DOLAR 8,6470-0.04%
EURO 10,34150.03%
ALTIN 497,540,58
BITCOIN 2930799,57%
Muğla
27°

AZ BULUTLU

20:41

AKŞAM'A KALAN SÜRE

  • Hamburger Menü 1
  • Hamburger Menü 2
  • Hamburger Menü 3
  • Hamburger Menü 4
  • Hamburger Menü 5
  • Hamburger Menü 6
  • Hamburger Menü 7
Nilgün Açık

Nilgün Açık

18 Mayıs 2021 Salı

NASİPTEN ÖTE

NASİPTEN ÖTE
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Nasipten ötesi var mıdır? Var ise nedir? Yoksa hep duyduğumuz üzere, nasipten öte yol yok mudur?

Nasip dediğinizde, herhangi bir durumdan tam olarak emin değilsiniz demektir ama bu durumla ilgili ümit, hep vardır. Bu ümit de insana moral, motivasyon verir. Bu da verim sağlar. Nasip ile kısmet genellikle birlikte düşünülür. Duyarsınız hep nasip kısmet deriz. Nasip kısmet demek; bazen teselli, bazen teslimiyet, bazen tevekkülü doğurur.

Pir Sultan Abdal’ın “Ya Eceldir Ya Didardır Ya Nasip” başlıklı şiirinden alınmış aşağıdaki dörtlüklerde;

Kısmet verip bizi salan çöllere

Ya eceldir ya didardır ya nasip

Felek bizi saldı özge hallere

Ya eceldir ya didardır ya nasip

Kısmet verip çevre çevre yeldirdi

Bilmediğim hikmetlere daldırdı

Çekip ayrılığın okun doldurdu

Ya eceldir ya didardır ya nasip

Bu şiirinde şair, başına gelenlerin ya ecelden ya didardan ya nasipten geldiğini söyleyerek düşündürür. Her şeyi nasibe mi bağlamak gerekir? Her zaman nasipten midir yaşananlar… Yoksa günümüz insanının doymak bilmeyen egosu, yetinmezliği, narsistliği ile yıkım yapmak zevkinden kaynaklı ısrarından mıdır…

Eski kültürde, nasipten öte yol yok, anlayışı vardı. Bu anlayışa göre kul, plan yaparken kader gülerdi. Ancak bu anlayış zaman içerisinde bir hayli değişti. Günümüzde nasibe, kadere her şeye hükmetmeyi kendisine vazife bilen insanlar var. Bu tip insanların lugatında hayır kelimesi yok. Bunlar, görülemeyen yanıltıcılar ve kendisine yontma konusunda şaşırtıcı özellikteler. Dursun Fakih “Ey oğul! Öyle insanlar göreceksin ki… Koyunu yemek için tilkiyle plan yapacaklar, kurtla birlikte öldürecekler, çobanla birlikte yiyecekler, sahibiyle birlikte yas tutacaklar ve hiçbir şey olmamış gibi davranacaklar!” der, bu tip kişiler aynı bu sözdeki özellikleri göstererek hatta daha da fazlasını göstererek yaşantılarını sürdürürler. Bu tip kişiler her şeye hükmetmeyi kendisine hak görüp nasibe kötü yönde, zalimce hükmederler. İnsanın nasibine, hakkına, kötü niyetle kasıtla kötü yönde müdahale etmemek, önemli bir meziyet. Nasibin farkında olmak ayrı bir meziyet. Nasibe güvenen, inanan, azla kanaate de inanır. Yıkıcı hırsları yoktur. Susanna Tamaro, Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, romanında “Var olan tek gerçek ve inanılası öğretmen, insanın kendi vicdanıdır”, der. Bu bakış açısına sahip bir insan, başka bir insanın nasibine hadsizce, kasıtla hükmetmeyecektir. O hâlde Yunus Emre’nin hastalıklı durumlara çare olacak, hoşgörü çağrısı yaptığı aşağıdaki ibretlik mısraları ile bitirelim.

Benlik davasını bırak

Muhabbetten olma ırak

Sevgi ile dolsun yürek

Hoşgörülü olmaya bak.

Devamını Oku

BİR ÇOCUK BİN ÇOCUK-3

BİR ÇOCUK BİN ÇOCUK-3
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Uçmak mavi bir türkü

                                                           Kanadında gözüm var

                                                           Çocuk kalbimdeki kuş

                                                           Benim de gökyüzüm var

                                                           Yıldızımdan uzuyor

                                                           Gök ağacın dalları

                                                           Çocuk kalbimdeki kuş

                                                           Büyüle masalları

                                                                                         Mustafa Ruhi Şirin

Bir toplumun en güçlü dinamikleri çocuklar ve gençlerdir. Çocuk ve gençlere verilen eğitim ve öğretimin, olması gereken ölçütlerde olması, bir toplumun gelişmişliğinin en önemli göstergesidir. Olması gereken ölçütler mutlaka eğitimde başarılı ülkeler incelenerek oluşturulmalıdır. Özellikle uluslararası sınav başarı sıralamaları dikkate alınmalıdır.

Çocuk eğitimi ve öğretiminde yapılması gerekenleri, her gün bir basamak çıkmak gibi somutlaştırabiliriz. Çocuk ve gençler, eğitim ve öğretimde her gün en az bir basamak çıkabiliyorlar mı? Bu konuya kafa yoruluyor mu? Gün sonu değerlendirmesi yapılabiliyor mu?

Çocuktur deyip geçiştirmemek gerekir. Özenli davranmak, ihtiyaçlarına duyarlı olmak, anlamaya çalışmak, bu doğrultuda eğitim öğretim vermek, başarıyı da beraberinde getirecektir. Eğitim ve öğretimde çocuk ve gençler, öğretmene, okula, sisteme emanettir. Emanete gözü gibi bakma vardır bizim kültürümüzde. Bu sebeple de, bu işe daha sıkı sarılmak çocuk ve gençlerin ihtiyaçlarına ve mutluluklarına göre olması gereken ölçütlerde, eğitim öğretim vermek gerekir.

Çocuk ve gençlerin gelişimleri için neler yapılmalı konusunda onları dinlemek gerekir. Ne istiyorlar, gelecekten beklentileri ne? Onları özenle dinlemek, anlamak, anlamaya çalışmak, aksaklıkları gidermek, dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek ve kültürümüze uygun hali ile kendimize uyarlamak şüphesiz önemli.

Nelson Mandela “Bir toplumun ruhunu en iyi gösteren şey, o toplumda çocuklara nasıl davranıldığıdır” der. Çocuğun yeterince dinlenmemesi büyük bir problemdir. Çocukların dikkatle dinlenmesi, özenle yetiştirilmesi, saygı duyulması, sevilmesi, değer verilmesi önemli. Örneğin; çocuk yaşlarda yaratıcılık fazladır. Yaratıcılıklarının gelişmesi için imkanlar sunulması da bu ölçüde önemlidir. Çocuk yaşlarda mutlaka güzel sanatlarla çocuğun bağı kurulmalıdır. Çok yönlü yetişen bir çocuk, dengeli yetişecek, hastalıklı bir birey haline gelmeyecektir. Bu konuda Frederick Douglass, “Sağlam çocuklar yetiştirmek, arızalı insanları düzeltmekten kolaydır” der. Çok doğru, yerinde söylenmiş bir söz. Sağlam yetişen birey, toplum için verimli bir hazinedir, enerjisini hep faydalı işlere verir. Arızalı insan parazit gibi kötülük odaklı hamleler yapar, kötüler, suçlar, enerjisini verimli işlere yöneltemez. Çocuklukta verilen eğitim ve öğretim bu yüzden çok önemlidir, kalıcıdır. Bir insan yedisinde ne ise yetmişinde de odur atasözü, aslında buradan gelir.

Bu noktada Sezai Karakoç da “İnsanı çözersin, çözersin, çözersin; çocuk çıkar” diye çok önemli bir tespitte bulunur. Çocukluk insanın kimliğidir. Bir insan çocuklukta şekillenir. Çocukluğundaki eğitim ve öğretim ile yoğrulur, hayat bulur. Bu yüzden çocuğun nasıl bir eğitim aldığı çok çok önemlidir. Eğitimin olması gereken şekilde, fayda odaklı kalıcı izli olması, toplumların gelecekteki hayatını kurtaracaktır. Olması gereken gelişim ve değişim, kökten yani çocukluktan başlarsa başarı, kendiliğinden gelecektir. Atatürk’ün dediği gibi bir kıvılcım olarak eğitimlerine başlayan çocuk ve gençler bir meşale haline gelecek, ülkelerini aydınlatacaklardır. Bütün dünya çocukları için bu geçerlidir. Atatürk “yurtta sulh cihanda sulh” der. Bir yerde cerahat var ise her yeri etkiler bakınız corona virüs bütün dünyayı etkiledi. Aynı gemideyiz. Bütün dünyada olması gereken gelişme ve ilerlemeler olursa, bütün dünya çocukları sağlıklı ve dengeli bir çevrede yetişirse küresel sorunlar, insani sorunlar yaşanmayacaktır.

Küresel sorunlar, insani sorunlar yaşamamak temennileri ile bitirirken, bir çocuk bin çocuk anlayışı ile çocuk ve gençleri görmek gerekir. Toplumların çocuklara ve gençlere yaklaşımları, daha güzel bir dünya için yeniden gözden geçirilmelidir. Çocuktur deyip geçiştirilmemeli hassasiyetle çocuk eğitimi ve öğretimi üzerinde ilerleme odaklı kafa yorulmalıdır.

Devamını Oku

BİR ÇOCUK BİN ÇOCUK-2

BİR ÇOCUK BİN ÇOCUK-2
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir çocuğun temsil ettiği en az bin çocuktur, belki de daha fazlası, bütünüdür. Bu anlayış ile çocuk eğitimi üzerine eğilirsek çocuk yetiştirmenin önemini daha iyi idrak ederiz. Örneğin; çocuk ve resim, çocuk ve müzik, çocuk ve şiir dolayısıyla kitap, çocuk ve spor birbirine çok yakışır. Çocuklar böyle çok yönlü gelişirler.

Güzel sanatlar ile çocuğun bağı mutlaka kurulmalıdır. Güzel sanatların bütün şubeleri, çocukları geliştirecektir. Güzel sanatlar içerisinde yer alan edebiyat, şiir ve bunların yer aldığı kitaplar çocuğun gelişiminde çok önemlidir. Bu önem üzere düşünürken şöyle bir konuşmaya tanık oldum. Ben spor yaparım, müzik dinlerim, yürüyüş yaparım diye sayıyor, birisi. Karşısındaki ben çok okurum, sen okur musun diye soruyor, bu kişiye. Diğer kişi okumam, benim aklım bana yeter diyor. Ve ekliyor, başkalarının fikri beni ilgilendirmez, diye. İlginç kırk yıl düşünsem aklıma gelmez, bu soruya böyle bir cevap verilebileceği. İnsan, sormak istiyor. Okuyan aklı kıt olduğu için mi okuyor veya kendi fikri, kendine yetmediği için mi, okuyor diye. Okumaya ve kitaba karşı algıda, tutumda problemler var gördüğünüz gibi.

Çocukları küçükten itibaren bu konularda farkındalıkla yetiştirmeliyiz. İlkokul öğretmeni çok önemli. Hatta bu kişi, kitap yazarlarının kitap yazarak adeta “Ben, yazarım. Kitap çıkarttım, hadi gelin okuyun” dediğini söylüyor. Bu da hiç akla gelmeyecek bir düşünce. Şahsen ben, kitaplarımı ne yazarken ne de bastırırken hiç böyle bir düşüncem olmadı. Zaten basalım talebi, yayınevlerinden geldi. Kitap satışından hiç para almadım. Mesleğe ilk başladığımdan beri 25 yıl geçmiş, o gün bugündür hep kamuoyuna faydalı olacaksa ne mutlu, anlayışındayım.

Yukarıda anlattığım karşılıklı konuşmadaki gibi, okuma farkındalığı oluşturma ve geliştirme noktasındaki eksiklikler, çocuklar küçükken tespit edilmeli ve çözüm odaklı hamleler yapılmalı. Yoksa geç kalınacaktır. Yazar adı üstünde yazar. Yazma amacı, kamuoyuna sunmadır, kamuoyunun yazılanlardan bir şeyler çıkartabilmesi ve toplumun eksiklerini görüp gidermesinde farkındalık oluşturmaktır, burada fayda esası güdülür.

Kitapların özellikle çocukları, çocukluktan itibaren geliştireceği konusunda farkındalığımızı arttırması, hususu önemlidir. Çocukluktan itibaren dengeli ve sağlıklı bir ortamda, olması gereken imkanlar sunularak büyüyen çocuk, büyüyünce de dengeli ve sağlıklı olacaktır. Böyle yetişen bir çocuk durup dururken kasıtlı ve bilinçli mağduriyetler yaratmayacaktır. Bilirsiniz o yüzden psikologlar, çocukluğa inerler tedavi için. Tabii hasta olan psikoloğa giderse ne ala, ama genellikle gerçek hasta hiçbir zaman gitmez, denir. Gerçek hastaların hasta ettikleri gider psikoloğa derler hep, duymuşsunuzdur.

Çocuk saflığı ve temizliğine sahip kişi nereden ne çıkarsam da mağduriyet yaratsam diye asla düşünmez, yapıcı tavırlıdır. Toplumun asıl ihtiyacı olan kişiler, bu tip kişilerdir. Israrla yanlışı sürdürmek, yanlışı savunmak, yanlışa katkı yapmak telafisi imkansız, çok büyük hatalar yaratır. Bir gün bu tuhaflıklara göz yumanlar, kendileri de yara almaya başladıklarında inanın çok geç olacaktır çünkü toplumlardaki bozulma ve yozlaşmalar virüs gibi yayılır. Bu nedenle çocukların sağlıklı ve dengeli bir çevrede yetişme hakları çok önemlidir. Bu önemden hareketle “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”mızda her çocuğun sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşaması ve çok yönlü gelişmesi dilekleri ile “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”mız kutlu olsun. (Devam edecek.)

Devamını Oku

BİR ÇOCUK BİN ÇOCUK-1

BİR ÇOCUK BİN ÇOCUK-1
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çocuk mutsuzsa, dünya mutsuzdur. Özellikle çocuklar için o milletten, bu milletten ayrımı yapılamaz. Çocuk çocuktur. Mucit Albert Einstein, “Dünyada bir tane dahi çocuk, mutsuz olduğu sürece, büyük icatlar ve ilerlemeler hiçtir”, demiştir. Doğrudur, bir çocuğun mutsuzluğuna, umutsuzluğuna sebep olanlar, çanak turanlar, göz yumanlar hepsi külliyen suçludur, suç ortağıdır.  Yine, yeni, televizyon haberlerinde duyduk, ailesi tarafından okutulmayıp evlendirilmek istenilen bir çocuk, bu durumu yetkililere bildirebilmiş ve devlet korumasına alınmış. Böylece bir çocuk daha kurtulmuş oldu karanlıktan, cehaletten.

 İnsanların olduğu her yerde maalesef böyle şaşılacak, akıl dışı durumlar olabiliyor. Özellikle çocuklara, savunmasızlara karşı yapılanlara daha duyarlı olunması gerekir. “Bir çocuk, bin çocuk” diye bakmalıyız. Okuyamayan kız çocukları, sokak çocukları, kimsesiz çocuklar, savaş mahallindeki çocuklar… Kurtarılamayan bir çocuk dahi olsa bu; toplumun, insanlığın büyük ayıbıdır.

Dünyadaki hiçbir dil, izah edemedi, olup biteni. Sessizlik böyle böyle icat edildi” demiş, K. Murat Yanık. Ne güzel söylemiş. Gerçekten de haksızlıkları anlatmaya, dünyadaki hiçbir dil yetmeyecektir. Öyle haksızlıklar vardır ki bir çocuğun bakışında, duruşunda saklıdır, görmesini bilene… Psikologlar; duymuşsunuzdur, küçük çocukların ruh dünyasını tespit için resim çizdirirler. Çocuklar her şeyi çok güzel resmederler, bakmasını bilirsek. Bu resmedişi ünlü şair Dilaver Cebeci “Çocuk Ve Resim” başlıklı şiirinde çok güzel anlatır. Şair, aşağıdaki mısralarında resim yaparken çocuğun, gökkuşağını önüne serdiğini söyler.

Bir çocuk resim yapıyor;

Tutup ebemkuşağını sermiş önüne

Ve o asîl beyazlığa eğmiş başını,

Kalemleri yeşil, mavi, sarı…

Düşürmüş de kaküllerini bir masal beldesine,

Huzura şekil veriyor incecik parmakları…

Çocuk; kağıdın asil beyazlığını, kalemleri ile boyar, böylece huzura uzanan bir masal beldesine gider. Aynı güzellikte süren “Çocuk Ve Resim” şiirinin son kısmı ise şöyle bitiyor;

Ah çocuk, canım çocuk,

Gel şu dünyayı kirli libâsından soy!

Düşleri nakışlı çocuk, elleri hünerli çocuk,

Resminin bir yerine beni de koy…

Dünyayı kirli elbisesinden çıkartacak olan çocuklardır elbet. Çocuk saflığı ve temizliği dünya barışını sağlamada tek başına büyük bir güçtür. Bunu fark eden toplumlar, çocuk eğitimine özen gösterirler. Çocuklar sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptirler. Dünya çocuk hakları sözleşmesi ile çocuk hakları koruma altına alınmıştır. Bunlar tarihteki sevindirici atılımlardır. Şüphesiz vizyonu geniş insanların girişimci teşebbüsleri ile bu gelişme ve ilerlemeler kaydedilmiştir. “Bir çocuk, bin çocuk” bakış açısından bakılırsa kendiliğinden oluşan gelişmeler olacaktır. Bir çocuğun temsil ettiği en az bin çocuktur, belki de daha fazlası, bütünüdür. Bu anlayış ile çocuk hassasiyeti üzerinde durulursa kişilerin bu konudaki farkındalığı artacak, önemli ilerlemeler olacaktır. (Devam edecek.)

Devamını Oku

Empati-Sempati

Empati-Sempati
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Empati hâlden anlama, kişinin yerine kendini koyarak düşünebilmektir. Sempati ise cana yakın olma hâli, güler yüzlülüktür.

Empati yani insanın başkasının yerine kendisini koyması sorunların üstesinden gelmede tek başına yeterli midir? Empati sempati doğurur mu? Her empati yapabilen insan sempatik midir? Başkalarının yerine kendinizi koyabilirseniz, gerçekten de sorun diye bir şey kalmaz. Ancak bunu yapabilmek de ayrı bir kültür gerektirir.

Bu anlamda Türkçe ders kitaplarına baktığımızda empati yapmaya uygun metinlerin yer aldığını görüyoruz, bu önemli bir ayrıntıdır. Eğitim açısından baktığımızda öğrencilerin hayata hazırlanmaları, iyi yetişmeleri için Türkçe derslerinde empati yaptırma etkinliklerinin hazırlanması gelişme ve ilerleme açısından çok önemlidir.

Empati yapamayan bir insan toplum adına tehlikeli bir insandır. Bu tip kişiler “hep bana” anlayışındadır. Yardım ettiği veya eder gözüktüğü durumlarda bile aslında düşündüğü kendisidir. Bunların tespiti için kişileri çok eskiden tanıyor olmanız gerekir yoksa kolayca yanıltabilirler. Bu, şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın, Otuz Beş Yaş şiirindeki şu mısraları hatırlattı:

Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç fark ettim taşın sert olduğunu.

İnsan bazen geç fark eder bir takım hastalıklı kişi ve yaklaşımlarını. Şair geç fark ettim taşın sert olduğunu derken mecazen bunu anlatmak istemiş, gerçekleri geç fark ettiğini, hayatın toz pembe olmadığını anlatmış. Şair mecazen, hayata dair her şeyin her zaman güllük gülistanlık olmadığını belirtmiştir.

Jane Adams “En kültürlü kişi, kendini en çok sayıda insanın yerine koyabilendir” der. Empati yapma da kültürdür. Böyle bir kültür içerisine doğmuş olanlar çok farklı verimli olurlar, yapıcı davranışlar gösterirler. Empatik insan sempatiktir de. Empati yapabilen bir insan yapıcı tavır ve hareketleri ile sempati de kazanır doğal olarak.

Empati yapabilen insan anlayışlıdır, anlamaya çalışır, ön yargısı yoktur, insanları hor görmez. Farklı düşüncelere daima saygılıdır. Bu özelliklerle zaten sorun yaratıcı değil sorun çözücü olur. Hak yemez, yedirmez. Farkındalığı, hoşgörüsü yüksektir. Olması gerekeni bilir, yönlendirmelere gelmez, irade gösterir.

            Empati ile gelen sempatiklik insana çok yakışacaktır fakat empati yapamadan sempatik olmaya çalışanların samimiyeti sorgulanır. Çünkü gerçekten başka bir insanın yerine kendisini koyamayan, o kişinin duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmayan insanın sempatikliği doğal olmaz, yapaydır.

“Güzel konuşmak, ince düşünmek, halden anlamak, sevmek, düşeni kaldırmak, ağlayanı güldürmek, sarılmak hep bedava biliyor musunuz?” demiş ünlü keman virtüözü Farid Farjad.Biz bu güzel empatik ve de sempatik söze şunu da ekleyelim. Düşeni kaldırmak demiş Farid Farjad, bunun yanına düşürüleni de düştüğü yerden kaldırmayı ekleyelim. Çünkü düşen kendi düşer neticede. Düşürülen ise kasıtlı ve bilinçli, kötü niyetle düşürülmüştür. Bu daha vahimdir burada daha hassas olunmalıdır. Ancak çoğu zaman toplumlarda şöyle bir hastalık var söze gelince mağdurun yanında olmak fakat icraata gelince kasıtlı ve bilinçli olarak düşürüldüğünü görüldüğü ve bilindiği hâlde, gözleri kapatmak, tepkisiz kalmak, yok saymak…

Herkesin sözde değil gerçekten özde empatik ve sempatik olması dilekleri ile eyvallah.

Devamını Oku