Deli gönül

Melüllenme deli gönül/Gez bir zaman var nic’olur

İndir Taht’ını yüceden/Yık bir zaman gör nic’olur

*****

 Yarar isen dost’a yara/Dost derdine derman ola

Turab ol da döşen yola/Toz bir zaman  gör (Hal)  nic’olur

*****

Bir iş gelirse başına/Bahane bulma komşuna

Sefil hırka çek başına/Yat bir zaman gör nic’olur

*****

Kekliğe verseler dağı/Bülbüle verseler bağı

Dost elinden bir tas ağu (Avu)/İç bir yaman gör nic’olur

*****

Şah Hatayi’m doğan aylar/Geçinin yoksullar (Ağalar) Beyler

Herkes kemâlini söyler/Kanma gönül dur nic’olur

Böylesi zor zamanlarda köşe yazımızı yazmak üzere bilgisayarın başına geçtiğimizde daha keyifli, okuyanları karamsarlığa boğmayan aksine keyiflendiren yazılar yazmak istiyoruz, Gerçekten böyle güzel duygular ile hayat dolu yazılar yazmayı her zamankinden daha fazla istiyoruz.

ancak bir taraftan Pandemi bir taraftan bu salgının hayatımıza kattığı olağanüstü karamsarlık dört bir yanımızı sarınca inssanda tebessüm edecek halin bile kalmadığını söylememiz gerekiyor.

Dün sabah saatlerinde köşe yazımızı yazmak adına bilgisayarın başına geçtik, tam yazımıza başlayacakken bir arkadaşımızın telefonumuza gönderdiği iletiye dokunduğumuzda Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın ile sanatçı Yavuz Bingöl’ün birlikte seslendikleri 

“Melüllenme deli gönül/Gez bir zaman var nic’olur

İndir Taht’ını yüceden/Yık bir zaman gör nic’olur”

sözleri ile başlayan türküyü dinleyince nerede ise gözlerimizden akan yaşlara engel olamaz bir duruma geldik.

Sabahın erken saatlerinde bir taraftan bu muhteşem türküyü dinlerken bir taraftan da Şair Erdem Beyazıt’ın her okuduğumuzda bizi bir diyardan başka bir diyara sürükleyen

“Bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim

Biz de soluk alıp vermedeyiz

Yani her insan gibi sevmekteyiz, sevilecek şeyleri

Bir kır çiçeğini çimeni toprağı börtü böceği

Kurban bayramlarında kınalı koçları

Başları el oyası işlemeli yemeni ile kapalı

Bembeyaz saçlı kırış kırış alınlı

Pencere kenarlarında oğullarını bekleyen anaları”

dizelerin dilimizden döküldüğüne şahit olduk.

Dünyaya geldikten sonra mutlu olmak, keyifli bir hayat yaşamak, Kazadan, beladan olabildiğince uzak kalmak herkesin hakkı, ancak pek çoğumuzun bildiği gibi bu istekler çoğunlukla yerine gelmiyor ve insanımız ömrünü ağlayarak, sızlayarak geçiriyor.

Türk milleti tarih boyunca ağlayıp durmuş, ağlamak için olağanüstü bir durum beklemeyen Türk insanı

“-Çocuğu dünyaya gelince sevinçten ağlamış.

Çocuk erkekse sünnet olduğu zaman ağlamış

Çocuk okula başladığı zaman yine sevinçten ağlamış

Çocuk yatılı okula gitmişse hüzünlenmiş ağlamış

Çocuk askere giderken gururdan ağlamış

Çocuk askerden gelince sevinçten ağlamış

Çocuk evlendiğinde yine sevinçten ağlamış

Çocuk vazifesi gereği evinden başka bir yerleşim yerine tayin olunca üzüntüden ağlamış.”

Yani Türk insanının hayatının en keyifli anında yada en hüzünlü anında mutlaka ağlamış, İnsanımızın ağlamasından vazgeçmesinin altında daha çok duygusallık olmasına rağmen yazımızın başında da belirttiğimiz gibi uzun bir süredir bir türlü iyileşemeyen hayat şartları kendisini üzüyor, karamsarlığa doğru yöneltiyor.

Bizde halkın ortalamasını yaşayan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız, Mesleğimizin de Gazetecilik olması münasebeti ile sürekli sahadayız, böylelikle iyiliği de, kötülüğü de, mutluluğu da, mutsuzluğu da anında görüyor, vatandaşlarımız iyi olduğunda keyifleniyor, Vatandaşımızın durumunun kötüye gittiğini görünce de bizde onlar gibi hüzünleniyoruz, ağlıyoruz.

Bu yüzdendir

“Melüllenme deli gönül/Gez bir zaman var nic’olur

İndir Taht’ını yüceden/Yık bir zaman gör nic’olur”

diye dertlendiğimiz…

Bu Habere Yorum Yapın