Reklam
Reklam

GAZETECİ, ÇAĞIN VE ÇIĞLIĞIN TANIĞIDIR

Halil Eğriboyun
Halil Eğriboyun
  • 11.01.2019
  • 211 kez okundu

Dün
Çalışan Gazeteciler Günüydü. Çalışan Gazeteciler günü nedeniyle Muğla Büyükşehir Başkanı Osman Gürün Muğla ve ilçelerinde görev yapan gazetecilere Gazi Mustafa Kemal Kültür Mekezinde bir kahvaltı verdi.
Kahvaltıda neler konuşuldu ne gibi konular konuşuldu bunun yazısının önümüzdeki günlerde bu köşede okuyacaksınız.
Ancak.. bugün ben 28 Aralık 2018 tarihli Yenigün Gazetesinde ki köşemde yayınladığım yazımı tekrar yayınlamak istiyorum
Xxx
Atatürk gazetecilere görevlerini en güzel şu sözle tanımlamış;
“Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır.”
Kaç yılında söylemiş?
1929.
Yani 89 yıl önce…
Aradan geçen 89 yıl.
Atatürk’ün dediği gibi,,.
Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini ve bildiklerinin samimiyetle yazabiliyor mu?
Yanıt…
Tabi ki…
Hayır.
Xxx
Kolombiyalı Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez.
‘Gazeteci, yaşadığı çağın tanığıdır’ demiş.
Gazeteciliğin en güzel tanımı bu…
Ben bu söze bir ekleme yapmak istiyorum.
Gazeteci…
Yaşadığı çağın olduğu kadar, birlikte yaşadığı horlanmış bozuk düzenin çarkları arasında ezilmiş yoksullarında çığlına tanıklık edendir.
Hatırlayalım…
Çok değil…
Bu yıl beratla sonuçlanmış bir dava vardı.
Ergenekon adlı bir dava…
Ümraniye’de bulunan bombalar delil gösterilerek,8 yıl önce açılmıştı.
Dava kapsamında…
Çoğunlukla gazeteciler tutuklandı.
Silivri Cezaevinde yıllarca tutsak tutuldu.
Gazeteciler içeride, eşleri ve çocukları dışarıda perişan oldu.
Dava yıllarca sürdü.
Ben bile, Muğla’dan Silivri’ye iki duruşmaya katıldım.
İlkinde yalnız değildim.
Yanımda Özgürce köşesinin yazarı Özcan Özgür’de vardı.
Gazeteci-Yazar Mustafa Balbay, sanık sandalyesinde savunmasını yapıyordu.
Kolombiyalı Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez,“Gazeteci, yaşadığı çağın tanığıdır” der.
Gazeteci –Yazar Mustafa Balbay, Nobel ödüllü yazarın bu sözünü anımsattı
Ve şöyle dedi;
“Bizi çağın tanığı değil, çağın sanığı yaptınız”.
Bu davadan beraat etti.
Sanık olmaktan kurtuldu.
Çağın tanığı olmaya devam ediyor.
Çünkü…
Halen yazıyor.
XXX

Uğur Mumcu…
Cumhuriyet Gazetesinde “Gözlem” başlıklı köşenin yazarıydı.
Araştırmacı bir gazeteciydi.
Onlarca kitap yazdı.
Basında ustaydı.
Usta yazarsa, kimse yalanlayamazdı.
Onun içinde…
1993 yılının karlı bir ocak ayıydı.
Aracına bomba koyarak katlettiler.
Uğur Mumcu ile1984yılında BBC Türkçe’de bir söyleşi yaptı.
Söyleşide Ayça Abakan soruyordu:
-Ben tekrar gazeteciliğe döneyim… Nasıl bir uğraş gazetecilik sizin için?
Uğur Mumcu soruyu içtenlikle yanıtlıyordu.
Mumcu, gazeteciliği şöyle tanımlıyordu;
“Gazeteciliği tek başına gazetecilik diye almıyorum.
Sanat için sanat gibi. Gazetecilik, bir siyasi işlevin parçasıdır.
Onun bir parçası olarak görüyorum.
Siyasi kavganın, siyasi mücadelenin bir kürsüsü olarak niteliyorum.”
Uğur Mumcu…
Gazeteciliği bir siyasi işlevin parçası ve siyasi mücadelenin kürsüsü olarak görüyordu.
Peki neden?
Ekonomik kültürel ve tarihsel gibi, her alanımızda siyaset yer alıyordu.
Yaşamda kalabilmemiz için kılcal damarlarımızda bile siyaset dolaşıyordu
Yaşayabilmek içinde siyasete ihtiyacımız vardı.
Uğur Mumcu’nun 1984 yılında ,”gazetecilik, bir siyasi işlevin parçasıdır.
Siyasi mücadelenin bir kürsüsüdür” dediğine göre, gazetecilik insan yaşamında zorunlu olduğunu gösteriyordu.
Küresel ilklimle…
Su bulandı, hava kirlendi ve mevsimler karıştı.
Çok az sayıda gazetecinin dışında, gazeteciler mesleği, gazetecilikten başka bir şey yaptı.
XXX
Günümüzde ise…
Eğilmeyen bükülmeyen, Dik duruşlarıyla bizleri aydınlatan gazeteci sayısı çok az sayıda kaldı.
İki elin parmak sayısını geçmez derler ya…
Öyle bir şey!
O çok az sayıdaki gazeteciler…
Yürekleriyle yazıyorlar.
Yürekleriyle TV’de yorum yapıyorlar.
Yürekleriyle yorumlarını gazetelerin sütunlarına aktarıyorlar.
Zalimlerin paltolarını değil, haksızlıkların karşısında kafa tutuyorlar.
Onlarda olmasa…
Kalemlerden akan yazı karanlıkta meşale, Tv programları aydınlıkta güneş olmayacak.
Onların sayesinde
Yüreğimizde meşale yanıyor.
Bağrımıza da Güneş doğuyor
Aksi halde…
Hepimiz baharı göremeyeceğiz ve kar-buz kışı yaşayacağız.
Güneş doğacak.
Eğilip bükülen, düğme ilikleyen, eyyamcılık ve karanlığın içindeki gazeteci fotokopiler, yanan meşaleyle uyanacaklar,
Doğan güneş karşısında da gözleri kamaşacak.
Ve…
Fotokopi gazeteciler gidecek,
Gerçek gazeteciler gelecek.
Gerçek gazetecilerin fotokopileri de silinip gidecekler!

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ