Reklam
Reklam

Abdurrahman Koçak Oruç

Şafak Turgut
Şafak Turgut
  • 13.04.2018
  • 169 kez okundu

Yenigün Gazetesi olarak ilk yazıları yapmaktan ve ilk röpörtajları sizlere sunmaktan haklı gururumuzu yaşarken, işte yine çok konuşulan ve her yıl anlatılan bir konuyu işledik. Muğla İl Müftüsü Abdurhaman Koçak’ın önderliğin de okuyucular ile buluşan Cuma sohbetlerinde Oruç konusu var bugün.
İslam’ın beş esasından biri de Ramazan ayında oruç tutmaktır. Oruç niyet ederek tan yerinin ağarmaya başlamasından (yani imsak vaktinden) itibaren güneş batıncaya kadar yememek, içmemek gerekir.
Oruç, bizi dünyada kötülüklerden sakındıran, ahrette cehennem ateşinden koruyan ve günahlarımızın bağışlanmasına vesile olan önemli bir ibadettir. Peygamberimiz şu müjdeyi veriyor.
‘Kim inanarak ve mükafatını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır’.
Orucun faydaları
Biz orucu herhangi bir menfaaat düşüncesi ile değil, yalnız Allah’ın emrini yerine getirmek ve onun rızasını kazanmak için tutarız. Oruç, bu niyetle tutulduğu taktirde makbul olur.
Ancak, Allah’ın her emrinde olduğu gibi oruç ibadetinde de birçok hikmetler, bizim için meddi ve manevi pek çok faydalar vardır. Biz orucu Allah rızası için tutmakla beraber, bize sağladığı faydalarıda bilmek ve değerlendirmek durumundayız.
Oruç, ahlakımızı güzelleştirir.
Oruç, belirli bir süre sadece aç kalma olayı değildir. Oruç, köklü bir irade terbiyesi, insanı köklü alışkanlıklardan temizleyen iyi huylar kazandıran bir ahlak eğitimidir.
Peygamberimiz (sas.) şöyle buyuruyor.
‘Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa, Allah onun yemesini, bırakmasına değer vermez’.
Bu hadis-i şerifte orucun yüksek hedefi açıkça gösterilmiş, bu ibadetlerin sadece aç ve susuz kalmaktan ibaret olmadığı, esas gayenin insanı olgunlaştırmak, ahlak ve fazilet sahibi olarak yetiştirmek olduğu bildirilmiştir.
Oruç, kötülüklerden korur.
Kur’an-ı Kerim’de orucun farz oluşunu bildiren ayette Yüce Allah, ‘Ey İman edenler! Sizden önceliklere farz kılındığı gibi, sizin üzerinize de Oruç farz kılındı, ta ki korunasınız’. Buyurarak orucun hikmetine dikkatimizi çekmiştir.
Allah Teala, her derde deva verdiği gibi, her kötülüğe karşı da bize korunma vasıtası vermiştir ki oruç ibadeti bunlardan biridir.
Nitekim sevgili Peygamberimiz orucun bu koruyucu özelliğini güzel bir benzetme ile şöyle açıklamıştır.
‘Oruç, bir kalkandır’. Bilindiği gibi kalkan, eskiden savaşlarda insanı kılıcından koruyan bir vasıta idi. İşte oruç, müslümanı dünyada günah işlemekten, ahrette cehennem ateşinden koruyan bir vasıtadır.
Dünyada her kötülüğün başı, Allah’ı unutmak ve sorumluluk duygusunu kaybetmektir. Oruç ise bize daima Allah’ı hatırlatır, sorumluluk duygusunu geliştirir. Bir ay boyunca devam eden bu manevi eğitimin olumlu tesiri ile insan, davranışlarını kontrol altına alarak her türlü kötülükten uzaklaşır.
Oruç, merhamet duygularını geliştirir.
Böylece yokluk içinde kıvranan fakirlerin sıkıntılarını içinde duyarak, şefkat ve merhamet duyguları gelişir. Bunun sonucu olarak da fakirlere yardım elini uzatarak sıkıntılarını giderir, toplumun huzur ve mutluluğuna katkıda bulunur.
İşte orucun bize verdiği sosyal adalet dersi…
Bizim için en güzel örnek olan Peygamberimiz, insanların en cömerdi idi. O, açları doyurur, kendisi aç kalırdı. Ramazan ayında cömertliği odak noktasına ulaşır, elinde ne varsa yoksullara dağıtırdı. Peygamberimizin eşi Hz. Aişe diyor ki:’Allah’ın Resulu üç gün peş peşe karnını doyurmamıştır. İsteseydi doyururdu. Lakin yoksulları doyurup, kendisi aç kalmayı tecih ederdi’.
Hz. Aişe, Peygamberimizin vefatından sonra ne zaman bir yemek yese ağlamaya başlardı. Bir defasında niçin ağladığı kendisine sorulunca şu cevabı vermiştir: ‘Hz. Muhammed (sas). Sağlığında doyasıya bir günde iki defa yemek yiyemedi. Onu hatırladığım için ağlıyorum’.
Hz. Ömer’in Halifeliği zamanında dokuz ay süren bir kıtlık olmuştu. Ömer, ‘İhtiyaç sahipleri bize gelsin’ diye halka duyuru yapmış kendiside Müslümanlar bolluğa kavuşuncaya kadar ekmekle beraber zeytinyağından başka katık yemeyeceğine yemin etmişti.
Halkın sıkıntılarını yüreğinde hisseden ve onlardan farksız olarak yaşayan bu büyük insan, elbisesi yıkandığı ve başka bir elbisesi olmadığı için bir gün Cuma’ya geç gitmiş ve bu yüzden cemaatten özür dilemiştir.
Vaktiyle Mısır’da yıllarca süren bir kıtlık olmuştu. O sırada devletin hazinesi Yusuf’un (as.) elinde idi. Halk açtı. Hz. Yusuf da bütün imkanlara sahip olduğu halkın karnını doyurmuyordu.
Neden böyle yaptığı kendisine sorulunca, içinde yaşadığı toplumun acılarını yaşadığını toplumun acılarını yüreğinde duyan bir sorumluluk anlayışı ile şu cevabı vermiştir:
‘Eğer ben tok olursam, açların halini anlayamam, yoksulları gereği gibi düşünememe’.
Oruçla kalpten kalbe yol açılır. Birinden şefkat ve merhamet, diğerinde sevgi ve sagı.
Oruç, sağlığı korur.
Sevgili peygamberimiz, orucun sağlığımız yönünden önemini şöyle belirtiyor.
‘Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz’
İnsanlığın büyük mürşidinin söylediği bu söz, tıbben de kanıtlanmıştır.
Oruç, nimetlerin kıymetini öğretir.
İnsan, elinde olan nimetlerin kıymetini ancak bunlar elinden çıktıktan sonra anlar. Fakat iş işten geçtiği için bunun yararı olmaz. Oruç tutmakla bir süre nimetlerden uzak kalan insanın gözünde bu nimetlerin daha iyi anlaşılır.

Bu anlayışla insana, onları daha iyi korunmasını ve nimetleri kendisine veren Allah’a daha çok şükretmesini öğretir. Nimetlere şükür ise onların çoğalmasına vesile olur.
Allah Teala şöyle buyuruyor:
‘Andolsun, şükrederseniz elbette (nimetimi) arttırırım.
Oruç insana sabırlı olmayı öğretir.
Oruç tutmakla belirli bir zaman kendini yememeye, içmemeye alıştıran insan, hayatta bkarşısına çıkabilecek güçlüklere kolaylıkla sabreder, açlara ve sıkıntılara dayanmasını, zorlukları yenmesini bilir.
Oruçludan beklenen
Oruç, sadece yemeyi içmeyi bırakmak değil, aynı zamanda kötülüklerden de uzaklaşmaktır. Midemiz, yiyecek ve içeceklerden uzak kaldığı gibi, dilimiz yalandan, ellerimiz haram işlerden, gözlerimiz harama bakmaktan, kulaklarımız yalan ve dedikodu dinlemekten, ayaklarımız kötü işler peşinde koşmaktan uzaklaşarak oruçtan nasibini almalıdır.
Oruçtan beklenen budur.
Oruç tutan bir Müslüman çeşitli yemeklerle donatılmış bir sofranın başında helal olan nimetlere elini sürmez, sabırla iftar vaktini bekler. Allah’ın emri karşısındaki bu teslimiyet ulvi bir manzaradır. Orucun müslümana kazandırdığı bu irade terbiyesi , insan nefsani arzuların esaretinden kurtarıp adeta melekleştiren gerçek bir eğitimdir.
Helal olan şeylere bile elini sürmeyen bu oruçlu, nasıl olurda harama el uzatabilir. Vücudun ihtiyacı olan faydalı yiyecek ve içecekleri istediği zaman bırakabilen bir mümin, nasıl olurda zararlı içkileri kullanmaktan vazgeçmez. Oruç bize, belirli bir süre helal olan şeylerden uzaklaşmakla haramlardan sakınmayı öğretir.
Orucun mükafatı
Lütfu ve ihsanı sonsuz olan Yüce Allah, kullarının ibadetlerine, yaptıkları iyiliklere bire ondan yediyüa katana kadar mükafat vereceğini bildirdiği halde, bir kudsi hadiste, ‘oruç, benim içindir, onun mükafatını ben veririm’ buyurarak oruca ayrı bir önem vermiş, dolayısıyla mükafatının çok fazla olacağına işaret etmiştir.
Oruç, büyük bir sabır ve fedakarlık sonucu yerine getirilen bir ibadet olduğu için, karşılığı da ona göre kat kat fazlasıyla verilecektir. Hatta oruçların kendileri için özel olarak ayrılan, ‘Reyyan’ kapısından cennete girecekleri Peygamberlerimiz tarafından bildirilmiştir.
Oruç’lu Allah’ına kavuşup mutluluğun zirvesine çıktığı gün en büyük sevinci yaşayacaktır.
Oruç kimlere farzdır?
Bir kimseye orucun farz olması için kendisinde üç şartın bulunması gerekir. Bunlar:
Müslüman olmak, akılı olmak, ergenlik çağına gelmiş bulunmak,
Bu şartlar kendisinde bulunduğu halde, oruç tutamayacak derecede hasta olanlar ile yolcu olanlar, oruç tutamayabilirler. Hastalar iyileşince, yolcular da memleketlerine dönünce tutamadıkları günlerin orucunu kaza ederler.
Ergenlik çağına gelmeyen çocuklara oruç tutmak farz değildir. Ancak bünyelerine zarar vermeyecek şekilde çocukları da yavaş yavaş oruç tutmaya alıştırmak uygun olur.
Loğusa olan kadınlarla adet gören kadınlar bu hallerinin devam ettiği günlerde oruç tutamaz, namaz kılamazlar. Bu sebeple Ramazan ayında tutamadıkları oruçları Ramazan’dan sonra uygun bir zamanda kaza ederler, yani gününe gün tutarlar. Kılamadıkları namazları ise kaza etmezler.
Ramazan orucu kaç gündür?
Ramazan ayı bazı yıllarda 29, bazı yıllarda da 30 gün olmaktadır. Ramazan ayı 29 gün olduğu zaman oruç yine tamdır. Çünkü farz olan ramazan ayının tamamını oruçlu geçirmektedir. Bu sebeple, Ramazan ayının 29 gün olduğu yıllarda tutulan orucun eksik olması söz konusu değildir.
DEVAMI
Nitekim peygamber efendimiz dokuz ramazan orucu tutmuştur. Bunlardan dördü 29 gün, beşi de 30 gün olmuştur.
Ramazn ayı girmeden önce, onu karşılamak maksadıyla bir veya iki gün oruç tutmak doğru değildir. Böyle bir oruç, farz olan Ramazan orucuna ilave görüntüsü taşıdığından mekruh görülmüştür.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
‘Sizden biriniz Ramazan’ı, bir gün veya iki gün oruçla karşılamasın! Ancak mutadı olan bir orucu tutuyorsa onu tutsun’.
Ayın ve haftanın belirli günlerini oruç tutmayı alışkanlık haline getiren kimsenin oruç tuttuğu günler Ramazan öncesindeki iki güne rastlarsa bu oruçları tutmak mekruh olmadığı gibi, Ramazan’dan önce iki günden fazla oruç tutmak da mekruh değildir.
Ramazan Ayının Başlangıcının ve Sonunun Tesbit Edilmesi
Farz olan orucun vakti ramazan ayıdır. Bu sebeple ramazan ayının başlangıcı ile bayram gününün doğru olarak belirlenmesi büyük önem taşır. Ramazan ayı ile bayramları, hilali gözleyerek etmek esas olmakla birlikte bunlar, astronomi ilminden yararlanarak hesapla da tesbit edilebilir. Maksat, ramaan ve bayramların doğru olarak belirlenmesidir.
Nitekim namaz vakitleri de kitap ve sünnette güneşin hareketi ile (daha doğrusu dünyanın güneş etrafında dönmesi ile) meydana gelen ışık ve gölge durumlarına bağlanmışken bugün bunlar dikkate alınarak namaz vakitleri hesapla belirlenerek takvimlerde gösterilmektedir.
Oruç çeşitleri
Beş çeşit oruç vardır:
Farz olan oruçlar: Ramazan ayında oruç tutmak, Ramazan’da tutulamayan orucu başka günlerde kaza etmek ve kefaret orucuna farzdır.
Vacip olan oruçlar: Adak oruçları ile bozulan nafile oruçları kaza etmek vacipdir.
Sünnet olan oruçlar: Muharrem ayının dokuzuncu gününü onuncu günü ile veya onuncu gününü onbirinci günü ile beraber tutmak sünnettir.
Müstehab Olan Oruçlar: Kameri ayların on üç, on dört ve on beşinci günleri haftanın pazartesi ve Perşembe günleri ve Ramazan’dan sonra Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehabdır.
Mekruh olan oruçlar: Mekruh olan oruçlar iki kısımdır.
Tenzihen mekruh olan oruçlar: Muharrem ayının sadece 10. Günü ile yalnız Cuma ve Cumartesi günlerinde oruç tutmak, akşamdan iftar etmeyerek bir günün orucunu ertesi güne birleştirmek mekruh olduğu gibi, kişiyi zayıf düşürmesi ve orucu adet haline getireceği için senenin tamamını oruç tutmakta mekruhtur.
Tahriben mekruh olan oruçlar: Ramazan bayramının birinci günü ile Kurban bayramının dört günü oruç tutmak Allah’ın ziyafetinden kaçmak doğru değildir.
Oruca ne zaman ve nasıl niyet edilir?
Orucun önemli bir şartı da niyettir. Niyetsiz oruç sahih değildir. Bu sebeple niyetin ne zaman ve nasıl yapılacağının bilinmesi gerekir.
Niyet zamanı itibariyle oruçlar ikiye ayrılır;
Güneşin batışından itibaren gündüz kuşluk vaktine kadar niyet edilen oruçlar, Ramazan ayında tutulan, belirli günlerde tutunması adanan oruçlar ile nafile olarak tutulan oruçlardır.
Bu oruçlara geceleyin imsak vaktinden önce niyet edilebileceği gibi, gündüz kuşluk vaktine kadar da niyet edilebilir, imsakten öncede niyet etmek daha faziletlidir.
Gündüz orucu niyetin caiz olması, imsak vaktinden sonra bir şey yemeyip içmemeye ve orucunu bozan bir iş yapmamaya bağlıdır. Eğer oruca aykırı bir iş yapılmış ise gündüz niyet caiz olmaz.
İmsak vaktinden önce geceleyin niyet edilmesi gereken oruçlar;
Bunlar, Ramazan’da tutulamayıp başka zamanda kaza edilen Ramazan orucu ile her çeşit kefaret oruçları, başlanıp da bozulan nafile oruçların kazası ve mutlak olarak adanan (zamanı belirlenmeyen) oruçlardır.
Bu oruçlar için belirlenen bir vakit olmadığından bunlar için imsaktan önce geceleyin niyet etmek lazımdır. Bu oruçlara tan yeri ağardıktan yani imsak vakti geçtikten sonra niyet edilmez. Ramazan orucuna akşamdan itibaren kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir. Şöyle ki, normal olarak oruca sahur yemeğini yedikten sonra niyet edilir. Ancak sahurda uyanamayıp yeme içme zamanının bittiği imsak vaktinden sonra kalkan bir kimse, güneş doğmuş olsa bile, kuşluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmasın.
Sahura kalkmak isteyen bir kimse akşamdan sonra yarının orucuna niyet edebilir, geceleyin kalkıp tekrar niyet etmesi gerekmez. Oruç tutmak maksadıyla sahura kalkmak niyet sayılır. Sahura kalkmayan ve oruca niyet etmeyen bir kişi kuşluk vaktine kadar niyet edebilir. Böyle geç niyet enlerin orucunda bir eksiklik yoktur. Kuşluk vaktinden sonra oruca niyet edilmez.
Niyeti esasen kalp ile olur. Yani geceleyin yarın oruç tutulacağını kalbinden geçiren kimse niyet etmiş demektir. Oruç tutmak düşüncesi ile sahur yemeğine kalkan kimsenin bu düşüncesi de niyettir. Oruca kalp ile niyet etmek yeterlidir. Ancak kalp ile yapılan bu niyeti dil ile söylemek daha iyidir. Bu sebeple oruç tutacak olan kimse, hem içinden niyet etmeli, hem de dil ile:
‘Niyet ettim Ramazan-ı Şerif’in yarınki orucuna’ diye söylemelidir. Her günün orucuna ayrı niyet etmek lazımdır.
Sahur ve iftarın fazileti
Sahur yemeği, oruca dayanma gücü verir. Duaların kabul edildiği vakitlerden biride sahur zamanıdır. Oruçlu sahura kalkıldığı zaman , dilekleri için dua etmeli ve Allah’tan günahların bağışlanmasını istemelidir. Oruç ibadetini tamamlayıp iftar vaktine yetişen kimse, bundan büyük mutluluk ve sevinç duyar. Tuttuğu orucun mükafatını almak üzere, kıyamet gününde Allah’ın huzuruna vardığı zaman en büyük sevinci tadacaktır. Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
‘Oruçlunun iki sevinci vardır. Biri iftar ettiği vakit, diğeri de Allah’a kavuştuğu zamandır’.
İftar vakti yapılan dualar kabul edilir. Peygamberimiz (sas.) bu konuda şöyle buyurmuştur.
Üç kimsenin duası geri çevrilmez, kabul edilir.
Oruçlunun iftar vaktindeki duası, adetli kişilerin duası ve mazlumun duası.
Ramazan orucunu başka zamanda tutmayı mübah kılan özürler
Özürsüz olarak oruç tutmamak hem günahtır hem de cezası vardır. Hastalık, yolculuk, gebe ve emzikli olmak, yaşlılık gibi durumlarda oruç tutulmayabilir.
Oruç tutmaya gücü yetmeyen düşkün ve yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar Ramazan ayının her günü için birer fidye verirler. Bu fidyeler ramazan’ın başlangıcında verilebileceği gibi, Ramazan’ın içinde veya sonunda da verilebilir. İsterse fidyenin hepsini bir fakire topluca verir, ayrı ayrı fakirlere de verebilir.
Kaza ve kefalet
Kaza: bozulan orucun yerine gününe gün oruç tutmaktır.
Kefaret: Bozulan bir gün orucun yerine iki kameri ay veya altmış gün peş peşe oruç tutmak demektir. Ayrıca bozulan orucun da kaza edilmesi gerekir. Kefaret sadece Ramazan ayında tutulan orucun mazeretsiz, bile bile bozulmasının cezasıdır. Diğer oruçların bozulması halinde yalnız kaza, yani gününe gün oruç tutmak yeterli olur.
Ramazan orucu öbür aylarda kaza edilirken bilerek bozulsa yine kaza lazım gelir, kefaret icap etmez.
Kefaret orucu, ara verilmeden peş peşe tutulacağı için Ramazan ayına ve oruç tutulması haram olan günlere rastlamaması lazımdır.
Kefaret orucuna kameri aylardan birinin ilk gününde başlanırsa iki ay ara vermeden oruç tututlur. Bu aylardan ikisi de yirmi dokuzar gün olsa bile iki tam ay oruç tutulduğu için kefaret tamamlanmış olur.
Ayın ilk günü değil de diğer günlerde başlanırsa hiç ara vermeden 60 gün oruç tutarak kefaret tamamlanır. Herhangi bir sebeple kefaret orucuna ara verilir veya eksik tutulursa, yeniden başlayıp 60 günü kesintisiz tamamlamak lazımdır. Kadınlar kefaret orucu tutarken araya giren özel sebeplerden orucunu tutmaya bilir.
Orucu bozup, yalnız kazayı gerektiren şeyler
Un, hamur, bir defada tuz ve zeytin çekirdeği gibi yenilmesi yada yutulması mutat olmayan şeyleri yemek ya imsak vakti geçtiği halde daha vakit vardır znnederek yemek ve içmek
Ramazan orucundan başka bir orucu bozmak
İçi olmayan ceviz ve badem yutmak
Boğazına kaçan kar veya yağmuru kendi isteği olmayarak yutmak
Başkasının zorlaması ile orucu bozmak
Dişleri arasında kalan nohut tanesi kadar kırıntı varsa onu yutmak
Abdest esnasında ağzına ve burnuna su alırken kendi elinde olmayarak boğazına su kaçması
Unutularak yiyip içtikten sonra oruç bozuldu diye yiyip içmek
Kendi isteği ile ağıza dolusu kusmak
Güneş batmadığı halde battı zannederek iftar etmek
Misafir iken oruca başlayıp ikamete niyet ettikten sonra yemek
Orucu bozmayan şeyler
Oruçlu olduğunu unutarak yemek yemek, içmek,
Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:
‘Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, (sakın) bozmasın. Çünkü onu, Allah yedirmiş, içirmiştir’
Unutulurken yiyip içilirken oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzını boşaltıp yıkar ve oruca devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra boğazından aşağıya bir şey geçerse orucu bozulur. Bir suya dalıp kulağına su kaçmak, kendi isteği olmadan boğazına toz ve duman girmek, kendiliğinden içerden gelen kusuntunun tekrar kendiliğinden içeri girmesi, ağzının tükürüğünü yutmak, burun kanamsında yutulan kan, makyaj yapmak orucu bozmaz.
Oruçluya mekruh olan şeyler
Bir şey tatmak, kan aldırmak,
Oruçta mekruh olmayan şeyler
Gül ve misk şeyleri koklamak, ağzına su alıp çalkalamak, yıkanmak.
Oruçluya müstehab olan şeyler
Sahura kalkıp yemek yemek,
İftarda okunacak dua
‘Allahümme leke sumtü ve bike amentü ve aleyke tevekkeltü ve ala rızkıke eftartü ve savme’l-ğadi min şehri Ramazane neveytü, feğfirli ma kaddemtü ve ma ahhartü’.
Allahım! Senin rızan için oruç tuttum, sana inandım ve sana güvendim. Senin rızkınla orucumu açtım ve Ramazan ayının yarın ki orucuna da niyet ettim. Benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla’.
Oruçla ilgili çeşitli hükümler
Unutarak yiyip içen veya oruçlu iken kusan bir kimse, orucunun bozulduğunu zannederek yiyip içse, kaza lazım gelir. Fakat kusmakla orucun bozulmadığı bilindiği halde yer ve içerse kendisine hem kaza hem de kefaret gerekir.
Oruç tutun. Dünya geçici, sonsuzluk gerçek, yaptığınız ve yaşadığınız şekilde Allah’ın huzurunda olacaksınız. Nefsinize ve yaşadığınız hayata uyumlu olun, sabırlı ve imanlı günler’.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ