DOLAR 8,64950.24%
EURO 10,14120.09%
ALTIN 491,80-0,08
BITCOIN 3776306,34%
Muğla
20°

AÇIK

05:19

İMSAK'A KALAN SÜRE

  • Hamburger Menü 1
  • Hamburger Menü 2
  • Hamburger Menü 3
  • Hamburger Menü 4
  • Hamburger Menü 5
  • Hamburger Menü 6
  • Hamburger Menü 7
İrfan Çağlar

İrfan Çağlar

07 Aralık 2020 Pazartesi

Yaygın davranışsal asimetri: Mış gibi yapmak

Yaygın davranışsal asimetri: Mış gibi yapmak
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL
blank

Mış gibi yapmak; bireyin olmayan bir şeyi, olmuş gibi göstermesi veya kabul etmediği bir şeyi kabul ediyormuş gibi davranmasıdır. Ya da mış gibi yapmak, insanoğlunun risk üstlenme yerine kolaya kaçması veya gerçek duygu ya da niyetlerini saklamasıdır. Bu kabul veya davranışın temelinde karasızlık, zayıflık ya da kolaycılık vardır. Söz konusu bu zaaflar insanoğlunu; konjonktüre takılmaya, direnmemeye, teslim olmaya ve başkalarına tabi olmaya sevk eder. Bu davranış biçimleri; bireyin kendisi olmasını engeller ve onun özgürleşme veya özgünleşme şansını ortadan kaldırır. Tabir yerinde ise onu, adeta başkalarının gölgesi, takipçisi ya da piyonu yapar.

Aslında mış gibi yapmak, bireyi kimliksizleştiren veya kişiliksizleştiren psikolojik kökenli bir davranıştır. Bu davranış biçimi, aynı zamanda insanın pasifize olmasına ve duygusal anlamda tükenmesine de yol açar. Yani onu irade kullanamayan bir varlık haline dönüştürür. Edilgen bir konuma taşınan birey, hayatını ve ilişkiler sistemini başkalarının istek ve yönlendirmeleri doğrultusunda düzenleme ihtiyacı hisseder. Öte yandan kendisine ait olmayan hayatın kendisine ait olduğunu zanneden birey, taklit ve takıye ile bu yetmezliğini örtme gayreti içine girer. Ve böylece birey, hem meşrulaştığına inanır ve hem de toplumsal kabul gördüğünü zanneder.

Ancak mış gibi yapmak, bireye her zaman beklenen pirimi sağlamayabilir. Çünkü insanlar bazen işledikleri günahları unutup, günah işlemeyenlerin içinde bulunduğu durumu sorgulama iş güzarlığına soyunabilirler. Yani ben yaparım ama sen yapamazsın ya da yapmamalısın ukalalığından bahsediyorum. Bu ukalalık, mış gibi yapanların içsel anlamda ve kısmen rahatlamalarına katkı sağlayabilir ama meşrulaşmalarına değil.

Meşruiyet; adam gibi adam olunarak, özgürleşerek ve özgünleşerek sağlanabilen bir itibar seviyesidir. Mış gibi yapma yerine, özgün olan iş, eylem ve davranışları gerçekleştirenler, yanlış yapmazlar ve bilerek yalana tenezzül etmezler. Bilakis hayatı yaşama konusunda seviyeli ve onurlu bir duruş sergilerler. Hayatta risk üstlenerek, doğruyu arayarak ve özgün kararların peşinden koşturarak toplumsal kaliteye katkı verirler özgün insanlar.

Mış gibi yapma yerine, kendimiz olmamıza katkı sağlayan özgün davranışlar sergilememiz, bizi rol model haline getirebilir diye düşünüyorum. Toplumsal yetmezlikleri ortadan kaldırmanın yolu, yasaklamak yerine örnek olmaktan geçer. Örnek olmak, etik ve ahlaki standartlara uygun davranışlar sergilemekle gerçekleşir. Davranışlarımızı standartlara bağlamak; hem rol yapmamızı engeller ve hem de kendimiz olmamıza katkı sağlar. Böylece toplumsal güven kat sayımız da artmış olur. Bu gelişmeler bizi, toplumsal anlamda mış gibi yapma hastalığından da kurtarmış olur.

Devamını Oku

Ahıska sürgününün 76.yıl dönümü münasebetiyle duygu paylaşımı

Ahıska sürgününün 76.yıl dönümü münasebetiyle duygu paylaşımı
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL
blank

Nerede bir sürgün varsa ( Ahıska Türkleri, Kırım Tatarları ve Azerbaycan Türklerinin bir kısmı),

Nerede bir Türk katliamı varsa, (Hocalı katliamının Senaryosu Rusya tarafından yazıldı ve Ermeni çetelerince uygulandı)

Nerede bir Türk aydının şehadeti varsa, ( Abdülhamid Çolpan ve Ahmet Cevat)

Ya da nerede bir işgal varsa, ( Karabağ’ın işgalinin vebali Moskof’a aittir.)

Orada Moskof vardır.

Tarihimizin her yerinde Moskofun düşmanlığı ile karşılaşmamız mümkün. Bu gerçeği, meşhur Malta Sürgünü şair Süleyman Nazif’in ” Batarya İle Ateş” adlı kitabında yer alan ve 100 YIL önce yazılan “Rus Kimdir, Moskof nedir? Yazısıyla sürdürelim. Bu yazı, Moskof’a ne kadar güvenebileceğimizin altını kalın çizgilerle çiziyor. Anlayabilirsek eğer.

“Memleketimizde tütmeyen ocakların her biri diğerine bir Rus muharebesinde bestelenmiş sessiz bir feryadı tekrar ediyor.

Köylere, tarlalara niçin harap olduklarını sor. Cevap verirler ki kendilerini imar etmek için çalışan kol bir Moskof cenginde kırıldı.

Bu diyarın doğusunda, kuzeyinde, bir avuç toprak bulunmaz ki Türk’ün, Moskof eliyle dökülmüş mübarek kanını içmiş olmasın.

Bu diyarın batısında, güneyinde bir yuva görülmez ki yıkılmış duvarları Türk’ün, Rus silahı ile uzaklarda ölmüş oğluna çektiği hasreti ifade ye çalışan feryatlarını (Kırmızı Gül Demet Demet Türküsünde olduğu gibi.) dinlemiş bulunmasın.

Moskof’un sulhu aldatıcı, sükutu ısırıcı, yüze gülüşü haince ve yardımı mehindir. Kanma aldanma!

Ey Türkoğlu! Sana damarlarındaki kanı verenler, kanlarının son damlalarını Moskof muharebelerinde döktüler. Sen bu gün, yarın ne olursan ol, fakat unutma ki o şehitlerin ebedi bir yetimisin! Bu din, bu devlet, bu vatan gibi, bu gayz, bu kin bu intikam da onların sana mübarek bir mirasıdır. Dünyada bir Rusya ve bir Rus kaldıkça bu hakkına, bu vazifene hürmetkar ol, Türkoğlu..”

Ruslarla ilişkilerimizi, müktesebatımızı ve yaşanmışlığımızı unutmadan, temkinli ve uyanık kalarak sürdürmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Ahıska sürgününü 76. yıl dönümünde hüzünle yat ediyor, bu soy kırımda ölenlere rahmet diliyorum

Unutmadık.

Unutmayacağız.

Çünkü unutmak tükenmektir.

Devamını Oku

Sadakat olgusuna farklı bir yaklaşım

Sadakat olgusuna farklı bir yaklaşım
blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL
blank

Sadakat; kişinin sevdiğine inanması, güvendiğine bağlanması ve ona bağlı kalmasıdır. Tanımı yapılan bu olguya, yüzeysel açıdan bakılabileceği gibi, irdeleyici açıdan da bakılabilir. Her iki durumda da sadakat olgusuna yüklenen anlam ve bu olgunun içerdiği ögeler değişir. Olguya yüzeysel açıdan bakıldığında, sadakatin doğru bir davranış biçimi olduğuna ve insanoğlu için genelde olumlu etkiler yaptığına inanılır. Ancak meseleye derinden ve irdeleyici bir açıdan bakıldığında ise, durum değişir. Bu bakış açısına göre sadakat olumlu ögeler içerdiği kadar, olumsuz ögeler de içerebilir. Şimdi konuyu her iki açıdan da ele alalım.

Sadakatin olumlu bakış açısına göre değerlendirilmesi durumunda; inanma, güvenme, özdeşleşme ve bunların sonucu olarak dayanışma, ekip ya da takım anlayışı ile hareket etme ve biz duygusuna ulaşma eylemlerinin ön plana çıktığı görülür. Yani sadakatin bu ögeleri içerecek şekilde işlemesi, sosyal barış ve toplumsal uzlaşma ve toplumsal sinerjinin oluşması açısından önemlidir. Pozitif sadakat duygusu, sadakatin samimiyete dayanmasıyla ilgili bir durumdur. İçinde hiç mi hiç bir hesabın bulunmadığı sadakat ya da bağlanma duygusundan bahsediyorum. Kulun Rabbine iman etmesi, itaat etmesi ve ibadetinde yaşadığı ruh hali gibi.

Sadakat olgusuna irdeleyici bir mantıkla bakıldığında, pür manada bir sadakat davranışının, insan ilişkileri ve toplumsal hayat açısından bazen yanlış uygulamalara sebep olacağını söylemek mümkündür. Çünkü pür anlamda sadakat olgusunun insanları kayıtsız bir itaatle karşı karşıya bırakacağı, fanatizme taşıyacağı ya da onları biat etmeye ve ölümüne bağlanmaya zorlayacağı ifade edilebilir. Pozitif olmayan sadakat duygusunun da hasbi ve hesabi olan iki boyutu vardır. Böylesine bir sadakat anlayışı ya sahibini biat ve pür manada itaat etmeye götürecek ya da maskelenmiş sadakatin arkasında yer alan hesabi bir davranışın içerisine itecektir. Yani itaat etmediği halde itaat ediyormuş gibi görünerek, güç odağının ve konjonktürün üzerinden çıkar sağlamaya çalışmak gibi.

Kayıtsız itaat ve biat ilişkisi; fanatizm, öç alma, nefret duygusu ve ötekileştirmeyi de beraberinde getirir. Yani sadakat olgusu üzerinden bindirilmiş kıtalar ya da güç odakları oluşturmak kolaydır. Nefret nefreti, şiddet te şiddeti doğurur. Ancak belirtmeliyim ki, bizim çok miktarda toplumsal uzlaşıya, sevgiye ve huzura ihtiyacımız var. Bu noktada toplumsal yaşama iklimimizi besleyen ve temel kotlarımızı düzenleyen, Anadolu İrfanının devreye gireceğine güveniyorum ve güvenmeye devam edeceğim. Saygılarımla.

Devamını Oku