Bulut karası

Biraz soğuk vardı, üşüyordu.

Yol üzerinde güpegündüz bir köşe seçmiş adam kendince. Neler toplayıp yorulmuştu oradan, buradan, üç tekerlekli bisiklet arabasını perde yapıp güya çöküp oturmuştu sessizce. Hurdacılık kolay iş mi?

Bir şişe kırmızı şaraptı adamın önündeki.

Yüzü görünüyordu gelene geçene.

Bu hadise üzerine ve bu nedenle, bende birer birer kelebeklendi, düşünülebilen bütün hikayeler. Nasıl boş vereceksin göre göre ? Öyle ya; akan suları mı kurumuş, çöl ortasında mı kalmış yapayalnız, nedir arayıp bulmak istediği, yitirdikleri mi var “kıyımlar”da, yoksa kendi kendine mi yitip gidiyordu? v.s…v.s…

“Buğulanmış cam arkaları gibi” kimdir, nedir bu yerle gök arası.!?demeye kalmaz , anında savaş nedenidir, her yer bulut karası..!

Ve bütün kıtalarda birden üçüncü dünya savaşı “vahametini” yalnızca benim görüp duyduğum.

Tüm mevzilerimden amansız top atışları ve her çeşit toplar, obüsler, havanlar… Bütün muhtemel düşman mevzilerini uzun süre dövdüler, dövdüler…

Sesli, sessiz isyan ederek diş bilediğimiz o malum bütün nedenleri uzun süre dövdüler, vurdular…

Ve akşam oldu bu toz duman arasında benim isteyip istemediğime bakmadan.

Tabi ki bugünkü renklerde ve bu “ahvalde” dokunduğu yer vardı bende bu hikayenin.

Olur bazen akşamların oluşu gibi. Kimdir, nedir “bu yerle gök arası” demeye kalmaz anında savaş nedenidir…

Ve her yer bulut karası…

O gün bu gün unutulmayan bir hikayedir bu…

Bu Habere Yorum Yapın