DÖNÜŞÜM

Bir milletin tarihi, o milletin hafızasıdır.

Tarihi gerçekten destansı nitelikte olan milletler olduğu gibi, başta siyasi, ideolojik gibi etkenlerin etkisi ile içi boş özelliklerin pompalandığı ve de bunu tüm dünyaya bir şekilde kabullendirebilmiş milletler de mevcuttur.

Bunlar şu anki siyasi ve ekonomik güçlerini kullanarak, diğer milletler üzerinde “Demokles’in Kılıcı’nı” konuştururlar adeta.

Oysaki geçmişleri o kadar kısa, o kadar yüzeysel ve de o kadar kirlidir ki, bu kirli tarihi yine bu paslı, pespaye siyasi-ekonomik-kültürel yaptırım ve tutumlarıyla bastırıp, kendilerinin dışındaki dünyaya süsleyip bezeyerek satmaya çalışırlar.

Dünyalarındaki her şeyi metalaştırıp, vahşi kapitalizmin şeytani kucağında besledikleri nice emelleri gibi!

Fakat tüm bu kirli dünyaya karşı vicdani ve reel gerçekliği temsil eden tarih, objektifliğini hiçbir dönem yitirmez.

Dünyanın gerçekliği ne ise, geçmişin sessiz çığlığı bu güne ne haykırabiliyorsa, onu olduğu şekilde kayda geçer.

Kayda geçebildiklerini de geleceğe taşıyabilmek için kendini korumaya alır.

Geçmişte ne yaşanırsa yaşansın, tarih bunu kendi süzgecinden geçirip, ölçüp biçmeden kayda düşmez, düşmemelidir de.

                                                       ***

Aslına bakarsanız bu dahi, yani “yanlı tarih anlayışı” kapitalist dünyanın bir ayak oyunudur.

Bu kapitalist dünyanın her şeyi metaya dönüştürme çabası, tarih sayfalarındaki gerçekleri de yutmaya çoktan hazırdır.

İşte bu noktada, ilk safhada milli tarih bilinci ve sonrasında uluslararası anti-kapital duruş ve bu yönde bir çaba, yeni dünyayı şekillendirebilmek adına atılabilecek en değerli adımdır.

Eğer bu önemli adım tüm dünya sathında atılabilirse, diğer tüm paradigmalar “domino etkisi” ile bu müthiş dönüşümün birer parçası olabileceklerdir.

Bugün sadece dillendirebildiğimiz, en fazla kaleme dökebildiğimiz birtakım teoriler, belki o gün içinde yaşadığımız dünyanın birer gerçekleri haline gelebileceklerdir…

Samimiyet ile…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.