Bağışıklığın önlenemez yükselişi!

Yasemin SALİH

Birçok bakımdan eşik olan COVID-19 salgınına, sanılanın aksine sağlık sektörü de eksikliklerle yakalandı. Sektörün uzmanlarının yaptıkları en büyük özeleştiri; “Biz bugüne kadar tedavi odaklı hizmet verdik, hastalıkları iyileştirmeye çalıştık. Hastalıkları önleyecek hizmetlerimizde zafiyet olduğu için de COVID-19 salgınına hazırlıksız yakalandık” şeklinde.

Bu yalnızca sağlık sisteminin zafiyeti değil aslında, bireyler olarak da hastalanmadan önlem almak gibi bir refleksimiz, pandemiye kadar yoktu. Kirlenen çevre, giderek tüketimi artan hazır gıdalar, kent hayatı içinde aşırı stresle yorduğumuz bağışıklık sistemini, COVID-19 salgını gündeme gelince hatırladık. Pandemi; bir anlamda kamudan vatandaşa kadar her kişiliğin immün mekanizmaya itibarını iade etmesine neden oldu. Minik bir virüs; “Bir musibet bin nasihatten evladır” sözünün hakkını verircesine, hükümetleri de bireyleri de yatırımcıları da asıl ekonomik adımın, bağışıklık sistemine para harcamaktan geçtiği konusunda ikna etti.

Bir anda yatırımlar arttı!

Bağışıklık sistemiyle ilgili farkındalığı 2020 yılında bu alanla bağlantılı pazarlardaki finansal sonuçlarda yakından görmek mümkün. Volitan Global’in yaptığı çalışmaya göre 2020’de bağışıklığı destekleyen pazarlarda toplam büyüklük 18.22 milyar dolara ulaştı. Bu tahminlerin çok çok üzerinde olan rakam, yıllık yüzde 11.6 oranında artışı ifade ediyor. Sağlık otoriteleri söz konusu pazarın 2021’de 20.18 milyar dolara, 2028’e kadar da 31.5 milyar dolara ulaşacağını öngörüyor. Bazıların göre bağışıklıkla ilgili bu sıçrama, pandemi bittikten sonra biraz düşebilir, ancak yeni salgınlarla ilgili senaryolar nedeniyle bir daha ne sağlık sisteminin ne de bireylerin bağışıklık kavramını bir yana bırakacağı belirtiliyor.

Çünkü bağışıklık sistemine yapılan her kuruş yatırımın, yeniden bir felaket olduğunda ekonomiye çok daha güçlü bir katkı sağlayacağı hesaplanıyor. Nitekim; COVID-19’un aradan geçen bir buçuk yılı aşkın sürede global ekonomiye verdiği zarar, uzun yıllar akıllardan silinecek gibi durmuyor. Araştırmalara göre virüs 2020’de ekonomik üretimde tahmini 6.1 trilyon dolarlık kayba neden oldu. Yine tahminlere göre bu yıl ek olarak 4.41 trilyon dolar daha kaybedilecek.

Aşı endüstrisinin ihmali faturayı yükseltti

Tüm sağlık sistemlerinde toplumsal bağışıklığın en güçlü silahı olarak aşılar gösteriliyor. Oysa ekonomiler pandemiye kadar bu güçlü silah için çok da yatırım yapmamış. Halk sağlığı uzmanları yıllardır hükümetlere ve politikacılara aşı tedarikinin çok büyük bir küresel stratejik öncelik olduğunu ve onu korumak gerektiğini söylemesine rağmen ülkeler COVID-19’a hazırlıksız yakalandı. Volitan Global Kurucu Ortağı Türkay Ufuk Eren, aşıların her yıl 2 ila 3 milyon arasında hayat kurtardığına dikkat çekerek, “Ancak üretimi ve pazara sunum aşamaları uzun, meşakkatli ve pahalı olan bu yatırımlar yıllardır ihmal edildi. COVID öncesinde çok az insan aşıların arkasındaki iş modelleriyle ilgilendi. Küresel ilaç pazarı 2019 yılında 1.3 trilyon dolar değerindeydi. Aşılar bunun sadece yüzde 3’ünü oluşturuyordu ve yaklaşık 33 milyar dolar gelir elde ediyordu. Oysa sadece kanser ilaçlarına ait pazar büyüklüğü 142 milyar dolar” diyor.

YILLIK AŞI PAZARI 10 MİLYAR DOLARA ULAŞABİLİR

Pandemiyle birlikte acil oluşan aşı ihtiyacı ise bütün bu rakamların takla atmasına neden olmuş. Şu anda Faz1 denemelerinde olan her 10 aşıdan 1’inin onaylandığını, Faz3 denemelerinde aşıların yüzde 50 ila 70’inin onaylanmaya devam ettiğini vurgulayan Eren, gelinen noktayı şöyle özetliyor: “Normal aşıların Ar-Ge’lerine toplam harcanan miktar 25 milyar dolara yakın. Bu, aşıların dünyasında devasa bir şey. Fakat bu rakam pandeminin trilyonlarca olan ekonomik hasarı ile kıyaslanamaz. Aşı için harcanan para, hükümetlerin pandemi sırasında harcadıkları en iyi paradır. Analistler, virüs için yıllık aşı pazarının, bundan sonra yılda 10 milyar dolar ve fazlasına ulaşabileceğini tahmin ediyor.”

Amerika’dan ilk proje geliyor

Bağışıklık sistemine yönelik yatırımların artması, COVID-19 etkileri düşünüldüğünde sürpriz değil. Bu alanda global hamleler de geç kalmıyor. Sağlık girişimlerine yaptığı yatırımlarla dikkat çeken Volitan Global’in Kurucu Ortağı Türkay Ufuk Eren, “Pandemi öncesinde 1.4 trilyon dolarlık ilaç endüstrisinin 33 milyar doları aşılara harcanırken, pandemiyle birlikte geçen kısa sürede bu rakam 1 trilyon doları aştı” diyor.

COVID-19’la birlikte bağışıklık sistemini güçlendirmek adına davranış değişiklikleri de gözlemlendiğini vurgulayan Eren, vegan beslenme trendindeki yükselişi buna örnek gösteriyor. Eren’in paylaştığı bir uluslararası araştırmaya göre sağlıklı yaşamın belirleyicileri var. Bunlar; yüzde 40 davranışlar (yaşam biçimi), yüzde 30 genetik faktörler, yüzde 15 sosyal ortam, yüzde 10 sağlığa erişim şartları ve yüzde 5 çevresel faktörler.

İşte bu belirleyiciler ışığında özellikle Amerika’da kişisel sağlık uygulamalarının son dönemde yükselişe geçtiğini anlatıyor Eren. Genetik kodlardan yaşadığınız sosyal ortama, beslenmenize kadar her faktörün dikkate alındığı, sonrasında size özel bir sağlıklı yaşam kılavuzu oluşturulan sistemler kuruluyormuş artık. Üstelik Amerika’da FitGenetix adında bir şirket; bireylerin genetik kodlarını, epigenetik yapıyı ve bağırsak florasındaki durumu da ortaya koyan bağışıklık testleri yapıyor. Buna uygun beslenmeden egzersize yaşamınızı biçimlendirecek, asıl hedefi sağlıklı yaşam olan bir model çıkarıyor.

FitGenetix ile Volitan, 15 gün kadar önce yatırımı Türkiye’ye getirmek üzere anlaşma imzaladı. Azerbaycan ve Balkanlar’ın Türkiye’den yönetildiği bir organizasyonu kapsayan bu anlaşma sonrasında, çeşitli hastane, klinik ve hekimlerle görüştüklerini belirtiyor Ufuk Eren. Hedefi haziranın ikinci haftası itibarıyla harekete geçmek.

BAĞIŞIKLIĞIN DOST VE DÜŞMANLARI

Pandemi ile birlikte hürmette kusur etmek istemediğimiz bağışıklık sisteminin güçlendirilmesiyle ilgili en büyük sorunlardan biri, bilgi kirliliği. Uzmanlar, bilimsel temeli olmayan söylemlerin hem birey hem de toplumsal bağışıklık sistemini olumsuz etkilediği uyarısında bulunuyor. Biz de bu çalışmada bilim insanlarına sorular yönelttik. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Temel Yılmaz, sanılanın aksine çok sofistike ve karmaşık bir yapıda olan bağışıklık sisteminin aslında mükemmel çalıştığını söylüyor. “Bize düşen bu çarka çomak sokmamak” diyor. Peki hangi hataları yaparak bağışıklık sistemimize zarar veriyoruz?

Temel Yılmaz, soruyu bağışıklık sistemini basit bir şekilde anlatarak yanıtlamaya başlıyor: “Vücuda bakteri, antijen, toksik madde girdiğinde bağışıklık sistemi onu karşılıyor, inceliyor, değerlendiriyor, zarar verecek yapıda olup olmadığına karar veriyor ve hafızada tutuyor. Çünkü vücuda faydalı bakteriler de var. Bağışıklık sisteminin işi bunu ayırt edip savaşmak. Tüm girdilerin kodlarını CD-45 adındaki hafıza hücrelerine kaydediyor. Bu hücreler, sisteme zarar verecek yapıyı hayat boyu unutmuyor. Zararlı bir bakteri, antijen vücuda girmişse bağışıklık sisteminin silahlı kuvvetleri onu hemen tanıyıp imha ediyor. İşte aşı sistemleri de bu yapı üzerine kuruldu.”

Bağışıklık sistemi üzerinde rol oynayan yüzlerce parametre olduğunu söylüyor Prof. Dr. Yılmaz. “Ben hayatımı bu alana verdim ve halen bilgilerim çok sınırlı” diyerek aslında bilimin bu mükemmel sistem hakkında çok az şey bildiğini ifade ediyor. Ünlü hekimin bağışıklık sistemiyle ilgili dikkat çeken tespitleri, önerileri ve uyarılarına kulak verelim:

– VİTAMİNLERİN KATKISI VAR MI?

Müthiş çalışan bir sistem olan bağışıklığa vitamin bombardımanı yaptığınızda, serumlar yüklediğinizde aslında sisteme hiçbir etkide bulunmuyorsunuz. Bu, son derece saçma bir uygulama. Aldığınız vitamin yüzlerce molekül arasında hızlı bir şekilde elimine oluyor. Bunun vücudu güçlendirmesi söz konusu değil. Bir insanda A vitaminoz olmazsa o kişiye dışarıdan vitamin yüklemenin faydası yok. Aksine zararı var. Dışarıdan X, Y vitamini aldığınız zaman vücudun kendi kendine o vitamini yapma yeteneğini baskılıyorsunuz. Örneğin kortizon tedavisinde, biz kortizonu dışarıdan verirsek, vücutta onu salgılayan hormonlar otomatik olarak üretimi durduruyor.

– ÖNCE EKSİKLİĞİ TESPİT ET

Herhangi bir vitamin eksikliği tespit edilmeden vücuda dışarıdan vitamin yüklemek faydadan çok zarar veriyor. 21 yüzyılda bile hala biz hücre yapısının yüzde 80’ini bilemiyoruz. Mineraller ya da

vitaminlerin vücuttaki üretimi, yapımı, günlük ritmi hassas dengelere bağlı unsurlar. “Şu vitamini 10 gün kullan” dediğinizde insan vücudunu allak bullak ediyorsunuz aslında.

– SİSTEMİ HANGİ HATALAR BOZUYOR?

Tıpta bağışıklık sistemine zarar veren üç önemli unsur belirlenmiştir. Bunlardan biri hastalıklar. Kronik hastalıklar (diyabet, böbrek yetersizliği) karaciğer hastalıkları, akut enfeksiyonlar, ateşli hastalıklar, kanser gibi hastalıklar, bağışıklık sistemini zayıflatır. Hastalıklar dışında ikinci zarar veren unsur ise strestir. Stresin vücutta bağışıklık sistemini zayıflattığına dair birçok araştırma var. Stresin yanında uykusuzluk, yorgunluk, aşırı sigara ve alkol tüketimi gibi yaşam tarzını yansıtan etkenler de bağışıklık sisteminin düşmanlarıdır.

Bağışıklık sistemi için önemli bir etken de beslenme tarzı. Organizmanın ihtiyacı olduğu kadar protein, yağlar, karbonhidrat, vitamin ve mineral almak vücudun ayakta kalması için önemli bir nokta. Bu nedenle özellikle yaz aylarında uygulanan şok diyetler, hızlı kilo verdiren beslenme modelleri, tek gıda diyetleri, sadece protein tüketmek gibi beslenme tercihler immün sistemi bozar.

– TEK YOL DOĞAL BESLENME

Bağışıklık sisteminin bağlı olduğu önemli parametreler var. Beslenme bunlardan biri. Beslenme ile vücudu destekleyecek vitamin ve minerallerin doğal yollardan alınması zaten bu sistemin yapısında var. Bağışıklık sisteminin bir numaralı ihtiyacı yeterli oranda protein almaktır. Vitamin ve minerallerin zaten doğal kaynakları var. Çiğ meyve ve sebzeler en güçlü kaynaklar ama insanlar bunlardan giderek uzaklaşıyor. Ayrıca tohum olan gıdaların da zengin vitamin içerikleri bulunuyor. Baklagilleri daha çok tüketmemiz gerekiyor.

– BİR KASE YEŞİL SALATA YETER

Asıl vitamin ve mineral kaynağı yeşil sebzelerdir. Meyvede de vardır ama früktoza gömülüdür. Yani şeker de almanız gerekir. Sebzedeki vitamin sıfır kalori ile gelir ve daha yüksektir. Günde bir porsiyon yeşil salata ihtiyacı karşılamaya yeter. İnsanlar avuç avuç vitamin alıyor ama bir kase salata yemek istemiyor. Oysa antioksidan bakımından da en yüksek koruyucu bu kasededir. Bir porsiyon yeşil salatada, piyasadaki en yüksek aktioksidan tabletten dört kat fazla antioksidan bulunuyor. Üstelik çok ucuz ve tüm sisteme katkı sağlıyor. Çok şanslı bir ülkede yaşıyoruz. Bunun kıymetini bilmemiz gerekiyor.

– GÜÇLÜ BAĞIŞIKLIĞIN ŞİFRESİ

Vücudun doğal bağışıklık sistemini güçlendirmenin belli kuralları var: Doğal, yeterli miktarda besin almak; vitamin ve mineraller içeren gıdalar tüketmek. Bunun sihirli bir formülü yok. Dengeli beslenmek önemlidir. İkinci olarak stresten uzak durmak immün sistemi korur. Stres gibi organizmayı yoran, zorlayan faktörleri azaltın. Eğer bir hastalığınız varsa ona uygun yaşayın, bu hastalığı iyi yönetin.

– FAZLA KİLO SİSTEMİ ZAYIFLATIR

Obezite veya yağ dokusunun artması, kas kütlesinin zayıflaması; organlar, immün sistem ve bu sistemin fabrikası olan kemik iliği üzerinde olumsuz etkiler yaratır. Özellikle vücut kitle indeksi 40’ın üzerinde olan kişilerin bağışıklık sistemlerinde zafiyetler olabilir. COVID-19 döneminde bu kişilerde virüsün etkisinin çok daha ölümcül olduğunu gördük.

– AÇIK HAVADA EGZERSİZ İYİ BİR YATIRIM

Bağışıklık sistemini olumlu etkileyen durumlardan biri de oksijendir. Gün içinde farkında olmadan işyerlerimizde, evlerimizde düşük oksijene maruz kalıyoruz. Bir önemli konu da egzersiz. Hareketli yaşam vücudun bütün sistemlerinin işlemesini sağlıyor. İnsan organizması, anabolik ve katabolik devinim içinde. Egzersiz bu organizmanın devinimini en çok sağlayan faktör. Açık havada egzersiz yaptığınızda kaliteli bir oksijen de aldığınızdan bağışıklık sisteminiz için önemli bir yatırım yapmış olursunuz. Bu nedenle sanılanın aksine COVID-19 virüsünün açık havada bulaşma riski neredeyse sıfırdır. Eve kapanmak başlı başına sistemi olumsuz etkiledi.

– GENLERİNİZ SİZİ KORUR MU?

Genetik faktörler, bağışıklık sistemi için etkili ama belirleyici değildir. Genetik faktör hastalık durumunda tedavide işinize yarar.

‘Güçlü bağışıklık için ruh sağlığına da yatırım yapmak şart’

İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Murat Köse’ye göre güçlü bir bağışıklık sisteminde iyi beslenme, çevre şartları, kaliteli uyku gibi faktörler çok önemli ancak en az bu fiziksel konu kadar öne çıkan başka bir unsur var: Stres ve depresyon. Yani ruh sağlığı.

Stresin bağışıklığı baskılayan önemli bir etken olduğunu aktaran Köse, Türkiye’de pandemiyle birlikte ciddi bir ruhsal tablo oluştuğuna dikkat çekiyor. Türk halkının yüzde 25-30’unun majör depresyonda olduğunu söyleyen Köse, şöyle devam ediyor: Bu, toplum olarak virüse karşı savaşımızda bağışıklığın önündeki önemli engellerden biri. Çünkü COVID-19 insanları sadece fiziksel değil psikolojik olarak da etkiledi. Bize gelen hastalarda bir yılı bulan nefes darlığı, saç dökülmesi, uykusuzluk, kronik yorgunluk gibi şikayetler alıyoruz. COVID geçiren 65 yaş üste kişilerde bellekte zayıflama, konsantrasyon güçlüğü, depresyon gibi zihinsel sorunlar dikkat çekiyor. Bunlar da bağışıklık sisteminin düşmanlarıdır. Bu nedenle diyoruz ki; hazır gıdalardan uzak durun, haftada en az 150 dakika yürüyün, düzenli uyuyun. Bilinçsiz vitamin kullanmayın, takviye ihtiyacınızı önceden analizlerle belirleyin.

Hastanelerde bağışıklığa odaklanan yatırımlar artacak

Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği Başkanı Dr. Reşat Bahat da sağlık yatırımcılarının COVID-19 öncesinde bağışıklık konusunu ihmal ettiği yönündeki özeleştiriye katılanlardan.

“Pandemide gördük ki; kilolu, hiper tansiyonu olan, egzersiz yapmayan, uykusuzluk çekenler virüse karşı daha dayanıksız” diyen Dr. Reşat Bahat, şöyle devam ediyor: “Biz hastaneler olarak hasta olanı tedavi etmeye odaklandık. Talep de bu yöndeydi. Şimdi tedaviden çok bağışıklık sistemini güçlendirmeye yatırım yapacağız.”

Dr. Reşat Bahat’ın sistemdeki yatırım trendini ortaya koyan ifadelerde “yaşam koçluğu” da var. Hastane yatırımcısının pandemi sonrasında şekillenen iş modelini şöyle anlatıyor Bahat: “Bundan sonra hastanelerde spor salonları, psikologlar, psikiyatristler, diyetisyenler, beslenme uzmanları ve hekimlerden oluşan koruyucu sağlık kompleksleri kurulacak. Bunlara yatırım yapılacak. İçinde yaşam koçları da olacak. Rehabilitasyon merkezleri ile wellness organizasyonları arasında bir yapılanmadan bahsediyorum. Sadece hekimler değil, kapsayıcı tıp unsurlarının da bir arada çalıştığı, kişiye özel tasarımların yapıldığı alanlara yatırımlar yoğunlaşacak. Bu alanlarda iş birlikleri artıyor. Bu, yeni bir yatırım alanı olarak sağlıkta istihdamın da yükselmesine neden olacak.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.