DOLAR 8,6402-0.14%
EURO 10,3340-0.04%
ALTIN 498,150,70
BITCOIN 29520311,13%
Muğla
29°

AÇIK

20:41

AKŞAM'A KALAN SÜRE

  • Hamburger Menü 1
  • Hamburger Menü 2
  • Hamburger Menü 3
  • Hamburger Menü 4
  • Hamburger Menü 5
  • Hamburger Menü 6
  • Hamburger Menü 7
Selim Öztürk

Selim Öztürk

03 Haziran 2021 Perşembe

Pandemi sürecinde eğitim sorununa GÖNÜLLÜ ÖĞRETMENLİK !

Pandemi sürecinde eğitim sorununa GÖNÜLLÜ ÖĞRETMENLİK !
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçmiş salgınlara göre COVİD-19’un, sağlık başta olmak üzere bütün sektörlere etkileri daha fazla yıkıcı olmuştur. Ülkemizde her sektöre etkilerinin yeterince tartışılmadığı gibi eğitim sektörüne etkilerinin de yeterince tartışılmadığını düşünüyorum.

Save the Children örgütünün araştırmasına göre; küresel çapta ilk ve orta öğretim düzeyindeki öğrencilerin toplamda almaları gereken eğitimin üçte birini kaybettiği ve yüzde 91’nin okula gidemediği açıklandı. Dünya Bankası Raporuna göre ise; düşük ve orta gelirli ülkelerdeki eğitim yoksulluğu oranı yüzde 53. Orta gelirli ve gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye’de de eğitime erişimde, sağlanan eğitim imkanlarından yararlanmada yöreler arası ve farklı sosyoekonomik düzeyler arası önemli eşitsizlikler bulunmaktadır.

Pandeminin eğitim sektörüne belki de en önemli etkilerinden biri okulların kapanmasına yol açmasıdır. Kaldı ki okul kapanmaları yüksek eşitsizliğe yol açmış ve düşük öğrenme sonuçları doğurmuştur. Bir araştırmaya göre; bilgiyi kullanmada mevcut okul kapanmalarının kabaca ölçüsü olarak, on iki hafta daha az eğitim almak standart sapmanın yüzde 6’sının kaybolması anlamına geldiği saptanmıştır.

Daha önceki “Pandemi ve Eğitim” başlıklı yazımda da bahsettiğim gibi Türkiye’de öğrencilerin yüzde 80’i bilgiye erişmede problemler yaşıyor. Bu problemler ve pandeminin çeşitli sektörlere etkileri uzun vadede; eğitimin talep ve arzını büyük ölçüde etkileyecek, önceki salgınlarda olduğu gibi okul bırakmaları ve öğrenme yoksulluğunu arttıracak, üretkenliği azaltacak, sosyal huzursuzluk, eşitsizlik ve düşük insan sermayesi ortaya çıkaracaktır.

Covid- 19 Salgını bir kez daha dünyaya sosyal devlet anlayışı ve uygulamalarının ne kadar gerekli ve yararlı olduğunu göstermiştir.

Muğla Büyükşehir Belediyesi ya da Menteşe Belediyesi “gönüllü” öğretmenlerle bilgiye erişmede problem yaşayan dezavantajlı öğrencileri buluştursa ve telafi ya da destek dersleri sağlansa(tabi ki pandemi koşullarında), okul kapanmalarının etkisini azaltmış, tüm öğrencilerin kaliteli içeriğe erişimini sağlamış, eğitimde eşitsizliği ortadan kaldırmış, yapılacak olan sınavlarda rekabet edilebilirliği sağlamış olmaz mı?

Türkiye’de birçok belediye sınavlara hazırlık ve destek kursları adı altında daha önce örnek oldular. Pandeminin getirmiş olduğu, çocuklarımızın eğitim sorununu ortadan kaldırmak için Muğla neden öncü olmasın?

Bu soruna karşı GÖNÜLLÜ olacak o kadar çok öğretmen tanıyorum ki Muğla’da. Ve eminim fazlası vardır.

Son olarak Save the Children CEO’su açıklamasında;

“Geliştirilen aşılarla birlikte çocukların yeniden okullara dönmesini sağlamalıyız. Eğer çocukların eğitim ile beslenme eksikliğini gideremez, onları yeterince koruyamaz ve sağlıkla ilgili sorunları çözemezsek pandemiye karşı kaybetmiş oluruz.” ifadelerini kullanmış.

Devamını Oku

İnsanların kendini yakmadığı bir Türkiye temennisiyle…

İnsanların kendini yakmadığı bir Türkiye temennisiyle…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yeni tip koronavirüs salgınının etkisiyle geçen yıl yüzde 3,4 daralan küresel ekonomi, bu yıl da toparlanma mücadelesi veriyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre, bu yıl yüzde 5,6, 2022’de yüzde 4 büyüyeceği öngörülüyor. Dünya Ticaret Örgütü ise küresel ticaretin geçen yıl yüzde 13 ila 32 arasında azaldığı tahmininde bulundu. IMF verileri, Türkiye ekonomisini gelişmekte olan ülkeler arasında 2020’de yüzde 1,8 büyüme hızıyla büyüme gösteren ekonomiler arasında gösterse de yıllardır üretimden uzak, sıcak para ekonomisi ile kredilerle büyüyen bir ekonomimiz var. Bu modelle bu süreç, siyasi ve sosyal açıdan zorlu bir süreç olacağı apaçık ortada.

Salgınla birlikte dünyada yüzbinlerce şirket kapandı. Türkiye’de ise Ticaret Bakanlığı’nın Şubat ayında mecliste verilen soru önergesine verdiği cevapta 2020 yılında 99 bin 588 esnaf dükkanının ve 40 bin 735 şirketin kapandığı belirtildi. Bir başka veriye göre Şubat ayından bu yana da Türkiye’de 29 bin esnaf daha dükkanını kapattı.

Salgının neden olduğu krizin en ağır hissedildiği alanlardan biri de iş gücü piyasası oldu. Salgın döneminde birçok çalışan işini kaybederken, ülkelerin işsizlik oranlarında da artış yaşandı. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, dünyada salgının etkisiyle 255 milyon kişi işini kaybetti. Türkiye’deki işsiz sayısına bakacak olursak, Türkiye İstatistik Kurumu’nun Mart ayında açıkladığı verileri incelediğimizde; bir önceki aya göre 59 bin kişi artarak 4 milyon 236 bin kişi, olduğunu görüyoruz. İşsizlik oranı ise 0,1 puanlık azalış ile yüzde 13,1 seviyesinde gösterilmiş olsa da sefalet endeksi grafiğindeki verilere göre yüzde 27 ile Türkiye dünya sıralamasında 3. Sırada yer alıyor. Bu alanda 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 25,0 ile korkutucu seviyelerde.

Hal böyle iken koronavirüs ile mücadelede ülkeler vatandaşlarına nakit harcama ve gelir desteği sağlıyor. Türkiye’deki toplam ekonomik desteklerin yüzde 89’u işletmelere, şirketlere ve bankalara sağlanan kolaylıklar ve destekler oldu. Muğla olarak bu ekonomik desteklerden ne kadar yararlandık? Ben herhangi bir veriye ulaşamadım ama Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin bu alanda yapmış olduğu çalışmalara ulaştım. Bir çok çalışma yapılmış, göze çarpan bir kaçına birlikte bakalım.

  • Büyükşehir olarak ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza 3.742.458,80 TL tutarında Gıda ve Hijyen Paketi dağıtıldı.
  • “Halk Kart” uygulamamız ile ihtiyaç sahibi 2.441 aileye 9.814.750,00 TL yardım yapıldı.
  • Nisan, Mayıs, Haziran aylarında Büyükşehir Belediyemize ait taşınmazlarda bulunan esnafımızın kiralarını erteleyip, ilgili Bakanlıkların Genelgeleri kapsamında faaliyetleri tamamen durdurulan işletmelerden kira bedeli alınmaması işlemi yapıldı.

Türkiye’de derinleşen ekonomik sıkıntılarla intihar vakaları artmış durumda. Vatandaş, merkezi ve yerel yönetimlerin koronavirüs ile mücadelede sağladığı destekler ve yapılan çalışmaları yetersiz görüyor. (Bazı belediyeleri ayrı tutmak gerektiğini düşünüyorum) Bu mücadelede yalnız bırakıldığını düşünüyor. Bugün 2001 krizini başbakanlığın önüne atılan yazarkasa ile hatırlarız ve korkarım bundan 20 yıl sonra bugünleri ekonomik sebeplerden dolayı kendini yakan insanlar ile hatırlayacağız.

Geçim derdiyle insanların kendini yakmadığı bir Türkiye temennisiyle…

Devamını Oku

BİZİ İZLEMEYE DEVAM EDİN : )

BİZİ İZLEMEYE DEVAM EDİN : )
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçtiğimiz hafta dünyada neler oldu?

  • Çin, Mars’ın yüzeyine uzay aracı indirdiklerini açıkladı. Çin, ABD’nin ardından Mars’a inmeyi başaran 2. Ülke oldu.
  • Uygur İnsan Hakları Örgütü, 2014 yılından bu yana Çin’de en az 630 imama ve dini kimliği olan kişinin gözaltına alındığını veya cezaevine gönderildiğini raporladı.
  • Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının devam etmesi halinde İsrail ile ilişkilerin askıya alınacağını duyurdu.
  • Fransız uçak gemisi “Charles de Gaulle’ün” üçüncü kez Güney Kıbrıs’a demir atarak, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Ordusu ile tatbikat yapabileceği açıklandı.
  • Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “Dünya şunu bilmelidir ki Türkiye’nin garantörlüğü kaldırılmayacak, Türk askeri Kıbrıs’tan çekilmeyecek ve KKTC Gazze olmayacaktır.” açıklamalarında bulundu.
  • Türkiye’nin girişimiyle toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı, İsrail’i kınayan ve “Filistin’e uluslararası koruma gücü gönderilmesi” konusunun da masaya yatırıldığı bir dizi öneri yayınladı.
  • Azerbaycan, Ermenistan sınırındaki bazı bölgeleri kontrol altına aldı.
  • İspanya’da Katalonya Özerk Yönetimi’ndeki ayrılıkçı siyasi partiler, yeni bir erken seçimi ve bununla yaşanabilecek olası oy kaybını önlemek için koalisyon hükümeti kurma konusunda anlaştı.

Dünyada bunlar olurken ülkemizde medya ve siyaset,

  • Erken seçim olacak mı?
  • Muhalefetin adayı kim olacak?
  • Seçim 2. Tura kalır mı, kalırsa ne olacak?
  • Sedat Peker videolarının yeni bölümü ne zaman yayınlanacak?

gibi soruları tartıştı hafta boyunca.

Dünyadan uzak, vatandaşın gündeminden daha da uzak…

Bizi izlemeye devam edin : )

Devamını Oku

Montrö, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da dediği gibi Türkiye’nin çıkarına

Montrö, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da dediği gibi Türkiye’nin çıkarına
0

BEĞENDİM

ABONE OL

1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması ile boğazların güvenliği Milletler Cemiyeti’ne bırakılmış, bundan 13 yıl sonra 20 Temmuz 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Milletler Cemiyeti’nin görevine son verildi ve Türkiye olarak Boğazlar üzerinde tam kontrol hakkı kazandık. 20 Temmuz 1956 yılında sözleşmenin süresi bitmiş, sözleşmeyi imzalayan devletler Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni değiştirmek için girişimlerde bulunmuşlar ancak başarılı olamamışlardır. O günlerden bugüne dönem dönem Montrö tartışmaya açılmıştır. Son olarak Kanal İstanbul ardında 104 Amiralin Bildirisi ile tekrar gündeme geldi. Daha uzunca bir süre daha bu konuyu ülkece konuşacağız gibi duruyor.

Montrö’ye göre Karadeniz’e kıyısı olmayan tek bir ülkenin aynı anda bulundurabileceği gemilerin tonajı 30.000 tonu aşamıyor. Tonaj ağırlığı nedeniyle uçak gemileri girmesi imkansız hale gelirken, belirlenen tonajın altındaki savaş gemileri de en fazla 21 gün Karadeniz’de kalabiliyor. Ayrıca Montrö’ye göre boğazlardan geçen gemilerin harç ve vergi ödemesi gerekiyor. 2019 verilerine göre boğazlardan geçen 42.000 gemi, kılavuz, römorkör, ve diğer yan hizmetler kapsamında toplam 143 milyon dolar ücret ödemiş.

Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı’ya göre; “1983 yılında 1 altın/frank, indirimli değeri ile 0.8063 dolara sabitlendi. Türkiye, sabit kuru 1 gram altını 2.78 dolar, 1 ons altını ise (31.1 gram) 86,38 dolar olarak kabul etmeye başladı. Şayet güncel kurlar ile hesaplansaydı, şu anki yıllık gelir olan 143 milyon dolar, asgari olarak 2.5 milyar dolara yakın bir meblağa ulaşacaktı. Bu rakam yaklaşık olarak Panama Kanalı’nın gelirine yaklaşıyor, Süveyş’in ise yarısına takabül ediyor.” Tabi bunlar barış halindeki Türkiye için geçerli. Savaş halinde hem ticari hem de savaş gemilerine boğazları kapatabiliriz.

Montrö, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da dediği gibi Türkiye’nin çıkarına. Geçiş gelirlerini artırmak istiyorsak Kanal İstanbul’dan önce “Altın-frank” paritesini tekrar gündeme getirmeliyiz. Eğer Kanal İstanbul yapıldığı takdirde korunması gereken Montrö’nün akıbeti ne olacak? Ve Karadeniz’e kıyıdaş ülkelere güvenliğinin nasıl sağlanacağını ne şekilde anlatacağız?

Devamını Oku

104 Amiralin bildirisi

104 Amiralin bildirisi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçtiğimiz Pazar içlerinde “Mavi Vatan” doktrinin kurucularından Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’in de bulunduğu 104 emekli amiralin yayınladığı bildiri krize dönüştü. O günden beri yoğun bir şekilde eleştirenler de oldu. “Özgürce fikirlerini beyan ettiler, darbe niyeti aranmamalı, hükümet işine geldiği için abartıyor” diyerek sahip çıkanlar da.

 Tabi ki Amiraller de herkes gibi düşüncelerini özgür bir biçimde ifade edebilir. Metnin içeriğine bakıldığında açıkça bir tehdit ya da suç teşkil edecek bir şey yok. Ama kullanılan dil ve ifadeler, gece yarısı yayınlanma biçimi bakımından yöntem bu olmamalıydı. Koskoca amiraller, gece yarısı “bildiri” diyerek yayınladıkları manifestonun muhtıra çağrışımı yapacağını düşünmemiş olmalarını zannetmiyorum.

Bildiriye konu olan Montrö’den çıkılma tartışması Meclis Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop’un sözlerinin çarpıtılmasından dolayı çıktığını düşünüyorum. Meclis Başkanı sorulan “Cumhurbaşkanı Montrö’yü tanımıyorum feshettim diyebilir mi?” sorusu üzerine ne demişti birlikte bir hatırlayalım:

“Yapabilir. Bunu sadece bizim Cumhurbaşkanımız veya eski sistemde Bakanlar Kurulu değil, Almanya da yapabilir, ABD de yapabilir, Fransa da yapabilir. Ama mantıkta mümkün ile muhtemel arasında bir fark vardır. Buna da bir örnek verir Osmanlı mantıkçıları; mümkün, muhtemel. Marmara Denizi’nden ayran yapabilmek mümkün müdür? Mümkündür; yeterli yoğurt bulursanız Marmara Denizi’ni de karıştırırsanız bu aklen mümkün olabilir. İmkân ise gerçeklerden hareketle bir işin olabilirliği üzerinedir. Bu muhtemel değildir.”

Şentop, Montrö’den çıkılması ihtimalinin absürt bir fikir olduğunu söylemek istese de “Cumhurbaşkanı Montrö’den çekilebilir” demiş gibi servis edildi. Sonrasında söylemek istediğinin bu olmadığını birkaç kez söyledi ama fayda etmedi.

Bildiriden hemen sonra Cem Gürdeniz gibi kıymetli isimlerin sabah 06.00’da polis baskınıyla ifadeye götürülmesi son derece yanlış bir tutumdu. Yıllarca bu ülkeye büyük hizmetlerde bulunmuş, vatanperverliğinden kuşku duymadığımız bu isimler, ifadeye çağırıldıklarında zaten gideceklerini düşünüyorum. Ergenekon, Balyoz kumpasları ve 15 Temmuz darbe girişimi gibi travmaları daha atlatamamışken böyle bir muameleye gerek var mıydı?

Atatürk ilkelerine ve Cumhuriyet’in ortak değerlerine hep birlikte sahip çıkabiliriz.

Kaldı ki Korona-virüs gibi bir salgın gerçeği varken ve bilançosu her alanda gittikçe ağırlaşırken ülke olarak bütün enerjimizi bu konuya yoğunlaştırmalıyız!

Devamını Oku