıyorsunuz. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Ama saklandı, saklanmaya da devam ediliyor. Tabi bu her şey de olduğu gibi güven duygusunu sıfıra indiriyor. Sağlık bakanı başlangıçta yaptığı açıklamalarla bir güven duygusu uyandırdı. Sağlık Bakanına; “ Bravo, meslektaşımıza gayet güzel açıklamalar yapıyor. Bilim kurulu ile konuşuyor. Onlarla ortak olarak almış olduğu kararları uyguluyor .”diyorduk ve benim meslektaş olarak hoşuma gidiyordu. Ama daha sonra anladık ki o da her şeyi doğru söylemiyor.
-Peki Sayın Gürün, Muğla Büyükşehir Belediyesi olarak pandemi ile mücadele sürecinde toplum çok büyük sıkıntılar çekti. Hem üretim anlamında hem sağlık anlamında hem geçinme anlamında. Muğla Büyükşehir Belediyesi yasalar çerçevesinde kendi hareket kabiliyeti doğrultusunda vatandaşlara ne gibi hizmetler sundu ?
-Şimdi klasik olarak şöyle mesela Cumhurbaşkanlığı bayram da otobüsler bedava diyoruz ya. Benim bedava yapma hakkım yok. Cumhurbaşkanlığı kararname çıkarıyor. Bedava ücretsiz olabilir diye. Ben o zaman ücretsiz yapıyorum. Ve onunla ilgili de bunun gibi kiraları almayın, vergileri almayın, tabela vergisini almayın gibi olaylarda biz hepsini uyguladık.
Özellikle kovid döneminde sağlık çalışanları her ilçe de talep geldiği takdirde hepsinde hemen hemen araç koyduk, gidişi gelişi vardiyası hiçbir şekilde vatandaş ile temas etmeden direk hastaneye giriş çıkış oldu. Dolayısı ile bu kontaminasyon ulaşım için çok önemliydi.
Üçüncüsü gıda ile ilgili sıkıntıya girenler vardı. Gıda ile ilgili bizim tespit ettiğimiz şey var. Gidiyoruz bir vatandaş diyor ki şurada yoksul vatandaş var, muhtar diyor ki, “Şurada yoksul bir vatandaş var” Biz bunları teker teker inceliyoruz. Bütün mal varlıklarını çıkarıyoruz. Gelirlerini çıkarıyoruz. Maaş var mı çıkarıyoruz, ve yönetmeliğe bağlı olarak bunun yoksul olduğu ve yardıma muhtaç olduğu tespit ediliyor. Bunlara yiyecek veriyoruz. Ama ayrıca kart veriyoruz.
Ben bir elin verdiğini bir elin duymadığını çok hoş görmüyorum. Bunlar bu karta durumuna göre 300 TL, 350 TL, 400 TL gibi rakamlar yükleniyor. O zamanlar da ekstra yüklemeler yaptık. 250 TL daha yükleme yaptık. Bayram geldi öyle yaptık. Burada önemli olan şu. Bu bir bankanın kartı. Üstünde halk kart yazıyor. Ama bir bankanın kartı. Banka kartı ile gidiyor. Örneğin o kart ile makyaj malzemesi alamıyorsunuz. Ona kapalı. Okuttuğunuzda yiyecek, içecek maddeleri artı, çocuklar için kırtasiye malzemeleri alınabiliyor. Kâğıt, kalem, defter, onu dışında diğerlerine açık değil. Ama vezneye gidiyor. Vezne veriyor kartını alıyor geçiyor. Ne önündeki ne arkasındaki onun yardım kartı ile alışveriş ettiğini bilmiyor. Benim için çok değerli bu onun için biraz uzatarak anlattım.
Evden hastaneye, hastaneden eve gidecek olanlarla ilgili hasta nakilleri çok önemliydi. Evde bakım hiçbir yere çıkamıyor, kronik hastalarda bir yere gidemedikleri için artışlar oluştu. Hastalığın şiddetinde artışlar oluştu. Onları evlerde tedavi etmeye gerekirse alıp hastaneye götürüp oradan getirmeye çalıştık. Evin bakımı, kapı sarkmış, cam kırılmış, çatı akıyor bunların hepsi yapıldı.
Tabi internet üzerinden bir şeyler yapıldı, eğlence ile ilgili, tanıtım ile ilgili, eğitim ile ilgili yapıldı. İlk zamanlarıydı, biz de şaşırdık, hepimiz toplum olarak ne oluyor ne yapıyoruz ne bu diye ne yapacağımızı şaşırdık. Ben bir Cumartesi Pazar günü ekmek ve gazete aldım. Gazete yayınlanıyor şu an. O gazete meşrudur. Gayrimeşru değildir. Vay sen gazeteyi nasıl dağıtırsın gibi bir takım haksız eleştiriler oldu. Ama çok şükür büyük bir mağduriyet yaşanmadan, hastane ile ilgili, tedavi ile ilgili, normal hastalığın tedavisi, kronik hastalığın tedavisi, covid tedavisi ile ilgili de hastane zaten yaptı. Biz Muğla’da çok büyük sorun yaşatmadık. Hem büyükşehir olarak, hem de ilçe belediyelerin tümü için söylüyorum, çok şükür sosyal dayanışmamızı iyi bir şekilde imtihan ettirdik.
-Peki bu süreç belediyenin çalışma ve projelerini nasıl etkiledi?
-Bu süreçte şöyle bir şey oldu. İnsanlar eve kapandı. Dışarıda hareket çok olmadı. Ben çalışmama devam ettim. Ama belli bir çekince içerisinde, mesafe, orada birlikte olunması falan şekilde, kendi içimizde biz birbirimizi çok iyi koruduk. O tedbiri aldık.
Otobüslerde maske ve dezenfektan konusunda çok ciddi hareket edildi. Onlar değerlendirildi. Biz kendi yapmamız gerekenler ile ilgili konularda yatırımlarımıza, işlerimize devam ettik ve oranlama olarak baktığımızda biz deki covid vakası çok düşük oldu. Ve dolayısıyla işimiz yapıldı ama yapılırken de sen ne olursan ol demedik, onları da korunmaya aldık. Ve en az sayı olarak rahatsız olan hastamız oldu.
-Birinci dönem çalışmalarında tüm hedefleriniz tuttu mu? Ve ikinci dönemde hedeflediğiniz, gerek seçim beyannamelerinde halka sunduğunuz, gerek kendi içinizdeki organizasyonlarda ortaya koyduğunuz projeler hangi aşamada? Şu an gerçekleşmekte olanlar hangileridir.
-Ben yüzde yüz emin olmadığım şeylerde söz vermem. Mesela kredi anlaşması ile ilgili Dünya Bankası kredisi ile ilgili çalışmalara devam edeceğiz. Umuyoruz ki bu dönem içinde biter demiştik, geçen dönem. O dönem içinde bitti. Bitti ama onu faaliyete geçirmek ikinci döneme nasip oldu. Şimdi Bodrum’da diyorlar ki bana ‘Ya sen Mehmet’e kızıyordun, onun için o var diye yatırım yapmadın, Ahmet Aras geldi yatırım yaptın.” Ve ben çocuk muyum diyordum. Birisine kızıcam yatırım yapılmayacak. Ne kadar önce yaparsan o kadar kar zaten. Dedim ‘Böyle bir şey yok’. Mehmet siyaset yaptı. Benim yerime başkan olmak istedi. Olabilir isteyebilir. Gönül bu. Yarıştık. Yarışta pek nezaketsizlik de olmadı. Siyaseten yapılması iyi olur dediğimiz, yapıldığında çok kötü olmayan bir takım şeyler oldu. Benim öyle primitif duygum yok.
Dolayısıyla alt yapı ile ilgili konu, ilk 1.5 sene ne olduğumuzu anladık. Bunların bütün projeleri hazırlandı. Ve Dünya Bankasına müraacatımızı yaptık. Kabul edildi. Ne kabul edildi?
Bir, Fethiye’deki Kanalizasyon Arıtma Rehabilitasyonu ve arıtmanın iki misline çıkarılması.
İki, Ören kabul edildi. Şimdi onun da ihalesine çıkıyoruz.
Üç, Bodrum Yarımadasının tümü yüzde 90. Bunun bir kısmını Bakanlık yapıyor. Bunu da biz atık su parası ile ödüyoruz. Kredi açmış oluyoruz uzun vadeli, hibe etmiyor yani. Yapayım ben senden para almayayım demiyor. Bütün o Dünya Bankası kredisi ile olan şeyleri, su ihale hatları, depolar, kanalizasyon ile ilgili, arıtma ile ilgili, rehabilitasyonlar, tüm bunların hepsi ikinci dönemin başında, birinci dönemim sonuna kadar hazırladık. Onaylattık. Birinci dönemde altyapı hazırlıkları, tespit, proje ve finansman temini olarak geçirdik. İlk dönemde çok yol yaptık. 2400 küsur km yol yaptık. Bu çok önemli bir şey. Kırsaldaki yolları İl Özel İdaresi yapardı. Bir kat yapabilirdi. İkinci katına başka yere yaptırırlardı. O da kışın tümüyle delik deşik olurdu.
Çok şükür, bunu çok önemsediğim söylüyorum. Kırsalın ilçeye ulaşımına muhakkak sağlıklı bir şekilde temin etmemiz lazım. Şimdi öyle, nereye giderseniz bizim yaptığımız yollar var. Ve o yollarda nitelikli. En büyük yatırım ona yapıldı.
Üçüncü yatırım kurumsallaşmak için. MUSKİ binasını yaptık. Bazı binalarda revizyonlar yaptık. Bazı ilçelerde binalar aldık. Kiraya tuttuk. Araç aldık. Kamyon aldık, iş makine ve araçları aldık. Araç gereç, personel. Mesela Orman’ın orada duruyorduk burası bizim. Kimin? Valiliğin. ‘Biz kaymakamlık yapacağız. Hemen çıkın.’ Nereye çıkalım? Kapının önünde mi duracaksınız. Benim bir yerim yok. Kızılağaç’a gittik, orada kademe kurduk, onun inşasını yaptık. Ondan sonra oraya geçtik. Yani birinci dönem sorunların tespiti, yapılacak olanlar , yol gibi.
Hazırlık gerektirmeyen konuları İyi ki yapmışız. Şu an bu yolları yapmak mümkün değil bu parayla. Ve araç-gereç bütün dokular, kaç tane greyder, kaç tane dozer bunların hepsi olabildiğince tespit edildi. Alındı. Kanalizasyon ve arıtma konuları değerlendirildi. Revize edildi. Eksik çalışanlar var ise düzeltildi. Ve kredi çalışması yapıldı. İkinci dönem, bütün dallarda yatırımlarımı hazırladım özellikle kanalizasyon alt yapısı ile ilgili. Bunların hepsini hayata geçirmek üzere çalıştık. Çalışıyoruz.
-Muğla Belediyesi, Büyükşehir olmadan önce ülke genelinde borçsuz, hatta borçsuz olmasının ötesinde, kasasında çok ciddi nakit meblağ bulunan ülke genelindeki 4 belediyeden birisiydi. Kredi kuruluşlarının nezdinde üst noktalardan güvenilir bir itibar gören belediyeydi. Büyükşehir’e geçtikten sonra kredi kuruluşlarında önceki mali disiplininizin yansıması oldu mu? İşlemlerinizin daha hızlı olması için veya kapılarının açılması için onu hissettiniz mi? Özellikle mali disiplinin sürekliliği açısından?
-Çok önemli ve değerli birşey sordunuz. Şu an Muğla Merkez’de yapmış olduğumuz kanalizasyon ve arıtma sistemi, şu an yeni yaptıklarımda uygulamaya ideal olarak uyguladığımız sistem. Yani atık suyu ben yeşil alanların tümünü arıtma suyu ile suluyorum. O zaman bu sistemi koyduk oraya. Dünya Bankası benimle çalıştı. Dolayısı ile benim bir notum var, Dünya Bankasının defterinde. Müşteri olarak benim bir notum var. Net söyleyebilirim oldukça yüksek bir rakam. Muğla Belediyesi, büyükşehir olmuş ve başında aynı başkan var. Ben Muğla Belediyesi ile rahatlıkla çalışıyorum. Onunda bir avantajı var. Ondan sonra başka kredi kuruluşlarına da müracaat ettik. Mesela Fransız Kalkınma Ajansına müracaat ettik. Fransız büyükelçisi geldi konuştuk. Ben ajansa harıl harıl dosya, proje hazırlıyorum. Şuradaki su, şuradaki depo, şuradaki kanalizasyon, şuradaki güneş enerjisi panelleri, güneş enerjisi ile ilgili şeyler, elimde sıra sıra dosyalar. Hazırlanmış projeler. Ben projeleri sundum Fransızlara. Fransızlar dediler ki, biz bir kurumla ilişki kuracaksak, onun uluslararası kredi derecelendirme kurullarından rapor alması lazım kredi durumu ile ilgili olarak iki kuruluştan birisi iolur dediler.
3A en yüksek not. Bu notunla ben 230 milyon Euro kaynak ayırıyorum. Benim bütün dosyalarım ve projelerim konduğunda 230 milyon Euro’luk bir portföy yolluyor. Ben hepsini kredilendirebilirim diyor. Ben sana 230 milyonluk kredi açarım diyor. Yeter ki ne gerekli benim dış kredi kullanabilmem için muhakkak suretle Cumhurbaşkanının bu krediyi kullanabilirsin demesi lazım. Ve onun öncelik olarak tasarruf genelgesinde öncelikle hangi projelere onay vereceği ile ilgili sirküleri var. Oda diyor ki bir, Su Kayıp Kaçağı, iki ,Güneş Yenilebilir Enerji. Ben de iki konuda verdim zaten. 2020’nin 12. ayında müracatımı yaptım. Bunları onaylayın ben kredi kullanacağım diye. 2022’nin Mayıs ayına geldik hala daha tekrarlamama rağmen hala onay gelmedi. Niye gelmiyor. Su kayıp kaçağını azaltmak için dedim. Benim zaten projem o. 230 milyonun hepsine müracaat etmedim. 63 milyon euroluk kısmına müracaat ettim. Diğerlerine ondan sonra bakayım diye ama Sayın Cumhurbaşkanı hala imzalamıyor. Ve ben kredi kullanamıyorum. Netice de biz şu anda kredi alamıyoruz. İller Bankası bana kredi vermiyor. Benim bankam vermiyor. Borç , hibe falan da değil. Borç ver diyorum. Ben veremem diyor. Dış kredi diyoruz, Cumhurbaşkanı onaylamıyor. Dolayısı ile böyle bir sıkıştırma durumundayız.
-Sayın başkan, yıllardır Muğla’nın sorunlarından birisi, devlete verdiğine karşı yeterince ödenek alamıyor. Muğla ekonomisine sağladığı katma değerin çok az bir miktarını yatırım olarak alabiliyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
-Bakın benim verdiğim vergi ile aldığım arasında onun oranları var. Benim verdiğim verginin binde 26’sını yatırım olarak alıyorum. Ama Trabzon benden daha az vergi veriyor, benden daha çok devlet yatırımı alıyor.Benim kardeşim son zamanda siyaset yaparken, nedense aynı rüzgara kapıldı. Sayın vekil Yelda Gökcan dedi ki, ‘Sandras’ta su geliyor, oldu, bitti’ dedi.
Sandras suyu ile kaç yıldır uğraşan benim, sanki ben uğraşmamışım gibi onu kapmaya çalışıyorlar. Ya ben uğraşıyorum, yıllardır biliyorsunuz birazcık takip edersen neler yaptığımı, imzaladım ben, evet dedim ben bunu kabul ediyorum. Sırf Osman Gürün kabul etmedi Belediye, yoksa su geliyordu diyecekler. Şu anda 1 milyar liraya denk geldi oranın maliyeti. Yapılabilir bir şey değil o. Ama ben imzaladım. Ne dedi “Mecliste konuştum. Bakanlıklarla konuştum ödeneği ayrılıyor, bu yıl inşaatı başlıyor “dedi . Sandras Bin Lira iz bütçe koydular. Yani programda olduğu için programdan düşmesin diye iz bütçe koyuyorlar. Yoksa para ayırmadılar.
-Sayın Gürün, herhangi bir il fark etmez Muğla olur Aydın olur, Trabzon olur. Yaşamsal faaliyetlerinden biriside su. Su gibi bir yatırıma bin lira iz bir ödenek konulurken, yazlık saray için devasa bütçeler ayrılabiliyor?
-Nasıl değerlendirebilirim. Olacak iş değil. Kabul edilebilir değil. Ve hiçbir mantığa yönetim tarzına uygun bir davranış değil. Benim acil elzem olan şeyim su. Su ile ilgili her türlü katkıyı yapmaları lazım. Katkı yaparken de keşke verseler de hibe de istediğim yok. Arkadaş ben borcumu ödeyeceğim diyorum. Ona da finansman bulmuyorlar.
Muğla hak ettiği kadar yatırımı almıyor. Hak ettiği kadar altyapı yatırımını almıyor. Dolayısı ile verdiği ile aldığı arasındaki oran çok farklı ve başka illerle mukayese edildiği zaman sizlerde çıkarabilirsiniz, hangi illere ne yapıldı ne edildi. Çok düşük ve maalesef altyapı ihtiyacını karşılamıyor. Bakın şimdi diyor ki Turizm Bakanlığı, Bodrum, şurada hiçbir imar yok, veya tek tük imar var. Ben şuradan şurayı Turizm alanı ilan ettim. Edebiliyor, kanun olarak hakkı var. Bana da sormuyor, bana sadece planları gönderiyor. Ben planlara itiraz ediyorum. Yanlış yapıyorsunuz diye. Ben diyorum ki siz burayı Turizm alanı ilan ettiyseniz, bunun altyapısınıda yapmakla yükümlü olmanız gerekiyor, benim planımda yok burası. Ben şuradaki imar planı binlikte, beş binlikte böyle bir yok. Ben böyle bir şey yapmıyorum. Buranın suya ihtiyacı var, kanalizasyona ihtiyacı var, arıtmaya ihtiyacı var. Bunun yatırımını Turizm Bakanı, eğer Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bir yeri planlayabilirse o da planlayabiliyor. Özelleştirme idaresine veriliyor. Onunda plan yapma yetkisi var. Bizim elimizden alındı. Onunda altyapısını yapma mecburiyetinde olması lazım diyorum. Siz yaptıysanız buraya su lazım, buraya kanalizasyon lazım. Peki nasıl yapacam ben onu. Hastane de yaptıkları yük gibi.
Yapıyorlar, sonra da bağırıyorlar suyunu vermiyor diye. Ne suyunu vermemesi. Yalan söylüyorlar. Bakın Bodrum’da 4 gün önce dediler ki ‘Büyükşehir Bodrum Devlet Hastanesinin suyunu vermiyor, kanalizasyonunu bağlamıyor.’ Ya inşaat daha bitmemiş hrerhangi birşey yok. Oradaki çalışan işçileri foseptiğe bağlayacağım. Yok öyle bir şey. Bir siyasi şey, Hastane açılacak ama hastaneye vermiyor diye. Biz yaptık. O zamanın parası ile 4,5 milyon lira harcadık. Hastane hala daha açılmadı. Buradaki öğrenci yurdunun açılacağı zaman Belediye su vermiyor dediler. Böyle bir şey olur mu?Oranın suyu var zaten, inşaat ruhsatı var ya. İnşaat ruhsatı için su verilmiş oluyor. Politikacının birisi çıkıyor; ‘Büyükşehir suyunu bağlamıyor diyor. Onun için yurtları açamıyoruz diyorlar. Ya bu kadar seviyesiz yalan söylenir mi ya. Çok ayıp. Bunlarla uğraşıyoruz.’
Burada bir tuhaflık var. Şöyle bir şey var. İktidarda ‘ben neymişim be abi hali’ var. ‘Ben her şeye muktedirim. Ben istediğim her şeyi kanuna uysun uymasın yaparım.’ Bu çok tehlikeli bir şey. Yani benimle ilgili uyulması geren kanunlar çerçevesinde uyulması gereken kararlar var, ama bunu uygulamıyor. Bende sürekli idari kararlara karşı ikaz ettiğim halde onu düzeltmiyorsa ben dava açıyorum. Benim başka bir enstürmanım yok ki ben dava açıcam. Hukuk karar versin. Hukuk böyle olur, şöyle olur, benim başka bir şeyim yok.
-Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal belediyecilik ve tarımsal üretimi yönelik önemli projeleri var. Pandemi dönemindeki mücadele, kadın üreticiler projeleri, hayvan haklarına yönelik projeleri, tasarrufa yönelik projeleri, tarıma yönelik projeleri. Rutin Belediyecelik hizmetlerinin dışında Muğla Büyükşehir Belediyesinin hem yönetim hem de idari anlayışınının arkasındaki felsefe nedir?
-Ben göreve geldiğimde Muğla’nın başat ekonomisi turzim. Tarım ve hayvancılık Türkiye’deki bazı vatandaşlar tarafından bilinmiyordu. Muğla deyince turizm akla geliyordu. Bu doğru değildi. Biz de yarı yarıya tarımsal ve hayvancılık ile ilgili faaliyet vardı. Hala toprağını bırakmayan hemşehrim vardı. Gençler gidiyordu onları geri çevirmemiz lazımdı. Ben süratle bununla ilgili programlara girdim. Size o detayı vermeyeceğim. Hepsini biliyorsunuz. Hepsi tarım üretiminin daha bilimsel verilere dayanan ve sürdürülebilir olan bölüm başına çok daha fazla gelir elde edebileceği tarımsal ve küçükbaş hayvan desteklemesi yaparak, büyükbaş değil, küçükbaş olarak öyle olması lazım. Küçükbaş hayvan desteği vererek onunla ilgili hayvancılığı desteklemek 2015’ten itibaren başladı. Bugün geldiğimiz noktada bu konudaki kararımızın ne kadar isabetli olduğu, tarım ve hayvancılığın ne kadar önemli, yokluk-kıtlık dönemine girileceği bir dönemde bunların ne kadar önemli olduğu bir daha ortaya çıktı.
Şu anda bundan sonraki hükümet veya bakanlar tarım ve hayvancılığa önem vermek durumunda. Demek ki biz onu 2014’te yakalamışız. böyle bir vizyon ortaya koyduk. Sesi çıkmayan yaşlı insanlar var. 5 tane çocuğu var atıyorum. Beş çocuğunu da okutmuş. Birisi Sivas’ta öğretmen, diğeri Kayseri’de hakim, biri avukat, sağlıkçı falan. Okutmuş ve ülkeye evladını vermiş. Faydalı olsun diye. Ama kendisine bakacak kimse yok. Hepsi bir yerde. 2 kişi adam yatalak oluyor, kadın bakıyor, yani o haliyle. Evde bakım dedik. Evde bakmamız lazım bizim dedik. Evde bakımda tansiyonu, şekeri, ilacı, hastaneye gidiş geliş, kontrollerini araçla getirip götürüyoruz. Bakın o sessizce yapılan çok önemli hizmet. Mesela tavsiye ederim, bende merak ederim, aile ve hizmet alan aile iki kişi Belediye hiç olmasın, siz sohbet edin. Ne hissediyorlar, hayatlarına nasıl artı bir değer taşıyor. Mesela bazı yerlerde evini yapamıyor. Damı akıyor. Penceresi kırık, Kapı mandalı tutmuyor, soba ya tam kırılmamış odun sığmıyor. Bunların hepsini yapıyoruz. Toparlıyoruz, camını değiştiriyoruz, ocağına bakıyoruz, varsa eksik onları yapıyoruz. Ve onları ara zamanda kontrol ederek hayatlarını nasıl geçirdiklerine bakıyoruz.
Kısa Mola çok önemli bir şey. Türkiye’de tek beyin felçli hastaların anneleri dolaşsın biz çocuğa bakalım. Hem çocuk rehabilite oluyor, hem kadın.
Kart veriyoruz, kartı bağrını gere gere uzatıyor banka kartını. Ben Belediyeden yardım alıyorum olmasın diye onu yapıyoruz.
Down cafe dediğimiz hadise var. Down cafe’de sadece down sendromlular değil, diğerleride faydalanıyor. Konsept olarak down cafe deniliyor ya, engelli ve engelsiz kişilere çalışıyor, ikincisini açtık daha da açacağız.
Bütün bunlara baktığımız zaman genel olarak özellikle kırsalda, merkezde oturanların çok fazla şeyi yok, onlar sosyal güvencelere bağlı. Ama diğerleri öyle değil. Onların yaşamlarını bir nebze olsun kaliteli hale getirmeye, ve son dönemlerini iyi geçmesini sağlamaya çalışıyoruz. Maddi durumlar dahil. Kadınların kooperatif kurmalarını ve kadın kooperatifleri ile işbirliği yapmayı esas alıyoruz. Kadın bir kere bir yere sahip çıktı mı müthiş oluyor. Gerçekten doğuran. Candan can yaratıyor. Yarattığı cana da sahip çıkıyor. O duygu aileye sahip çıkmasını, korumasını getiriyor.
Siz de haberleri yaptınız. Ben 28 tane Üniversite öğrencisi kız, keçi aldı ya, Nasıl kapıldım, yüreğim ağzıma geldi o kadar çok hoşuma gitti ki, Üniversite mezunu kız. Üniversite mezunu bir insan olmak kağıdın üzerinde sen şusun yazıyor diye o işi yapmak değil ki. Üniversite mezunu her şeyi yapar.
-Tohum merkezindeki çalışmalarınız. Orada bir slogan var. ‘Toprağını Satma, Ürünün Sat’ Bu düşünceyi oluşturmuş kabul ediyor musunuz kendinizde, özellikle kırsalda toprağını terk etme düşüncesinde olan vatandaşları yavaş yavaş, uzaklaşmaya başladı. Bunu pandemide daha çok hissttik biz, toprakların ve üretimin ne kadar yaşamsal bir güç olduğunu. Bu noktaya bu dokunuşu yaptığınız zaman ne oldu Büyükşehir’de.
-Benim yüzde yüz bilmem mümkün değil ama kesinlikle toplumdan geri bildirim alıyorum. Özellikle üniversite mezunu genç kız, 28 tane telefon ederek, ben keçi almak istiyorum, keçi sürüsü oluşturucam diyebiliyorsa, o zaman bu çok önemli bir aşama kat etmiş demektir. Ve bunun özelliğini ve önemini bunun kendi aile ekonomisine nasıl katkı yapacağının farkında.
Ve işin enteresan tarafı şu. Erkek kadını çalıştırıyor ama kadın eğer o konuda karar verici değilse çok hoş olmuyor bu. Ama kadın karar verici ise hem kendisi çalışıyor hem de eşi. Tarım ile ilgili konu tutuyor. Bir de Turizm de yazlık olarak çalışan gençler var. Covid’de bunlara eve köylerindeki eve döndüler. Ne yapacaklar. Biz oradan hayvan mı beslesek, şuraya eksekte buğday mı yapsak, falan diye toprağa dönüş oldu yani. Bunu çok değerli buluyorum ve ben daha önce Turizm sektöründe çalışan bazı gençlerin, toprağa, köyüne döndüğünü ve daha da fazla döneceğine inanıyorum. Burda bir artı değer. Ve biz tarım ile ilgili yaptığımız işleri, ipekböcekciliği yapıyoruz, sakız ağacı yapıyoruz. Bunlar hep tetikleyici, karşı tarafta acaba bende mi yapsam duygusunu uyandıran, daha fazla gelir elde etmesini sağlayan projeler. Ben bunun vatandaş tarafından benimsendiğini, kiminin cesaret edip başladığını, kimisinin cesaret toplamaya devam ettiğini söyleyebiliriz.
-Petrol istasyonu hizmeti ile ilgili aynı zamanda tasarruf noktasında ciddi bir kaynak yaratılmış oldu. Bütün çalışan kadınlardan oluşuyor.
Kooperatifler önemli özellikle kadın kooperarif. Benim daire başkanlarımın çoğunluğu Büyükşehirde kadın. Yeni bir can yaratıyor kadın. Kadının üretimdeki rolü çok önemli. Kadın toplum içinde, üretimde, siyasette, iş dünyasında her yerde olmalı.
-Bütün bu çalışmaları gerçekleştirirken AK Partili Belediyelerde dahil olmak üzere ilçe belediyeleri ile uyum içerisinde çalışıyor musunuz? Görüş ayrılıklarına düşüyor musunuz? Düşüyorsanız, nasıl çözüm üretiyorsunuz?
-Ben hepsine teşekkür etmek isterim. Çünkü birinci dönemle birlikte 8,5 yıl oldu. 8,5 yıldır mecliste komisyon oluşturmakla ilgili görür görmez refleks bir ay devam etti. Bir ay sonra tekrar normale döndük. Olması gerekene döndük. Köşe kapmaca oldu. Ben hiçbir Belediye Başkanıma ve meclis üyeme dilimi acı veya sivri kullanmamışımdır. Bir kişide derse aşk olsun derim. Hepsine biz burada siyaset yapmıyoruz, biz burada belediyecelik yapıyoruz. Siyaseti bizim örgütlerimiz milletvekillerimiz yapar. Hizmetle siyaset yapacağım. Ben iyi bir hizmet yaparsam partili Belediye Başkanları hizmet ettiler, bizim dertlerimize çare buluyorlar. Ben öyle katkı yapabilirim. Direk olarak siyaset yapmam. Yapar mıyım yaparım. Ama yapmam. Benim Belediye Başkanı olarak yapmamam lazım. Bunu hep söyledim arkadaşlara, mecliste zaman zaman söyledim. Ama şöyle bir şey var, gidiyorsun hepsine evet deyip geliyorsun, bir tane de hayır denecek bir şey yok mu. Hayır deyin falan oluyor. Böyle olunca zaman zaman bir şeylere hayır demeye ihtiyaç var. Ama ismi lazım değil, iki Belediye Başkanımızın beyanatları, sosyal medyadaki paylaşımları ve doğruyu yansıtmamış üzülüyorum. Nefret etmiyorum, öyle bir duygum yok benim. Ama yapmasaydın arkadaş diyorum. Benim tepkim bu, üzüntü bir duygusal olay, gerçekten bir şey söylüyor, arkadaş olmadı, yanlış oldu bu iş. Bu üzüyor beni. Böyle iki arkadaşımız var mecliste. Ama onun dışında benim için hiç kavga, gürültü, çatışma yok. Herkesin fikrini dinliyorum, herkes fikrini söylüyor. Herkes eleştrisini yapıyor. Doğruysa yerine getiriyorum. Sağolun bu konu bizim gözümüzden kaçmış, siz bunu böyle dediniz. Sağolun diyorum ama çoğu zamanda muhalefet yapmakla ilgili şeyler kullanılıyor. Fakat meclisin çok olgun, kurucu meclis geçen yıldan sonraki ikinci meclisim Muğla’ ya yakışır bir meclis olduğunu ve iyi bir yönetim anlayışı içerisinde götürdüğümüzü çok rahatlıkla söyleyebilirim.
-Yeterince destek alamadığınızı söylediniz, diğer belediyelerle mukayese edildiği zaman üzülüyor musunuz?
-Bakın bu konuda samimiyet ile söylüyorum. İçimin çok acıdığını söyleyebilirim. Benim devletim Türkiye Cumhuriyeti devleti benim için kutsal. Ben devlet yapısının ve hiyerarşisinin doğru kullanılmak kaydıyla ona uyulması gerektiğini, devletin bekası için gerçekten çok önemli olduğuna inanan birisiyim. Benim Valim o makamda olduğu için ben valilik makamına ve onu temsil eden kişiye kötü söz söylemekten imtina ederim. Ama orasının diğer kurumlarla Büyükşehir Belediye Başkanlığına aynı hassasiyet içerisinde bakmasını isterim. Ben protokolde ikinciyim. A protokoldeyim. Devletim diyor ki Ben Muğla’ya atanmış bir vali, seçilmiş bir de Büyükşehir Belediya Başkanı en üst seviyede temsil eder diyor. Bunun anlamı bu. Makam Vali, ben makamın ve o makamı dolduran kişinin kendisine rağmen, onurunu korumam lazım. Devlete olan saygım nedeniyle. Çelişkiye düşüren konu o. Yoksa herhangi birisi olsa, ben çıkarım böyle böyle derim, bu yanlıştır derim.
-Yangın döneminde Aydın’daki tabloyu biz gördük. Bütün Belediyeler ile ilgili daire başkanları, valilik, ortak bir hareket sağladılar. Geçen yılki acı tecrübeler hala hafazalarda tazeliğini koruyor. Muğla yangın bölgesi, yangına birinci derecede hassas bölge. Belediye yangınlarda kullanılmak üzere helikopter tahsis etmişti. Benzer durum olacak mı? Büyükşehir Belediyesi hazır mı? Böyle bir hazırlığı var mı?
-Bu yangınla ilgili konuda Bir kere şunu ifade etmemiz lazım. Siz de dahil olmak üzere bende biz böyle bir yangın görmedik. Muğla tarihinde Ve Türkiye’nin tarihinde Antalya içinde aynı şey, biz böyle bir yangın görmedik. Böyle bir şey beklemiyorduk. Ama yangında benim görevim var. Ormanın görevi var, ve donanımlı olması gerekiyor. Ve ben çok samimiyetle söyleyeyim. Görevimi diğer belediyelerin tüm itfaiye teşkilatlarını da organize ederek su taşımakla ilgili bizim görevimiz ne. Bizim görevimiz yerleşim alanlarını korumak, ve yerleim alanına komşu Orman alanında çıkan yangını oradan yerleşim alanına sıçramasın diye orda söndürmeye çalışmak. Benim görevim bu.
Cumhurbaşkanı ‘Belediyeler bakması lazım.’ dedi. Bende çıktım oradan tabi yorgunluk var, streste var. Televizyonda dedim ki, Sayın Cumhurbaşkanı bunu söylüyor. Kendisi de Belediye Başkanlığı yaptı. Ormandaki görev, Orman Bakanlığına ait. Ben meskun mahalden sorumluyum.
Ve helikopter yoktu. Alınmamıştı. Sonra 1 sonra 2 sonra 3 geldi, arrtı. Ve yanan yer denizi bulup sona geldiği zaman sönüyordu. Helikopter konusu eksikti. Ben Türk Hava Kurumu’na telefon ettim. Bize kiralayabilir misiniz alabilir miyiz diye, bir şey yapacağım yani. Olmadı, çıkamadılar, düğünde imiş, bayramda imiş neyse. Sonra benim çeşitli konularda Almanya, Fransa’danvakıflarla işbirliği konuşmalarım var. Onlar dediler ki ‘Biz helikopter getirebiliriz.’ Çok iyi bir yangın söndürme helikopteri içindeki çok nitelikli Rus pilotla adam iniyor aşağıya, yangının üstüne bırakıyor. Bizimkiler buradan bırakıyor, bunu vatandaş görmüş. Bir de kırmızı mı rengi. Büyükşehirin helikopteri veya ‘Osman Gürün’ün helikopteri’ dediler, benim değil. Ben geldim aldım ve onlara teslim ettim. Yakıtını bedava verdim. Muğla’ya ben bir konuda yardımcı olmak istiyorum ve helikopteri temin etmişim ve tabii uçuş Orman’ın ona vermişim. Bunu bile Sayın Vali, yangın çalıştayı yaparsın diye eleştiri konusu yaptı. Yaparım tabi çalıştay, niye yapmayayım. Eleştirilecek nesi var çalıştayın. Bize yakışmıyor. Biz bunu hak etmiyoruz.
İnşallah Muğlamız ve ülkemiz bir daha böyle yangınlarla başbaşa kalmaz. “
-Sayın Gürün, sorularımızı içtenlikle cevapladığınız için teşekkür ederiz.
-Ben de tekrar bana bu fırsatı verdiğiniz için size ve gazetenize teşekkür ederim.
Bu haber 6 kez okundu.
