780’İNCİ DOĞUM YILDÖNÜMÜNDE YUNUS EMRE-(II-)

İndik Rum’u kışladık, çok hayr u şer işledik

Uş bahar oldu geri, göçtük elhamdürüllah.

Yunus Emre, milli kültürümüzün en zirvedeki ismidir. Türk kültürünün zenginleşip beslenmesinde ve yaygınlık kazanmasında, rolü büyük olmuştur. Zamanımıza, asırlar ötesinden seslenmesi ve değerini yitirmemiş sözler etmesi, bunu göstermektedir. Yunus için Dünya bir gurbettir. Çünkü varmak istediği yer, Tanrı’nın yanıdır. Bu yüzden kendini, bu Dünya’da hep garip ve yalnız görmüştür. Bir şiirinde bu durumunu şöyle belirtmiştir.

Acep şu yerde var m’la,

Şöyle garip bencileyin?

Bağrı başlı gözü yaşlı,

Şöyle garip bencileyin?

Gezerim Rum ile Şam’ı,

Yukarı illeri kamu,

Çok istedim bulamadım,

Şöyle garip bencileyin?

Hey Emre’m Yunus biçare,

Bulunmaz derdine çare,

Var imdi geç şardan şara,

Söyle garip bencileyin?

Türk tasavvuf edebiyatına ölümsüz şiirler bırakmıştır. İnsanın, insanlaşmasını anlatır. Birbirine dostça bakılmasını söyler. Bu tür şiirleri insan sevgisiyle mayalanmıştır. İnsanı, kökleriyle kavrayan, toprak üzerinde bereketiyle yaşatmayı amaçlayan, yarınlara hazırlayan evrenin sonsuzluğunu anlatımıyla gösteren özelliklere sahiptir. Yunus’un, dünya nimetlerinde, mevkide, makamda gözü yoktur. Tanrı sevgisiyle, halkının gönlünü temizlemek, berraklaştırmak için çaba harcamıştır. O, şiirimizin en berrak kaynağıdır. Tanrı aşkı, insan sevgisi tasavvufa bağlılığı onun lirik (coşkun) dilinde özentisiz, içli bir söyleyişle kendini göstermiştir. Dost canlısıdır, bu dünyada hep gerçek bir dost aramıştır. Kimseye dargın değildir, alçak gönüllüdür. Bir şiirinde:

“ Ol dost bize gelmez ise,

Ben dosta geri varayım.

Çekeyim çevr-i cefayı,

Dost yüzün görüvereyim.

Kurulmuştur dost dükkânı,

Dost içine girmiş gezer.

Günahım çok, gönlüm sızlar,

Ben dosta çok yalvarayım.

Burada şunu vurgulayalım ki, aradığı dost, insan değildir, Tanrı aşkının ruhundaki yakınlığıdır. Yunus bu dünyanın geçici olduğunu, asıl hayatın öldükten sonra olacağı inancını benimsemiştir. Özlediği âlem, bu dünyaya ait güzellikler değildir. Manevi bir iklimi olan, fizik ötesi bir Tanrı mekânıdır. Orada her şey yaratanın ismini zikreder, her şey Tanrı’nın adıyla konuşur.

Şol Cennet’in ırmakları,

Akar Allah deyü deyü!

Çıkmış İslam bülbülleri,

Öter Allah deyü deyü!

…”

Bu ilahisinde adını verdiği mekâna bakarsanız, burası dünyaya ait bir yer değil, iyi ve güzel insanlar için vadedilmiş olan Cennet’tir.

Yunus, yaşadığı dünyaya, bu dünyada gördüğü her nesneye, canlıya anlamlı bir gözle ve anlamak için bakmıştır. Çünkü onlarda yaratanın gücü ve sırları saklıdır. Bu gerçek kavranırsa, her şeyin, yaratıcıya ait olduğu, “bunlar benim diyenlerin”, sahip olduklarını, bir gün bırakıp gidileceklerini bilmelerine ve bu gerçeği kavramalarına yardımcı olacaktır. Doğada bu gerçeğin dili mevcuttur, buna anlayacak bir gözle bakılması yeterli olacaktır. Yunus’ta gerçek şudur ki, kainatta her şey Tanrı’dan bir parçadır ve ondan başka varlık yoktur. Bir gün her şey onun bütünlüğünde birleşecektir. Vahdet-i Vücut görüşündeki bu birlik, Yunus’un dilinde istenilene, özlenene kavuşmasının özgün bir ifadeyle açıklamasını bulmuştur.

Mal sahibi mülk sahibi,

Hani bunun ilk sahibi?

Mal da yalan mülk de yalan,

Biraz da gel sen oyalan.

Derken, bu gerçeği bilen bir mantığa sahip olunmasının önemini vurgulamıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.