DOLAR 8,64950.24%
EURO 10,14120.09%
ALTIN 491,80-0,08
BITCOIN 3776306,34%
Muğla
20°

AÇIK

05:19

İMSAK'A KALAN SÜRE

  • Hamburger Menü 1
  • Hamburger Menü 2
  • Hamburger Menü 3
  • Hamburger Menü 4
  • Hamburger Menü 5
  • Hamburger Menü 6
  • Hamburger Menü 7
Ata Atun

Ata Atun

21 Eylül 2021 Salı

İngilizlerin Kıbrıs Tuzağı

blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

İngiltere’nin Güney Kıbrıs’taki Yüksek Komiseri Stephen Lillie’nin, geçen hafta Yunanistan merkezli Kathimerini gazetesine verdiği samimi röportajda kullandığı kelimeler ve çizdiği “Kıbrıs Çözüm tablosu”, Batı dünyasının Kıbrıs, özde Doğu Akdeniz ile ilgili neler düşündüğünü koyuyor ortaya.

İngiltere, Kıbrıs konusunda varılacak bir anlaşmanın illaki “uluslararası topluluk tarafından tek bir devlet” şeklinde bir çözüm olmasında ısrarlı. Batı dünyasının, daha doğrusu son 300 yılın yayılmacı ve sömürgecilerinin yani emperyalistlerin istekleri, Kıbrıs sorununun, kendilerine bağlı ve kayıtsız koşulsuz biat edecek tek devletli bir çözüm ile sonuçlanması.

blank

Kurulacak ve Batı tarafından onaylanacak, “tek egemenlik” görünümlü bu yapay devletin içte, Kıbrıs’ta asırlardır yaşayan iki halk arasında hangi siyasi dengelerle kurulduğu, yönetimde kimin ne kadar hakkının ve yetkisinin olacağı, kimin kimi idare edeceği çok önemli değil.

İngiliz siyasetçi ve stratejistlerine göre “Dışta tek, içte iki devlet” tanımlaması yeni bir kavram değil. 1947 Lord Winster Planı, 1948 Sir Edward Jackson Anayasası, 1955 Harold Macmillan Önerileri ve 1956 Lord Radcliffe Planı “Dışta tek olan ama içte iki halkın oluşturduğu, egemenlik, temsiliyet ve yönetimin iki halk tarafından paylaşıldığı” bir çözümü önermekteydi. (Ata Atun, Kıbrıs Planları, Hiperlik, 2021)

Bütün bu planların, önerilerin ve anayasaların temelinde yatan, Kıbrıs’ta bağımsız bir devlet olsun, bütün dünya öyle zannetsin ama perde arkasında İngiltere’nin hakları kaybolmasın, İngiltere Kıbrıs üzerinde söz sahibi olsundu.

Öyle de oldu. 1960 yılında bağımsızlığı Batı tarafından kabul gören Kıbrıs Cumhuriyeti, gerçekte tam bir İngiliz sömürgesiydi. İngilizlerin eski sömürgelerini yönetmek için kurdukları “Ortak Refah Ülkeleri”nin bir parçası oldu. Tedavüle sürdüğü “Kıbrıs Lirası’nın karşılığı Londra Merkez Bankasında “Sterlin” olarak teminat altındaydı. İngiliz malları Avrupa ve üçüncü ülke mallarına kıyasla ayrıcalıklı ve daha düşük bir gümrük tarifesi ile adaya girmekteydi. Sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dış politikası da tamamen İngilizlerin istek ve stratejileri doğrultusundaydı.

Yunanistan’ın, Kıbrıs adasını Yunanistan sınırları içine almak için 15 Temmuz 1974 günü gerçekleştirdiği askeri darbe, bölgedeki politik ve stratejik dengelerinin alt üst olmasının başlangıcı oldu. İngilizlerin 1834 yılından itibaren benimsedikleri ve yıllar içinde dantel gibi ince işçilikle ördükleri Doğu Akdeniz politikalarının ve Orta Doğu stratejilerinin temelinden yıkılmasına yol açtı.

Yunanistan’ın askeri darbesi sonrasında yıkılan ve lağvedilen “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni garantör devlet olarak tekrar hayata geçirmek için İngilizlerin bütün isteksizliğine rağmen 20 Temmuz 1974 günü adaya askeri müdahale etmek zorunda kalan Türkiye, bölgede dengelerin temelinden, farklı esaslarla tekrardan kurulmasını zorunlu hale getirdi.

21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde, ABD’nin, AB’nin ve İngilizlerin, diğer bir tanımlamayla, yayılmacı Batı’nın, eski gücünü kaybetmesi, Türkiye’nin bölgesel güç olması, Rusya ve Çin ile çıkar ve siyasi ilişkilerinin örtüşmesi ve en önemlisi de Doğu Akdeniz’deki enerji yatakları, yayılmacı Batı’yı, Kıbrıs adasını tek parça bir bütün olarak kontrol altına almak ve perde arkasından yönetmek için hareketlendirdi.

İşte İngiltere’nin Güney Kıbrıs’taki Yüksek Komiseri Stephen Lillie’nin söylemek ve Türkiye ile KKTC’ye kabul ettirmek istediği de “iki ayrı devleti kabul edemeyiz. Kabul edersek Türkiye’nin Mavi Vatan doktrini gerçekleşir ve biz (yayılmacı Batı), Doğu Akdeniz’deki ve Adalar Denizi’ndeki (Ege) haklarımızı kaybederiz.”

Özetle, geçmişe ve başta İngilizler olmak üzere Batının stratejilerine baktığımız zaman Kıbrıs’ta “Eşit, egemen, siyaseten uluslararası tanınmış iki devlet” çözümünün dışındaki her önerinin Türkiye ve KKTC’nin aleyhine olduğu/olacağı açıktır.

Devamını Oku

Rumlar Köşeye Sıkıştı

blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Kıbrıslı Rum lider Nikos Anastasiadis, KKTC Hükümetinin Maraş açılımı kararını alarak uygulamaya koymasından sonra, Kıbrıs Rum halkından gelen protestoların ve eleştirilerin altında ezilmeye başladı zira Maraş kararını müteakip, çok güvendikleri, asırlardır sırtlarını dayadıkları Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri’nden, (ABD), Türkiye’ye siyasi veya ekonomik baskı uygulaması çıkmayınca çok bozuldular. Rum lider Anastasiadis de günah keçisi oldu.

Anastasiadis bu yenilgiyi savuşturmak ve gündemi değiştirebilmek için, “Kayıplar” konusunu ortaya attı, Mısır’a ziyaret yaptı, Mehmetçiğin karşısında kaçacak delik arayan Rum Milli Muhafız Ordusu’nu, Mısır’ın organize ettiği askeri tatbikata katılmaya gönderdi. AB ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmek ve siyasi bir kriz yaratmak için de Doğu Akdeniz’de Rum yönetiminin tek yanlı ilan ettiği “Münhasır Ekonomik Bölge” (MEB) içerisinde sondaj çalışmalarına başlayacağını açıkladı.

Bu cesaretinin arkasında da Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen’in, Kıbrıslı Rum lider Nikos Anastasiadis ile yaptığı telefon görüşmesinde, “Doğu Akdeniz’de gerginliği azaltmaması ve Kıbrıs’a yönelik yasadışı faaliyetlere son vermemesi halinde AB’nin Türkiye’ye karşı tedbir alacağı” konuşması var. Bu konuşma ne denli doğru olduğu bilinmiyor. Leyen bu açıklamayı teyit etmedi.

Rumlar Leyen’in sözlerine bakarak gelin güvey olsalar da Almanya Şansölyesi (Başbakanı) Merkel’in “Türkiye ile Yunanistan’ın Kıbrıs üzerindeki adımları ilişkiyi zor bir hale getirdi. Farklılıkları çözmek için sabretmek gerekecek. İki ülke arasında yaşanan bu gerilim cesaretimizi kırmadı” ve “Türkiye ile işbirliğimizi ilerleteceğiz” sözleri, AB Komisyonu Başkanı’nın sözlerinden çok daha önemli.

Rum lider Anastasiadis’i, ortalığı karıştırmaya cesaretlendiren bir başka unsur ise ABD’nin Siyasi İlişkilerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland!ın, Türkiye’nin Kıbrıs ile ilgili son dönemde gündeme getirdiği iki bağımsız devletli çözümü kabul etmediklerini belirtmesi ve Başkan Joe Biden’ın Rusya’dan S-400 füze savunma sisteminin satın alınmasıyla ilgili getirilen yaptırımları sürdürmeye kararlı olduğunu söylemesi.

Bu açıklamaya dört elle sarılan Anastasiadis, AB ve ABD ile Türkiye’yi birbirine düşürmek, Rumların arasındaki itibarını tekrardan kazanmak ve bundan pay kopartmanın peşine düştü.

Sığ bir politikacı olan Anastasiadis’in, kendisinin duyması ve memnun olması için söylenmiş bu sözlere inanıp, Türkiye’ye karşı sondaj faaliyetlerine devam etme kararını alması, Rumların geri dönülmez kayıplarına bir yenisinin daha eklenmesi ile sonuçlanacak.

Bana göre Anastasiadis’in bu acemice davranışı, Maraş’ta 3. bölgenin açılmasına, Türkiye Bayraklı ve Türkiye’ye kayıtlı sismik araştırma ve sondaj gemilerinin tekrardan Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölgesinde sismik araştırma yapması ve bulunacak doğalgaz rezerv bölgelerinde de sondaj çalışmalarına başlamasına yol açacak.

Yani akılsız başın cezasını, her zaman olduğu gibi kendileri çekecek. Aynen 9 Eylül 1922’de olduğu gibi, politik ayak oyunlarıyla yönetimleri altına almayı başardıkları Kıbrıs adasının üçte birini 16 Ağustos 1974’de kaybetmeleri gibi…

Prof. Dr. (İnş Müh), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

Akademisyen, Kıbrıs İlim Üniversitesi

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

Devamını Oku

Mehmetçik’siz bir Kıbrıs olamaz!

blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sosyal medyada bir bey, “biz direnmeseydik, Türkiye burayı rüyasında göremezdi” diyor. Ben de ona diyorum ki, Türkiye olmasaydı sen böyle bağımsız bir devlette yaşayıp, böyle laflar edemezdin. Sana mehel görünen sadece azınlıktı.

“Türkiye olmasaydı”yı düşünmek bile istemiyorum zira Türkiye olmasaydı bugün Kıbrıs’ta Türk varlığı olmazdı.

Canını hiçe sayan, Kıbrıs’ı vatanının bir parçası görerek korkusuzca savaşan Mehmetçikle ilgili anılarımız çok. Ben yeri gelmişken birini anlatayım;

Kahraman Mehmetçiklerimiz, 14 Ağustos 1974 sabahı başlayan 2. Barış Harekatında, önlerine çıkan Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) ile onlara Yunanistan’dan takviye gönderilen Komando Birliklerini adeta silindir gibi ezmiş, 15 Ağustos akşam üstü Mağusa’mıza ulaşmışlardı.

96 yıldır hasretle beklediğimiz Mehmetçik ile göz yaşları içinde kucaklaştıktan sonra Mekanize Birlik Komutanı rahmetlik Üsteğmen Erdoğan Acar’a, “Lefkoşa’dan çarpışa çarpışa kaç saatte geldiniz Mağusa’ya” diye sorduğumda aldığım yanıt beni şok etmiş, bir o kadar da Mehmetçiğimizle bir kez gurur duymama neden olmuştu. Bana verdiği yanıt “yaklaşık 1 saat”ti.

Şaşırmamın sebebi,1974 yılında Lefkoşa-Mağusa arası tek şerit bir yol olduğundan için otomobille dahi ancak 45-50 dakikada gelinebilmesiydi.

“Eeee, Rum ordusu ile karşılaşmadınız mı, hiç çarpışmadınız mı?” diye sorduğumda, “Bizi uzaktan gören Rum birlikleri, yakınlaşmamızı bile beklemeden hemen kaçıyorlardı, bu nedenle tek bir kurşun bile atmadan Mağusa’ya geldik” demişti rahmetlik Erdoğan komutanımız.

1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Cumhuriyeti Rumlar tarafından işgal edilmiş olduğu için, yasal prosedürle RMMO’nun gereksinim duyduğu tüm silahlar, tank, kariyer, kamyon, top, tüfek, roket atar ve gerekli olan her tür cephane, bol miktarda yasal yollardan Kıbrıs’a gelmekteydi. Sayıca bizlerin dört katı olan Rumlar da, Kıbrıslı Türkleri adadan atmak ve yok etmek için, korumasız Türk köylerine saldırırlarken, kendilerini “aslanlar” zannediyorlardı. İşte bu çakma aslanların Mehmetçik’in karşısında sıçanlar gibi kaçacak delik aradıklarını gözlerimle görmenin mutluluğunu yaşadım.

17 Ağustos sabahı, ben ve yanımda bir manga mücahitle komutanımızın emri ile Mağusa ve Karpaz bölgesinde bulunan Rum köylerine, “çatışmadan teslim olmaları” talimatını götürmek için yola çıktık. Yaklaşık 15 dakika gittikten sonra ana yolun kenarında Türk Silahlı Kuvvetlerine ait bir cipin yana devrilmiş olduğunu gördük. Tekerlekleri halen dönmekte olduğundan tuzak olabilir düşüncesi ile etkin mermi mesafesi dışında durduk ve silah arkadaşlarımın kimi aracımızın arkasına, kimi de banket içine mevzilenirken ben de temkinli bir şekilde cipe yaklaşmaya başladım. Arkadaşlarımın çalılara ve olası siperlere ateşine kimse yanıt vermeyince etrafta Rum askerleri olmadığına karar verdim ve koşarak cipe yaklaştım.

Yana devrilmiş cipte bir şoför ve bir astsubay vardı. Şoför tarafı yukarıda, astsubayın tarafı yola yapışmış vaziyetteydi. Astsubayın yüzü ve elbiseleri kan içindeydi. Ben her ikisinin de vurulduğunu düşündüm ve hemen astsubayımızı koltuğundan yavaşça çekerek yere boylu boyunca yatırmaya çalıştım. Gözüm sol eli ile sıkı sıkı üzerini kapatmaya çalıştığı, kan içindeki sağ eline gitti. Bir anda başparmağının yerinde olmadığını fark ettim… Kopup bir yerlere fırlamıştı başparmağı.

Astsubayımıza “merak etme parmağını bulup hemen seni hastaneye götüreceğim” der demez, sanırım ne olduğunu yeni yeni fark etmeye başladı ve beni itekleyerek “Silahım, silahım… Silahımı bulmalıyım… O benim namusum” diyerek ayağa kalkmak için hamle yaptı. Bu arada ben de kopan başparmağı arıyordum gözlerimle. “Silahını boş ver komutanım, nasıl olsa buluruz, seni hastaneye yetiştirelim, kanı durdursunlar, parmağını diksinler” dememi hiç dikkate almıyor, -belki de beni hiç duymuyor- “Silahım, silahım… O benim namusum. Onsuz hiçbir yere gitmem” diyordu aralıksız…  

Silah arkadaşlarıma “komutanımızın Kırıkkale 45’lik tabancasını hemen arayıp bulun” dedim. Çare yoktu… Silahı bulmazsak astsubayı hastaneye götüremeyecektik. Bize saatler sürmüş gibi gelen bir iki dakika sonra bir arkadaşımız “buldum” diye haykırıp, koşa koşa astsubayımızın silahını getirdi. Silahını gören astsubayın yüzü güldü ve kendinden geçerek bayıldı.

Silahını parmağından daha önemli gören kahraman Mehmetçiği hemen seferi hastaneye yetiştirdik. Başarılı bir ameliyatla parmağı da yerine dikildi. Ameliyatı yapanların bir tanesi, KKTC 3. Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu, diğeri de rahmetlik amcam Başhekim Dr. Ali Atun’du.

İşte o gün, niye Türk askerinin girdiği her savaşta başarılı olduğuna bir kez daha tanık oldum…

Aradan yaklaşık 20 yıl geçtikten sonra Mağusa’da bir bey yanıma geldi. Tanımıyordum… Bey, kendini tanıtmadan sağ elinin başparmağını uzattı ve gülerek “bunu tanıdın mı?” diye sordu. Nasıl unutabilirdim ki başparmağının kopmuş olmasına rağmen silahı bulunmadan hastaneye gitmeyi reddeden kahraman Mehmetçiği. Sarıldık, kucaklaştık, hasret giderdik…

İyi ki varsın Mehmetçik, iyi ki varsın anavatanım Türkiye’m. Sayende hayattayız, KKTC’mizi kurduk, başımız dik, egemen ve özgürüz…

Devamını Oku

KKTC’deki Rum Okulu Kapatılmalı

blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Prof. Dr. Ata Atun, Kıbrıs İlim Üniversitesi

İşine geldiği vakit Avrupa Birliği’nin üyesi olduğunu öne süren, işine gelmediği zaman da “ben içişlerimde özgürüm” diyen Yunanistan, 24 Temmuz 1923 Lozan Anlaşmasında ve 1968’de imzalanan Kültür Protokolünde yer alan Batı Trakya’da yaşayan soydaşlarımızın yaşam eğitim ve dini haklarını, birer birer ellerinden alarak, fütursuzca anlaşmalara aykırı davranıyor.

Bugün yaşananlara gelmeden bir hatırlatma yapalım; Geçmiş yıllarda Batı Trakyalı soydaşlarımızın dolaşım özgürlükleri yoktu. Sınırın 5 kilometre yakınına bile gitmeleri yasaklanan kardeşlerimiz tapulu topraklarına bile gidemiyordu.

2009 yılından beridir de Batı Trakya’da ve Adalar Denizindeki adalarda yaşamlarını sürdüren soydaşlarımızın çocuklarının Türkçe eğitim aldıkları okullar, 2009 yılında Başbakan olan Yorgo Papandreu’nun bilinçli bir şekilde Yunanistan Eğitim Bakanlığı Özel Genel Sekreterliği görevine atadığı Yorgos Kalancis tarafından bir bir uzun vadeli bir plan çerçevesinde kapatılıyor.

İlk başta Eğitim Bakanlığı Özel Genel Sekreterliğine atanan sonra da Din İşlerinden Sorumlu Genel Sekreterlik görevi de kendisine verilen Kalancis, hem eğitimde, hem de din işlerinde saman altından su yürütmekte ve Yunanistan’da yaşayan soydaşlarımızın haklarını, -Avrupa Birliği’nin yasalarına rağmen- birer birer ellerinden almakta.

Lozan Anlaşmasına göre soydaşlarımızın seçtiği Müftü ile anlaşmalara aykırı olarak Yunan Hükümetinin atadığı Müftü arasında yaşanan yetki sorunu, Kalancis’in marifeti.

Kalancis’in göreve geldiği 2009 yılından başlamak üzere 2010 yılında yaşanan ekonomik krizi bahane ederek kapattırdığı Türk ilkokullarının sayısı 150’ye ulaştı. İlk başlarda Yunanistan’da 250’e yakın Türk ilkokulu bulunmasına rağmen, günümüzde Türk okullarının sayısı 2 haneli rakama düşmüş durumda ve müdahale edilmez, karşı önlemler alınmaz, yaptırımlar uygulanmazsa çok değil 10 sene sonra Türk okullarının sayısının tekli sayıya düşeceği kesin.

Gelelim KKTC’deki duruma; Mehmet Ali Talat’ın Başbakan olduğu 2004 yılı eğitim döneminde Annan Planı rüzgarı ve Rum lider EOKA’cı Tasos Papadopulos’un girişimleri ile Dipkarpaz köyünde açılan Rum okulunun bir bölümü ilkokul diğer kısmı da jimnasyo, yani Ortaokul ve Lise.  Bu okulda görev yapan öğretmenler Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından Rum kesiminde yaşayan öğretmenler arasından seçilerek görevlendirilirken, ders kitapları da Rum tarafından geliyor. Geçen dönem Dipkarpaz Rum okulunda 26 öğrenciye karşın 28 öğretmen bulunmaktaydı.

Öte yandan, KKTC Hükümeti 2004 yılında, Güney Kıbrıs’ın Limasol kentinde yaşayan Kıbrıs Türklerinin çocuklarının Türkçe eğitim alması amacıyla, BM Genel Sekreteri’ne başvuru yaptı. Rum kesimi de onaylamış göründü ancak Limasol’da bir Türk okulu açılmasıyla ilgili olarak verdiği yazılı taahhüdün üzerinden 17 yıl geçmesine rağmen ortada okul mokul yok! Üstelik Limasol’da Türk okulu açılması konusu 7 Haziran 1996 tarihli Güvenlik Konseyi Raporu’nda da yer almış olmasına rağmen… Rumların ayak oyunları nedeni ile mümkün olacak gibi görünmüyor. Zaten kimsenin bunu sorduğu da yok!

Ne mi yapabiliriz? Mütekabiliyet uygulayabiliriz. Anastasiadis’in KKTC aleyhine girişimlerine ve şikayetlerine karşılık olarak ve de Yunan Hükümetinin, Batı Trakya’da ve Adalar Denizindeki adalarda yaşamlarını sürdüren soydaşlarımızın çocuklarının Türkçe eğitim aldıkları okulları kapatmasının karşılığı olarak Dipkarpaz’daki Rum okulunun kapatılması, öğretmenlerin de geri gönderilmesi, doğru bir karşılık olacak. Hiç şüphe yok ki, bu kapatmayla ilgili olarak “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” misali Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle hamisi Yunanistan AB, BM ve ABD’ye her zaman olduğu gibi sayısız şikayetlerde bulunacak. Bizim bu şikayetlere emsal olarak Yunanistan Eğitim bakanlığının Türk okullarını kapatma kararını örnek olarak göstermemiz, en uygun bir siyasi yanıt ve davranış olacak zira biz sustukça, hakkımızı aramadıkça haklı olduklarına inanan mitomanik bir millet var karşımızda.

Prof. Dr. (İnş Müh), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

Akademisyen, Kıbrıs İlim Üniversitesi

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

Devamını Oku

Şanlı Erenköy Direnişi ve Zaferi

blank
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Prof. Dr. Ata Atun, Kıbrıs İlim Üniversitesi

Erenköy Savaşı Kıbrıs Türk halkının var oluş mücadelesinde yazdığı destanların içinde en önde gelenlerindendir. Şanlı TMT’mizin ve Kıbrıslı Türklerin milli mücadelesinde Türkiye’miz ile bağımızı sağlayan bir köprübaşı vazifesi görmüştür Erenköy. Başarısız, emekli Yarbaylıktan Bakanlar Kurulu kararı ile Generalliğe atanmış  çakma bir komutan olan Grivas’ın, Kurtuluş Savaşı döneminde Anadolu’da sayısı onlara varan yenilgilerinin en sonuncusudur, 8 Ağustos 1964 saldırısı. Yunan Komando Tümeninden aldığı destekle, RMMO’nun en seçkin personeli ile 6 Ağustos 1964 günü saldırdığı Erenköy’den, Anavatanımız Türkiye’mizin desteği ve yardımları ile, yenilmiş ve büyük bir zayiat vermiş bir komutan olarak kaçmak zorunda kalmıştı.

“Şanlı Erenköy Direnişi ve Zaferi”ni Milli Mücadele tarihimize altın sayfalarla yazan aziz Şehitlerimizi, Yüzbaşı Cengiz Topel’imizi ve an itibarı ile vefat etmiş gazilerimizi rahmetle anarken, yaşamlarını halen sürdürmekte olan gazilerimize de uzun ve sağlık dolu bir yaşam dilerim. İyi ki vardınız, iyi ki canınızı bu ülke için siper ettiniz. Sayenizde 20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatına kadar Rum saldırılarına direnmeyi başardık. Bugün egemen ve özgürüz. Gururumuzsunuz.

Prof. Dr. (İnş Müh), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN

Akademisyen, Kıbrıs İlim Üniversitesi

KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

Devamını Oku