Çin tehlikesi yalnızca Doğu Türkistan ile sınırlı kalmayacak

Doğu Türkistan… Doğu ve batı kültürünün en net kesiştiği nokta. Dünya Türklüğünün Ata toprağı.

Çin tarihler boyunca hep bu topraklara sahip olmak istemiş, Büyük Hun Devleti ve 2. Göktürk Devleti ile yıllar süren hakimiyet mücadelesine girişmiştir. 19.yüz yılda İngiltere, Rusya, Çin arasında geçen hakimiyet mücadelesi sonucunda bugünkü sınırlar çizilmiştir. 1884 yılında Doğu Türkistan ilk defa özerk cumhuriyet olarak Çin’in idaresine girdi. Doğu Türkistan’ı işgal etmek için öne sürülen ilk fikir bu yıllarda şu şekilde dile getirildi: “Sincan’ı elimizde tutarsak, Moğolistan’ı koruruz. Moğolistan’ı korursak Pekin’i koruruz.” 1932 yılında Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurulmuş fakat 1934 yılında yıkılmıştır. 2. Dünya Savaşı’nın sonrasında başlayan Soğuk Savaş dönemi ile ABD tehdidine karşılık dönemin SSCB lideri Stalin’in tavsiyesi ile Çin, 1949 yılında Doğu Türkistan’ı işgal etti.

Doğu Türkistan konumu itibari ile stratejik bir noktada. Çin’i batıya bağlayan, hammadde ve büyük pazarlara tek çıkış noktası. Çin’in dışarıdan çektiği enerji, ulaşım, demir yolu hattının tek kapısı. En önemlisi Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesinin anahtarı, 65 ülkeye çıkış yolu. Dağlarında Orta Asya’yı Batı Türkistan’a bağlayan geçitler var ve Çin burada hakimiyet kurmuş durumda. Doğu Türkistan’ın yüzölçümü 1.828.418 kilometrekare yani Çin’in altı da biri. Çin ekonomisinin %60’ı bu bölgeden çıkan yeraltı zenginliklerinden temin ediliyor. Çin’de bulunan 148 çeşit madenin 118’i Doğu Türkistan topraklarında yer alıyor. Çin’in maden ocaklarının %85’i burada. Bölgenin 10.7 milyar ton petrol kapasitesi olduğu söyleniyor. Geçtiğimiz günlerde Pekin Hükümeti bölgede 109 milyar metreküplük doğal gaz rezervi bulunduğunu açıkladı.

Çin, Doğu Türkistan olmadan büyüyemez. Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı, Çin’in çıkarlarıyla örtüşmüyor, kalkınma ve güvenlik politikalarına tehdit olarak görüyorlar. Pekin hükümeti, baskıcı politikalarla asimilasyonun ötesinde bölgedeki Türk nüfusunu azaltmak için insanlık dışı, soykırıma varan uygulamalarda bulunuyor. Çin, bölgeye turistik amaç ile olsa dahi yabancı uyrukluları bölgeye sokmuyor. Geçtiğimiz günlerde Çin’in yaklaşık yarım milyon Uygur Türkünü pamuk tarlalarında modern köle olarak çalıştırdığının ortaya çıkmasından sonra; Fransa, Uygur Türklerinin hayat şartlarının düzelmediği müddetçe Çin yönetimi ile yatırım anlaşması imzalamayacağını açıkladı. Çin ise Türkiye ile imzalanan suçluların iadesi anlaşmasını onayladıklarını duyurdu. Bu yasa TBMM’de 3 yıldır bekletiliyordu, Türkiye’nin de bu yasayı onayladığı iddia ediliyor. Bu yasa Çin talep ederse Türkiye’deki Doğu Türkistan Türklerinin iadesi anlamına geliyor. Türkiye olarak Doğu Türkistan konusunda son derece pasif kaldık. Avrupa Parlamentosu ise bölgedeki bu zulmü kınamaktan öteye gidemiyor. Asya’nın yükselişi ve bölgedeki dengelerin çatışması Doğu Türkistan’ın coğrafi konumunun önemini ortaya koyuyor.

Çin, Doğu Türkistan’ı yıllardır Sincan diye adlandırarak “Sincan Çin’in ayrılmaz bir parçasıdır.” tezini savundu. Geçtiğimiz yıl “Batı Bölge Teorisi” ile bu temelsiz tezini bir ileri seviyeye taşıyarak, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan topraklarını “Tanrının Çinlilere lütfettiği pasta” olarak adlandırıyor. Başta Türk Konseyi üye ülkeleri olmak üzere tüm insanlık Çin’e artık dur demelidir.

Çin tehlikesi yalnızca Doğu Türkistan ile sınırlı kalmayacak…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.