DÜŞÜNÜRLER

Düşünmeyi kendine uğraş edinen, toplumların genelini ilgilendiren konularda yeni ve özgün düşünceler üreten kimselere, düşünür diyoruz. Düşünürlerin düşünce süzgecinden süzülmüş düşüncelerinden dersler çıkartırız. Düşünürler hem düşünürler hem düşündürtürler.

Düşünmek, doğru düşünebilmek hayat içerisinde hayati öneme sahiptir. Hep ben doğruyum yerine yaşanmışlıklardan ders çıkartmak en önemlisidir. Kimler ne demiş nasıl bir hayat tecrübesi bu sözleri dedirtmiş düşünmek gerekir.

Montesquieu, Platon, Mevlana, İbn-i Haldun, Platon, Descartes, Freud, Aristoteles, Nietzsche, Kant, Sokrates, İbn-i Sina, Konfüçyüs, Hegel, Bacon, Rousseau, Sartre, Camus, Tolstoy, Russell, Machiavelli gibi pek çok düşünür var. Bunlardan Sigmund Freud, “İnsan ne yaşarsa yaşasın en çok kendi etkilenir. Üzgün olduğunuz zamanlarda birileri gelir ve sizi anladığını en az sizin kadar üzüldüğünü söyler külliyen yalandır bu”  der. Empati duygusu yüksek bir insan ise ancak yerinize kendisini koyup bir nebze anlayabilir ancak Freud’un sözündeki gibi tam olarak kişinin geçtiği süreçleri yaşamadığından bunu tam olarak sizin kadar yaşaması ve hissedebilmesi imkansızdır.

Yine Seneca isimli düşünüre ait iki söz dikkat çekici. Bunlardan birincisinde “Hafif acılar konuşulabilir ama derin acılar dilsizdir” der Seneca. Doğrudur hafif acılar konuşulabilir ancak derin acılar konuşulamaz. Çevrenize baktığınızda bunun pek çok örneğini görürsünüz. Çünkü kırılmışlık, küskünlük, güvensizlik vardır derin acılar yaşayan kişilerde.  Acılar derinleşmeden zaten paylaşılmıştır az da olsa güven duyulan birkaç kişi ile ancak karşılaşılan tavır, genellikle el elin eşeğini türkü söyleyerek ararmış, atasözündeki gibi, duyarsızlık olur. İşin başka bir yönü kişinin dost bildiği ama gizli düşman olanlar. Bu tip durumlarda sonuç, düşman sevinci.  Laf taşıyıcılar ortamı daha da gerdirenler… Sonuç ne peki… En iyisi anlatmayayım ve acıların paylaşmayınca derinleşmesi ve konuşulmaz hale gelmesi. Gerçekten derin acılar konuşulamaz.

İkincisi “İnsanları tanımak için onları sınamaktan korkmayın çünkü kaybedilmesi gerekenler en önce kaybedilmelidir.” Bunu da insanlar olarak pek yapmıyoruz çünkü herkesi kendimiz gibi biliyoruz. Halbuki içlerinde ne çok kişilik zafiyeti olanlar var… Kişilik zafiyeti olanlar genellikle kıymet bilmez olurlar. Bu konuda Cemil Meriç “Kıymet bilmeyen milletlerde kıymet yetişmez ve kıymet yetiştirmeyen milletlerin kıymeti olmaz”, der. Bu konuda yine yakın çevremize ve dünya üzerindeki bütün milletlerin durumuna bakılıp bir sonuca gidilebilir. İnsanları sınamak kişileri pek çok yanlıştan döndürecektir.

“Kötülüklerin ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır” der Platon, haksızlıklar konusu yine örneklerden hareketle düşünülmeli varsa giderilmelidir. Haksızlıkların giderilmemesi konusunda ise yine düşünür Martin Luther King “Beni korkutan kötülerin baskısı değil iyilerin kayıtsızlığı” der, doğrudur. Burada da anlayış genellikle bana dokunmayan yılan bin yaşasın atasözündeki gibidir. Kayıtsızlık iyi bir şey değildir. Çünkü bugün bana yarın sana… Hz. Muhammed’in “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır” sözünde söylediği minvalden bakarsak toplumda birine yapılan haksızlık toplumun bütününe yapılmış demektir aslında. Haksızlık haksızlığı doğurur. İnsanlar kişilik zafiyetlerini gidermezse düşünürlerin sözlerindeki gibi olumsuzluklar yaşanır ve bu olumsuzluklar toplumun bütününe yansır. En önemlisi kişilik zafiyetlerinin giderilmesidir. Bunu başarmadıkça toplumlarda ilerlemeler kaydedilemez. O halde her geçen gün toplumumuzda ve dünyada bu konularda ilerlemeler gösterilmesi temennileri ile eyvallah, diyelim. Bu yazıyı, büyük düşünür Mevlana’nın düşündüren sözleri ile bitirelim: “İnsаnlаr seni yаnlış аnlаdığındа dert etme, duyduklаrı senin sesin fаkаt аklındаn geçirdikleri kendi düşünceleridir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir