FİZYOKKRASİ ve AK Parti

Bugün hükümet temsilcilerini dinlediğinizde ülkenin ekonomik politikasını tanımlamak için ağızlarından düşürmedikleri “milli – yerli” üretim söylemeni sıklıkla duyabilirsiniz. Zaten olması gereken bu değilmiş gibi, sanki bir lütufta bulunurmuşlarcasına.. Ama ironik olan 17.yılın sonunda bunu anlayabilmiş olmaları.

Peki nedir aslında bu yerli ve milli üretim, nasıl olur, nereden başlar? Diye sorduğumuzda verilecek en net cevabımız pek tabii ki sahip olduğumuz “Topraktır”. Yani tarımsal üretimdir. Hangi çağda yaşıyor, hangi teknoloji ve sanayiye sahip olursak olalım vazgeçemeyeceğimiz ve genel olarak katma değerimizi belirleyecek şey tarımsal üretimdir. Bu üretim işte “gerçek” kapitalizm teorisinin oluşumunda katkısı olan “ FİZYOKRASİ” ekolü de tam olarak bu konunun üstünde durmaktadır.

Günümüzde üniversitelerde papağan gibi tekrarlandığı gibi FİZYOKRASİ okulunun savunduğu görüşlerin çağ dışı kaldığı gibi teorilerin bilimle var olan ile hiçbir bağı yoktur. Zaten kapitalizm teorisini anlamayan dolayısıyla da anlatamayan başında prof.vesaire unvanlar bulunan akademisyenleri bu konuda ciddiye almamak daha sağlıklı olacaktır. Kendi ülkesinin coğrafyasını, alt ve üst yapı kaynaklarını ve üretim ilişkilerini bilmedikleri için bu ülkenin ekonomik sorunlarına çözüm getirmedikleri ortadadır ve bu sistem ile de getirebilmeleri na-mümkündür. Çünkü var olan ile değil olması gereken ile uğraştıkları için bunlar üzerine konuşmak dahi beyhudedir.

Peki nedir “FİZYOKRASİ” ? Öncelikle 18.yy’ da açığa çıkan bu ekol, biricik servetin o ülkenin madenlerinden oluştuğunu savunan “ merkantilist” anlayışı reddedip, bu konuda sanayiciliğe de karşı çıkarak, paranın da bir araçtan başka bir şey olmadığını söyleyerek, gerçek servetin tüketilebilir “ net üründen “ doğduğunu savunurlar. Burada fiziyokratlar, sanayi üretimine karşı değillerdir, ancak bir ülkenin gerçek servetine bu üretimlerden arta kalanlar ile ulaşamayacağını söylerler. Bu servetin tek kaynağının “toprak” yani tarımsal üretim olacağıdır. Tüketilebilir net ürünü ise şöyle tanımlarlar:; o ürünü üretebilmek için yapılan maliyet ile o ürünü elde edenin yaptığı harcama arasinda en çok fazlalık oluşturan ürün kastedilir.

Ünlü Fizyokrat QUESNAY’ in anlatımı ile, “ Net ürün toplumun bedeninde, tıpkı kanın insan bedeninde dolaştığı gibi dolaşır, çünkü mülk sahibi ve imalatçılar, çiftçilerden tarım ürünü almak zorundadır, çiftçiler de eğer üretimlerini arttırmak ve geliştirmek istiyorlar ise imalat ürünlerini satın almaktan geri kalmazlar”. Ki düşünebilen her insan farkındadır ki sanayici olsun emekçi olsun her insan toprağa muhtaçtır. Ancak hiç bir zaman bir çiftçi bir fabrikaya muhtaç değildir. Ama siz bu ülkede çiftçileri, fabrikaya muhtaç duruma getirir iseniz bu doğal ekonomik döngüyü bozmanın yanında bir bakarsınız ki en temel tarım ürünlerini bile ithal eder duruma gelmişsiniz.

İşte makro ekonomideki puf noktada buradadır, karşılıklı gereksinimleri dengede tutmak böylece ülkede nefes alan herkesin refahını en yüksek seviyeye çıkarmak politika yapanların görevidir. Ama akademisyeni de siyasetçisi de bu işin ehli olmayınca sığınacağınız bir liman kalır; “Dış Güçler “..

Fiziyokrasi doğal düzen ve bunun getirdiği evrensel yasalara uymak gerekliliğini savunur. Misal topraktan karnımızı doyurduğumuz evrensel bir yasadır ve kıyamete kadar da değişmeyecektir. İşte bu evrensel yasaya göre düzenlenmelidir hükümetler yasalarını der Fiziyokrasi. Bunun yanında yine doğal olan insanların bireysel girişiminde özgür bırakılması, çalışma, mübadele ve dolaşım özgürlüğünün tanınması ile birlikte üretici ve mülk sahiplerinden dolaysız tek bir vergi alınmasını salık verirler.

Kısacası Fiziyokratlar’ ın söylediği, net ürün; ne sanayide ne ticarette bulunur, bunu ancak tarım üretimi sağlayabilir ve bunun içinde “üretici” yalnız o layıktır.

Bu yazıyı, Atatürk’ün söylediği ancak hep eksik şekilde aktarılan bir söz ile sonlandırmak yerinde olacaktır,

ÜRETEN KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR.

Bu Habere Yorum Yapın