Devletin Başındaki “ÖNCE VATAN” değil, “ÖNCE CÜZDANIM” derse!..

30 yıl kadar önce Rusya’nın desteklediği Ermenistan, Azerbaycan’a saldırdı. Dağlık Karabağ ile birçok başka Azerbaycan kentini işgal etti. Başta Hocalı olmak üzere, işgal ettiği yerlerde soykırım denilebilecek toplu katliamlar yaptı.

Bu durumda vatansever devlet yöneticilerine düşen görev, önce ulusal birliğini sağlamak ve yaralarını sarmak; ardından işgal edilen topraklarını kurtarmak üzere donanımlı, disiplinli ve eğitimli güçlü bir ordu oluşturmak olmalıydı…

Düşmanına göre Azerbaycan’ın nüfusu ve ekonomik gücü buna elverişli idi…

Bu arada, uluslararası platformda usta diplomatik ilişkiler sürdürülmeli, dostluklar edinilmeli ve hazırlıklar yeterli duruma geldiğinde, uygun bir uluslararası konjonktür yaratılıp düşmana saldırarak vatan toprakları kurtarılmalıydı…

Bu devirde egemen güçler ve uluslararası kuruluşlar aylarca savaşa izin vermezler.  Bu nedenle yıldırım bir harekat yapıp birkaç günde iş bitirilmeliydi…

Bu konuda önünde örnek de vardı: 100 yıl önce, başta İngiltere olmak üzere, tüm emperyalistlerin desteklediği Yunanistan, İzmir’i işgal etmiş ve benzer soykırım/ katliamlar yaparak Anadolu’nun içlerine doğru ilerlemeye başlamıştı…

Tahtını korumaktan başka bir şey düşünmeyen Padişah, işgalci emperyalistlere şirin görünmek için, “Yunan Ordusunun Halife’nin Ordusu olduğunu, işgale karşı çıkılmamasını” bildirecek kadar soysuzlaşmıştı.

Buna isyan eden Atatürk, işgal edilmiş vatan topraklarını kurtarmak için sıfırdan yeni bir ordu kurdu. Bir yandan düşmanla savaşırken bir yandan da Padişah’ın İngilizlerle birlikte donatıp üzerine gönderdiği, “Kuvayı İnzibatiye” denilen Anzavur kuvvetleri ile savaştı, bir yandan da gene Padişah’ın kışkırtmasıyla çıkan iç isyanları bastırdı. Sonunda Polatlı ve Haymana’ya kadar gelerek Ankara’yı kuşatmış olan düşmanın ilerlemesini durdurup Sakarya’nın batısına attı.

Sakarya’da yenilen düşman, geri çekilerek, Afyon ve Eskişehir önlerinde bir savunma hattı oluşturup, elde kalan yerleri korumaya karar verdi.

Cepheyi gezen İngiliz ve Amerikalı gazetecilerin, “Yunan askerleri yatsa bile Türkler 6 ayda geçemez” dedikleri bu savunma hattını bir günde aşan Atatürk, dünya savaş tarihine geçen bir yıldırım harekat ile 14 günde, 450 km derinlikte vatan toprağını kurtararak düşmanı İzmir’de denize döktü.

***

Azerbaycan’ın başında elbette Atatürk gibi bir dahi yok. Azerbaycan’ın başındaki adamı Atatürk ile kıyaslamak gibi saçmalama niyetimiz de yok. Ancak Azerbaycan’ın başarısı için dâhiye gerek yoktu. Çünkü koşullar, Azerbaycan için çok çok daha elverişliydi…

Atatürk bu işi, on yıldır süren savaşlarda eli silah tutan nüfusunun yarısını kaybetmiş, savaştan bıkmış, yorgun, bitkin ve yoksulluk içindeki bir milletle yaptı.  Milletin canı ve malı, yani tüm varlığı ile katıldığı Büyük Taarruz’da bile gerek asker gerekse silah sayısı yetersiz ve düşmanınkinden daha azdı.

Azerbaycan’ın başında ne düşmanla işbirliği yapan bir padişah engeli, ne de bastırılacak iç isyanlar vardı. Millet savaş yorgunu, ülke yokluk ve yoksunluk içinde de değildi. Büyük petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahipti. Dahası iç cephe sağlam, ulusal güçbirliği tamdı. Üstelik karşısındaki petrolü olmayan yoksul Ermenistan’a göre nüfusu, asker sayısı ve silah gücü üç misli daha fazlaydı.

Atatürk’ün askerleri, ayaklarındaki yırtık çarıkla yürüyerek savaşa savaşa, 14 günde 450 km yol aldılar. Azerbaycan askerlerinin ayaklarında lüks postalların ötesinde zırhlı personel taşıyıcıları, tankları, uçakları vb. her şeyleri vardı.

Eğer bu olanaklar olsaydı, bizim Mehmetçikler,14 günde değil 4 günde, 450 km giderdi. Kardeş Azerbaycanlı Mehmetçiklerin de bizimkiler kadar kahraman olduklarından kuşkumuz yok. Ancak Atatürk’ün deyişiyle, “Bir ordunun değeri, subay ve komuta heyetinin değeriyle ölçülür…”

***

Gelinen noktada uygun bir konjonktür de oluşmuştu. Ermenistan’ın başına Amerika, “Kadife Devrim”lere benzer bir yöntemle Rusya’nın istemediği AB-D yanlısı Paşinyan’ı oturtmuştu.

Yunanistan gibi, Ermenistan’ı da tüm emperyalist ülkeler destekler. Ancak Batılı emperyalistlerin desteği değil, Rusya’nın desteği önemlidir. Ermenistan varlığını, ülkede üsleri bulunan Rusya’nın askeri desteğine borçludur. Son olaylarda, yenilgi Paşinyan’ın devrilmesine neden olacağı için Rusya Azerbaycan’a yol verdi. Azerbaycan bu fırsattan yararlanıp yıldırım bir harekatla 5-10 gün içinde işgal altındaki tüm topraklarını kurtarabilir, hatta pazarlık masasında kullanmak üzere Ermenistan’a ait bazı stratejik noktaları da ele geçirebilirdi.

Ancak Azerbaycan’ın böyle bir hazırlık yapmamış olduğu, ordusunun yıldırım harekat yapabilecek güç ve yetenekte olmadığı görüldü. Bir aydan fazla süren savaşta sadece bazı yerel başarılar kazanıldı. Sonunda egemen güçler işe el koydu, Türkiye’yi de dışladıkları masada Azerbaycan’a ateşkesi kabul ettirdiler.

Artık geçmiş ola! Bir daha böyle bir fırsat ele geçmez.  Gerçi geçse de Azerbaycan’ın yapacağı bir şey yok gibi.  Ermenistan sürekli ateşkesi çiğniyor, sivil yerleşim yerlerini bombalayarak savaş suçu işliyor. Ancak Azerbaycan bunları fırsata çeviremiyor!..

Aynı zamanda Başkomutan da olan devletin başındaki kişi vatanı için canını ortaya koyup “Ya İstiklal Ya Ölüm” demek yerine, önce kesesini doldurmaya çalışır; vatanının geleceğini değil, çocuklarının geleceğini düşünürse olacağı budur!.. İlham Aliyev’in, Azerbaycan’ın ulusal kaynaklarını yağmalayarak, yalnız kendisini değil, kızları ve oğlunu da dolar milyarderi yaptığı bildiriliyor. Bakınız: https://www.milliyet.com.tr/dunya/aliyev-milyar-dolarlik-hanedanini-koruyor-1775383

Bu Habere Yorum Yapın