ELVEDA DEMOKRASİ

Etrafımıza ve yandaş medyaya baktığınızda ülke günlük güneşlik, ekonomik refah her geçen gün artmakta ve herkes halinden memnun gibi gösterilmekte.

 Adeta kafasını toprağa gömmüş devekuşu misalindeki ortalama okur –yazar insanlar bırakın dünyayı, ülkeyi kendi yaşadığı kasabada dahi ne olduğundan bihaber, evine kapanmış “aptal kutusu” tarafından kendine verilen kadar bilgi sahibi olabilmekte. Gerçi bu ortalama vatandaş figürüne çok da kızmamak lazım, çünkü karşısında “devlet” adına konuşan insan olduğunu zannediyor ve yalan söylemeyeceğini düşünüyor. Oysa acı olan artık parti-devleti haline gelen AK Parti’nin  işine geldiğinde devlet, işine geldiğinde de parti kıyafetini giyip halkın gönüne çıkması dolayısıyla insanlar da artık neyin ne olduğunu karıştırmış durumda.

İktidar, dünyadaki tüm iktidardan düşmeye yakın otoriter rejimler gibi şovenizmin ipine sarılmaktan başka yolu kalmadığını biliyor. Çünkü en basit ve en zahmetsiz, düşünmeye yer vermeyen politika yapma tarzıdır; “kasaba milliyetçiliği”. Baktınız ki oy oranınız düşüyor, toplumsal muhalefet parlamaya başlayacak, hemen kendi beka sorununuzu diğer insanların beka sorunu olarak yansıtarak yerinizi daha da sağlamlaştırma yoluna gidersiniz.

Bu durumun en net kanıtı; kendi askerlerini vuran Rusya ile hala sözde “ekonomik” çıkarlar için ses çıkaramayan bu kifayetsiz iktidar, bu ülkenin kurucu partisi ve genel başkanını “vatan hainliği” ile suçlama aymazlığını göstermesidir. Ve maalesef bu söylemin bu ülkede pazarı ve alıcısının olması da hiç de öle bir ve bütün bir ülke olduğumuzu göstermemektedir.

Sürekli militarist söylemler ile  bir güruhu manipüle etme eğilimindeki bu anlayış ateşle oynadığının farkında mıdır bilemem, ancak böyle devam ederse mevcut terör örgütlerinin yapamadığını bu iktidar başaracak ve bu ülkenin mevcut çatlaklarının daha açılmasına neden olacaktır.

Bilgi alma hakkını kısıtlayarak, insanlara baskı uygulayarak varılacak sonun herkes farkında olmalı. Açık toplum, ifade özgürlüğü diyenlere “işte, bunlar emperyalizmin uşağı” deyip, Suriye’ ye saldırmak için NATO ve ABD’ den yardım beklemek tarifi imkansız bir paradokstur.

Hele ki iktidar ve payandası bu ülkede yaşayan herkesi kör ve sağır zannetmesi “bipolar bozukluğun” bir yansımasıdır. Açılım- saçılım projeleri tutmayınca, demokratik ilke sahibi olmayınca, militarist söylemler ile insanların dini ve milliyetçi duygularını sömürmek artık olağan hale geldi. İktidarı eleştiren herkese ama “şehitlerimiz var” diyerek, insanların ağzına lafı tıkayarak, bak gördünüz mü hangimiz daha milliyetçiliği yarışı başlatılmıştır.

Çanakkale Savaşı ile Suriye’ ye yapılan operasyonu kıyaslamak en hafif deyim ile Çanakkale’de ki “gerçek” şehitlerin aziz hatırasına bir hakarettir.

Artık kimin ne dediğin neyi yaptığının bir önemi yoktur. Çünkü artık ortada anayasa, hukuk ve demokrasi yoktur. Bununla birlikte yaratılan korku ile sindirme harekatı başlamıştır. Ancak bu durumdan kurtulmamızın tek yolu “CESUR” olmaktır. Bu ülke sayın iktidarın (!) mülkü değil.  Çünkü bu ülke” BİZİM”. Aman şimdi ben ses çıkarmayayım dedikçe, ülkenin üstüne çökmüş bu iktidar dolaylı yoldan sizin ve yakınlarınız üstüne de çökebilir!

Bu Habere Yorum Yapın