DOLAR 8,65120%
EURO 10,34000.03%
ALTIN 496,910,45
BITCOIN 2900287,04%
Muğla
27°

AZ BULUTLU

20:41

AKŞAM'A KALAN SÜRE

  • Hamburger Menü 1
  • Hamburger Menü 2
  • Hamburger Menü 3
  • Hamburger Menü 4
  • Hamburger Menü 5
  • Hamburger Menü 6
  • Hamburger Menü 7
Mustafa Karadağ

Mustafa Karadağ

14 Nisan 2021 Çarşamba

Nereye kadar

Nereye kadar
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Son günlerde UMUT kelimesi takılıp duruyor dilime…

Esasen UMUT çok zengin bir kelime. Kelimenin zengini, fakiri mi olur dememek lazım.

Üstelik bu kelime yalnız değil. Şöyle ki; UMUT, UMUTSUZ, UMMA, ÜMİT v.s.

 Başka kelimelerle kullanıldığı zaman ise; umutsuz vaka, umut kaynağı, umut taciri, umutlar başka bahara, umut etmek, umut her şeyden muaf, umut fakirin ekmeği, umut yiğidin kamçısı v.s.

Türk Dil Kurumu’na (TDK)  baktığımızda umut kelimesinin anlamı şöyle; “Ummaktan doğan İÇ ERİNCİ, güven duygusu, bu duyguyu veren şey” olarak tarif edilmiş..

Bu tarif içinde geçen ERİNÇ var. Buna baktığımızda ise (Erinç) şöyle tarif edilmiş; “ Hiçbir üzüntüsü, sıkıntısı, hiçbir eksiği, hiçbir acısı ve tasası bulunmama durumu”

Eğer ERİNÇ kelimesinin anlamı bu ise insanın “ vah zavallı kelime” diyesi geliyor.

Çünkü sözünü ettiğimiz bu kelimeler insanlara mahsus kelimeler, kullananları, yaşayanları, bilenleri insanlar. Neden “vah zavallı kelime”ye gelecek olursak; bu kelime öylesine fakir, yoksul, fukara kelime ki yani ERİNÇ o kadar zavallı ve yapayalnız bir kelime ki; kullananı tek-tük de olsa bu kelimenin anlamını yaşayanının olduğuna inanmak mümkün değil bana göre. Olacak iş mi bir insanın (kim ve hangi çapta olursa olsun) “hiçbir üzüntüsü, sıkıntısı, hiçbir eksiği, hiçbir acısı ve tasası” bulunmasın?!

Umut, ümit, ummak…

Umutla ümit aynı anlamdı ise de ummak biraz farklı galiba. “Ummak; olması istenen bir şeyin olmasını beklemek ve bir şeyin olabileceğini sanmak”

Ben kendime derim ki çoğu zaman; “Oğlum bak dinle beni. Umut tacirlerine kapılmadan umutlu ol (ümit et) umut her ne kadar fakirin ekmeği ise de aynı zamanda yiğidin kamçısıdır. Ama akıllı ol ve ERİNÇ’e inanma,  hiçbir zaman ERİNÇ umma, ERİNÇ bekleme…”

“UMUT fakirin ekmeği…”

Tamam da zengini nesidir?

Umut zenginin şusudur diye halk arasında tutmuş, benimsenmiş bir söz yok…

Varsa da ben bilmiyorum.!

“Umutsuz yaşanmaz.!” Anladık ama; Umutla yaşamak.!

Nereden nereye kadar..?

Devamını Oku

Bahar anıları “Kaybolmalarda çare yok

Bahar anıları “Kaybolmalarda çare yok
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Sağuş gölünde kurbağalar sustu, çekip geldik” dedi kasap Mustafa.

Gece yarıya varmak üzereydi. Akşam mangal yakmışlar o güzel zamanında yaylanın (Yerkesik).

O gün okumuştun İbrahim Ergin ağabeyin “Ali Yüce’nin bir mektubu” başlıklı yazısını.

Demiş ki arkadaşı mektubunda; “ Sizin oralarda doğa kudurur artık” (bahara az kalmış).

“Bundan sonra çiçekler üzerinize saldırabilir. Böyle saldırıya can kurban desene.. Çiçeğin insana saldırışı ne güzel bir saldırıdır. Güzelliğin saldırısı.. Güzelliğin saldırısı ömür uzatır.”

Çiçeklerin saldırısı iyi de, gel gör bakalım gün batımı akşamının saldırısını bizim oralarda (Yerkesik).

Ne olabilir, geceleyin ne yapar doğa, görebilen vardır mutlaka. Gizlemek istediği bir şeyler olabilir mi, nedir olup biten.?
Sıcak değil, soğuk da değil havalar, gün batarken bir coşku, bir çümbüş, gürültüsü yok, patırtısı yok.. Rüzgar hafif hafif kayar yanaklarımızdan.. Doğanın bu sessiz çığlığında “gürültüye gidersiniz” bir an.

“Kaybolmalarda çare yok” demiş şair.

Ne oluyor diyebilirsiniz, el mi yaman bey mi .?

Çiçekler mi, gün batımı akşamı mı Yerkesik’te..

Doğanın nesi varsa, ıssızlığı, sessizliği, çeri-çöpü, çiçeği-çimeni, yalabık hafif esintisi, konumu-kokusu…Ne yaparlar akşamdan geceye bütün bunlar.?

Güle, güle güneş mi derler, ne derler akşam akşam..? Yıldızlarla ne ilişkisi vardır gecelerin, ve bütün bunların..?

Yanıp sönmeleri yıldızların ve kıpırtıları yakından..

Hani ya bilmem kaç ışık yılıydı aralarındaki uzaklık, akşamlarla, gecelerle v.s.

Üstelik başlamaz mı hemen oracıkta cunk kuşu ötmeye. Ve o anda hüzünle doldurur bir kuş geceyi…Hüzünlenirsin sende. Gidersin gerilere, anıları..

Ondan sonrası!? Kopar koparabildiğin kadar neyi varsa bahçenin. Üstelik akşamın dokusunda ne arar öteki kuşlar, ötüşüp dururlar.? Bulunmuş kafayla doyulmaz sohbetlerine, sazlarına, sözlerine…

Artık ayazı vardır gecenin yavaş, yavaş..

Mahmurlaştıkça, mahmurlaşırsın, ayaz daha da basar ağırlığınca. Gitgide sözcükler anlamsızlaşır, esnemeler başlar ve uyumak zamanı geliverir. Ardından, hemen uyuyuverirsiniz taş gibi..

Sabahlar gecenin bittiği yerden kopar gelir sonunda. Ne güzel…Oh be…

Batarken güneş, “güle güle”

Doğarken senfoni orkestrası kuşlardan;

“Hadi çabuk

Hadi çabuk”

Ve sen de kalkar gidersin güne, güneşe…

Devamını Oku

Memleketimde, köylerimde

Memleketimde, köylerimde
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kahırdır, iki büklüm yorgunluktur, kır bayır tarlalarda ekilip-dikilenler, kesilip-biçilenler.

Taş kesilmektir, uyku değildir geceleri yatılıp da uyanır gibi olan, kendinden “geçmektir” benim memleketimde, köylerimde…

Yemek içmek ise, sabahtan akşama gün boyu, karın doyurmaktır, nefis köreltmektir, alelaceleliktir, yetiştirmecedir ucu ucuna.

Ve akşamlar çabuk olur, günler yetmez.

Yazlarda o güzelim serin geceler ise ha var-ha yoktur, benim memleketimde, köylerimde…

Hızlı bir koşudur bu soluksuz, durmadan esen rüzgarlar gibi. Kışın çok soğuk havalarını saymazsak, ilkbahar, yaz, sonbahar, on ay kadar sürer cümbür cemaat yorgunluklar.

Geriye kalan Ocak, Şubat olur genellikle o da ciddi ciddi kış kıyamettir, dedi-kodular içinde gelir ve geçer, benim memleketimde köylerimde…

Mesele budur. Dün de öyle, bugün de…

Ülkenin bu günkü gündemini oluşturan konulardan ne haber? Denilecek olursa; onu da siyasiler yukarılardan, yorumcular da televizyonlarda bağıra bağıra, konuşa konuşa çözsünler canım.

Herhalde çözüm sırası köylere de gelir bir gün…

Devamını Oku

Bulut karası

Bulut karası
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Biraz soğuk vardı, üşüyordu.

Yol üzerinde güpegündüz bir köşe seçmiş adam kendince. Neler toplayıp yorulmuştu oradan, buradan, üç tekerlekli bisiklet arabasını perde yapıp güya çöküp oturmuştu sessizce. Hurdacılık kolay iş mi?

Bir şişe kırmızı şaraptı adamın önündeki.

Yüzü görünüyordu gelene geçene.

Bu hadise üzerine ve bu nedenle, bende birer birer kelebeklendi, düşünülebilen bütün hikayeler. Nasıl boş vereceksin göre göre ? Öyle ya; akan suları mı kurumuş, çöl ortasında mı kalmış yapayalnız, nedir arayıp bulmak istediği, yitirdikleri mi var “kıyımlar”da, yoksa kendi kendine mi yitip gidiyordu? v.s…v.s…

“Buğulanmış cam arkaları gibi” kimdir, nedir bu yerle gök arası.!?demeye kalmaz , anında savaş nedenidir, her yer bulut karası..!

Ve bütün kıtalarda birden üçüncü dünya savaşı “vahametini” yalnızca benim görüp duyduğum.

Tüm mevzilerimden amansız top atışları ve her çeşit toplar, obüsler, havanlar… Bütün muhtemel düşman mevzilerini uzun süre dövdüler, dövdüler…

Sesli, sessiz isyan ederek diş bilediğimiz o malum bütün nedenleri uzun süre dövdüler, vurdular…

Ve akşam oldu bu toz duman arasında benim isteyip istemediğime bakmadan.

Tabi ki bugünkü renklerde ve bu “ahvalde” dokunduğu yer vardı bende bu hikayenin.

Olur bazen akşamların oluşu gibi. Kimdir, nedir “bu yerle gök arası” demeye kalmaz anında savaş nedenidir…

Ve her yer bulut karası…

O gün bu gün unutulmayan bir hikayedir bu…

Devamını Oku

FotoğralıYORUM

FotoğralıYORUM
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yaklaşık yirmi yıldan beri hobi olarak fotoğraf ile uğraşmaktayım. Aynı zamanda Marmaris Fotoğraf Dostları Derneği (MARFOD) üyesiyim.

Ne iyi olmuş ki böylesi bir hobi sahibiyim. Emeklilik zamanlarımın daha sağlıklı geçmesinde çok olumlu etkileri var.

Muğla Yenigün Gazetemizin 19 Ekim 2020 tarihli baskısında yayınlanan “YAZLAR GELİR GEÇER DE” başlıklı köşe yazımda sözünü ettiğim hemşehrim rahmetli Mehmet Karabulut’un şiir kitaplarından 2004 baskı tarihli “FOTOĞRAFLAR” isimli kitabını hatırladım ve elbette merak ettim, imgelerle ve kalemle nasıl “fotoğraflar” çekilebilirdi.!

Daha öncelerde de okumuştun bu şiirleri, o zaman neden merak etmemişim diye söylendim kendi kendime..

Gelelim esasa.

Mehmet Karabulut başlığını FOTOĞRAFLAR koyduğu şiirlerinin başında;

“Dürbünü de olan

Geniş bir pencere açtım Haziran’dan

Geçtim oturdum karşısına

Masada iki paket sigara” diyerek başlamış fotoğrafları çekmeye.!

Fotoğraflar elbette İMGESEL ve imgelerin kalemle kağıda dökülmesi anlamına geliyor.

Bu şiiri baştan sona okuyunca şaşırdım biraz. İlk fotoğrafta VAKİT var, onunla başlamış;

“Önce vakit gözüktü

Vakit gece yarısı

Karşıda

Kirli kara

Belki de bir ince ay var

Bir yerlerinde gök yüzünün”

Birinci fotoğraf hayli kapsamlı ve Muğla’dan. Öyle anlaşılıyor. Devam ediyor; (Bir yangının fotoğrafı Çetibeli’nden)

“ Sonra Çetibeli’nin sarı çam ormanlarında

Bir cayırtı koptu

Dumanların arasından

Alev dilleri yükseldi söndükçe çoğalan

Ve kanatlarından tutuşan

Kuşlardan sonra

Ve zakkumlardan sonra de boylarındaki

Uç evlere geldi sıra

Ağıllara, kümeslere geldi

Ve arılara kovan, kovan.”

Şimdi ülker yıldızları gözüküyor fotoğrafta;

“Sonra Sandras dağlarının tepesinden

Yeni kopmuş

Ülker yıldızları gözüktü

Ülker yıldızları sapı kısa

Bir küçük tava.

Adımları da hızlı mı hızlı

Güneş’in yarın günde aldığı yolu

Onlar alıyor üç saatte..”

Sıra Yılanlı dağında;

“Sonra Yılanlı dağının dibindeki

Bir küçük tarlada

Tütün kıran iki kadın

Biri gelin, biri kaynana

Canları da bellerinde

Bir sigara kağıdı.”

Muğla görünüyor şimdi;

“Sonra akasyalar semtinde Muğla’nın

Bir adam öldü

Bir çocuk doğdu

Bir ev ağladı, bir ev güldü.”

Sıra Sakar başında;

“Tam da o sıra

Sakar yokuşunun üst başında

Bir araba durdu.

İki kişi indi arabadan

Biri erkek, biri kadın

O güzel, o sihirli gece görünümü Gökova’nın

İzlendikten sonra bir on dakikada

Düzdeki yola indiler.

Gün ağarıyordu vardıklarında Datça’ya.”

Buraya kadar birinci fotoğraftı.

İkinci Fotoğraf;

“ Çekilince birinci fotoğraf pencereden

Bir tren gözüktü bozkırda giden

Otsuz, ağaçsız sarı bozkır tepeleri

Küçük, küçük harmanlar

Küçük, küçük sürüler

Ve köyler gözüktü

Dağılmışlar bozkıra, evleri de böcek gibi

Orada, bozkırda zaman

İki adımda bir duran

Bir bulanık sudur

Hiç düş görmez, görse de hemen unutur

Çocuklar da imam hatibe gider ilkten sonra”

Üçüncü fotoğrafta İstanbul var;

“ Beykoz sırtlarından boğaza bakan

Güneşli, yeşilli bir villa

 Olanca görkemiyle

Gelip oturdu penceremin önüne

Kapısı bekçili, bahçeli, bahçıvanlı

Arabası şoförlü bir villa ki

Karakışta bile alev alevdir bahçesi.”

Fotoğraf devam ediyor;

“Yitip gidince villa

Ayak ucunda deniz

Bir kumsal serildi penceremin önüne

Vaktiyle senin Ölüdeniz’de gördüğün

Kumların tıpkısı bir kumsal

Dünyanın dört bir yanından

Enlemleri, boylamları, dağları, denizleri

Aşıp gelen adamlar, kadınlar, kızlar

Yan gelmişler kumsala

Bizim Ayşeler, Fatmalar, Aliler, Veliler

Bayramlarda bile

Gidemezken Sarıgazi’den Fatih’e..”

Bu defa korkunun fotoğrafını çekiyor ustamız;

“Bu kez de inanılmaz büyüklükte

Bir korku düştü penceremin önüne

Kaçan, kovalanan

Milyar kadından, milyar çocuktan

Çoğu Afrikalı, Asyalı

Aç, çıplak.

Gözleri de korkunun oyduğu iki in

Kaçıyorlar savaşlardan, kurşunlardan

Açlıktan, hastalıklardan, satılmaktan.”

Son fotoğraf;

“ Kızlar, oğlanlar, yığıldı penceremin önüne

Güneş de vurunca yüzlerine

Katlandı akılları da, güzellikleri de

Birer ellerinde kazma

Birer ellerinde kitap

Bir ağızdan bağırıyordu şen şakrak.

Bağırıyorlar bir ağızdan

Dünyadaki en zehirli yılan

Coni’dir diyorlar kobra değil, engerek değil.

Dünyadaki en çirkin sırtlan

Coni’dir, Coni..!

Gene bir ağızdan hayır diyorlar savaşa

Savaş kararı alanlar kendileri gitsin savaşa.!

Sonra her biri bir güle

Bir çiçeğe benzerken sabah güneşinde

Kapandı pencere…”

Bu da benim fotoğralıYORUM’um olsun baştan sona…

Devamını Oku