• Hamburger Menü 1
  • Hamburger Menü 2
  • Hamburger Menü 3
  • Hamburger Menü 4
  • Hamburger Menü 5
  • Hamburger Menü 6
  • Hamburger Menü 7
GÖRÜNEN MASKEDEN KORKMA
93 okunma

GÖRÜNEN MASKEDEN KORKMA

ABONE OL
Kasım 15, 2021 12:33
GÖRÜNEN MASKEDEN KORKMA
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Herkesin yüzünde ayrı bir maske

Düşman belli değil dost belli değil

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki

Nefret belli değil sevgi belli değil

Ahmet Selçuk İlkan

Maskeler, 11 Mart tarihinden bu yana görülür şekilde hayatımızda.  Corona virüsten önce de pek çok kişi maskeli dolaşıyordu fakat bu maskeleri göremiyorduk. Gerçek yüzlerini göstermeyip görünmeyen maske takanlar hep vardı… Corona virüs ile maskeler görülür hale geldi… Görülmeyen maskelerin görülür hale gelmesi samimiyetsiz insanlar, samimiyetsiz yaşamlara bir ders, bir uyarı niteliğinde belki de… 

Kaderin cilvesine bakın bütün insanlığa maske taktırıp görülmeyen maskeleri görülür kıldı, belki bu, bir takdiri İlahi… Eskiden iki yüzlü denirdi riyakâr insanlara, maskelerin görülür olması ile iki yüzlülük yerini üç yüzlülüğe hatta belki de çok yüzlülüğe bıraktı…

Sosyal medyada düzgün insan profili çizip bu profilin sadece ekranda kaldığı haller olabildiği gibi bir durumu, haklıymışçasına tek taraflı anlatıp taraftar toplayanlar da olduğu unutulmamalı. Aslında tek tarafı dinleyip inanmak kadar yanlış bir karar da yok. Kimi de kırk kere birisine deli dersem öyle görülür diye düşünüyor besbelli. “Önyargıyı kırmak atomu parçalamaktan zor” der Albert Einstein. Doğrudur. Önyargı, maalesef olayların doğru algılanmasını, yorumlanmasını engeller. Elisabeth Kubler Ross “Tanıdığım en güzel insanlar, yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş insanlardır. Bu kişiler yaşama karşı geliştirdikleri kendine has takdir, direniş, duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket, bilgelik ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgiyle bir sorumlulukla doludurlar. Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar; onlar oluşurlar” der.

Evrende hiçbir şey durduk yere ortaya çıkmaz. Etki tepki prensibi vardır. Başkalarının kendisi ile ilgili olmayan durumlarından paylanıp şov yapmanın da aslında alemi yoktur ama bunu yapan küçük düşünen insanlar hep vardır. Konfüçyüs’ün dediği gibi, “Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa o yerde güneş batıyor demektir” İsteriz ki güneş batmasın, insanlar küçük kalmasın, büyüsün, olgunlaşsın. Ama bu, pek de mümkün olmuyor maalesef.

Herkesin sorunu vardır veya sorun yaşadığı insan ya da insanlar. Bunlar bazen duyulur bazen duyulmaz. Yaşanmış haksızlıklar da hep vardır ve var olmaya devam edecektir. Bir de herkeste kendini haklı görme hastalığı var ve bu haklılık çerçevesinde şov yapma hareketleri, kamuoyu oluşturma çabaları. Bunlardan duyulan rahatsızlıklar da her dönemde vardır. Bir araba camında “akıllı ol”, bir diğerinde “game over” yazıyor, mesaj içerikli arabaları göz dağı verme amaçlı adrese teslim bırakıyor veya bıraktırıyor kimileri. Kimileri ise “Çiçek gibi insanların kalbini kırdınız, bahçeleriniz bahar görmesin.” sözünü arabasının arka camına yazdırıp şehirde geziyor. Niye durduk yere bir kişi arabasına Ahmet Arif’in bu sözünü yazdırıp şehirde dolaşsın ama yazdırmış vatandaş, arka camına dolaşıyor. Belli ki bilmediğimiz bir incinmişlik durumu var, insanlara bunu ilan etme ihtiyacı hissediyor. Herkes haklı görüyor kendisini, herkes incinmiş, herkes şikayetçi… Bir dokununca bin ah işitiyorsun. Ahmet Arif’in sözünde de görüleceği üzere beddualar havada uçuşuyor…

İncinmişlik, bahtsızlık duygusu insanın olduğu yerde hep var. 18.yüzyıldan Şeyh Galip bu bahtsızlığını, incinmişliğini bir şiirinde şöyle anlatıyor;

Meh-i burc-ı ârızındâ gönül oldu hâle mâil

Bana kendi tâliimden bu siyeh sitâre düştü.

“Gönül yanağının burcunun ayında ışığa, parlaklığa meyletti meyletmesine ama bana, benim kendi talihimden düşe düşe bu siyah yıldız düştü.”

Bahtsızlık mı demeli, kader mi demeli veya da insanoğlunun gözünü hırs bürümesi mi… Yolda bulduklarına yola çıktığı insanı değişecek kadar insanın gözünü kör eden ne ola ki… Bütün iyiliklerini bir anda silip atacak derecede değişimlerin nedeni ne ola ki… Kendini inkar düzeyinde eskiden dediğini, yaptığını görmezden gelmeye sebep olan ne ola ki… Sanki cevap çıkarlar dünyası… Yaşanmışlıklarınızdan yola çıkarak cevabı siz verin belki daha doğru bir cevaba ulaşırsınız… Başkasının mutsuzluğunda, yıkıntısında mutluluk arayanlara ne demeli… Kendi ego tatmini için her şeyi farklı gösterenlere peki ne demeli…

Her şeyin başı eğitim diye boşuna denmiyor, düzgün bir karakter eğitimi verilmeli ki toplumda bu tür yozlaşmalar yaşanmasın, kişi kendine yontmasın, eğip bükmesin çıkarı için. Yabancı ülkelerin birçoğunda düzgün bir karakter eğitimi veriliyor başarılı modellerden alıp bu sorunu acilen gidermeliyiz. Yoksa bugün bana yarın sana, mağduriyetler oluşur ve artar. Sorun çözücü bir insanlık anlayışı, adalet sistemi, yönetim anlayışı geliştirilmedikçe mağduriyetler artacaktır. Basitçe çözülebilecek sorunlar dağ olacaktır. Bu dağı oluşturanlardan tutun da, dağdan kaçarak uzaklaşanlar dahil olmak üzere, sorumlu herkesin bunda, vebali vardır. Vebal ağırdır, boynunda vebalin ağırlığı varsa nereye gidersen git huzur bulmazsın.

Görünen maskelerden korkmamalı, asıl görünmeyen maskeleri olanlardan korkmalı insan. Gözükmeyen maskeliler, haklı çıkmak psikolojisi ile nasıl anlatıyorlar ise bire bin katarak insanlar da tek tarafı dinlememeli bu tarz insanlara ders vermeliler bu şekilde. Yoksa toplumda zaman içerisinde bozulma ve çöküntüler yaşanacaktır. Nasreddin Hoca fıkrasındaki gibi durum aslında. Nasreddin Hoca kadılık yaparken bir gün bir ahbabı burnundan soluyarak gelmiş. Hasmı için söylemediğini bırakmamış. “Hocam, Allah aşkına söyle, demiş, haklı değil miyim?” Hoca ne yapsın? “Haklısın”, demiş. Onun hemen arkasından diğer hasım gelmiş. Bu defa da o başlamış anlatmaya, yok şöyle yaptı, böyle yaptı demeye. O da sormuş: “Haklı değil miyim?” Hocam. “Vallahi haklısın” demiş, Nasreddin Hoca. Bunlara tanık olan Hoca’nın karısı bu işe şaşırmış kalmış. “Senin kadılığın, bir garip Hoca Efendi. İkisine de sen haklısın dedin. Hiç böyle şey olur mu?” demiş. Nasreddin Hoca hanımının yüzüne bakıp “Hatun, sen de haklısın demiş.”

Şaşılacak tuhaflıkta tek tarafı dinleyip üzerine yorum yapan, taraf olan, yaşça büyük deneyimli bildiğiniz, insanlar var… Tek taraf dinlenerek yorum yapılmamalıdır çünkü genelde herkes kendisini haklı görme eğilimindedir. Bugün bana yarın sana, bana bir şey olmaz dememeli… Hayat bu belli olmaz. Toplumdaki bozulmalar herkesi ilgilendirir sana dokunmayan yılan bir gün gelir sana da dokunur bunun pek çok örneğini gördük, görmeye de devam ediyoruz. Samimi, içten insanların artacağı, içten pazarlıkların sonlandığı, çözümcül yaklaşımların rağbet gördüğü, adaletli nice güzel günlere temennisiyle eyvallah.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP